M01-D08
Tasarımın etiği: mekân, insan ve iz
Bir çekimin mekâna, yerel topluluğa ve çevreye bıraktığı izleri somut durumlar üzerinden tartar.
Yapım Tasarımı Akademisi — M01, Yapım tasarımı nedir · 2.288 kelime · 8 tasarım durumu · 2 film örneği · ≈ 10 dk okuma · 15 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Gerçek bir mekânda çalışan ekip bir misafirdir: mekân çekimden önce de vardı, çekimden sonra da var olacak. Tasarımcının etik sorumluluğu üç yerde toplanır: mekânın kendisine kalıcı bir zarar vermemek, mekânın içindeki insanların neye onay verdiklerini gerçekten bilmelerini sağlamak ve filmin o mekânda ve o insanlarda bırakacağı izleri önceden düşünmek.
Tarihî ve kırılgan mekânlarda değişiklik mekânın üzerine değil önüne kurulur; her değişiklik, nasıl geri alınacağı yazılarak ve belgelenerek yapılır. İzin kâğıdı yasal bir korumadır, ama bilgilendirilmiş onamın yerini tutmaz. Çekim bittiğinde mekân, çekimden önceki fotoğraflarla karşılaştırılarak teslim edilir.
Kameranın önüne çıkan herkes, ön planda da arka planda da, filmde insan olarak görünmeyi hak eder. Arka plandaki yüzlerin karanlıkta mı kalacağı yoksa okunabilir mi olacağı bir ışık ve tasarım kararıdır; ve bu karar, en çok, ışığın kolayca yutabileceği koyu tenli yüzler için bir etik karardır.
Açılış sahnesi
Pazar sabahı, saat yediye on var. Pasajın demir kapısı henüz kapalı ve önünde Suna'nın ekibinden önce biri bekliyor: pasajın ortasındaki çay ocağını otuz yıldır işleten Necati Usta. Elinde, bir hafta önce imzaladığı izin kâğıdının bir kopyası var.
Necati Usta'nın bir sorusu var. Kâğıtta pasajın bir gün boyunca kullanılacağı, zemine bir şey çakılmayacağı, her şeyin olduğu gibi bırakılacağı yazıyor. Ama dün akşam pasajın girişine bir afiş asılmış: "Çekim nedeniyle pasaj kapalıdır." Pazar günleri pasajın öbür esnafı kapalı, ama Necati Usta'nın çay ocağı açık; mahallenin emeklileri pazar sabahları onun çayını içmeye gelir. Bugün gelemeyecekler. Kâğıtta bundan söz edilmiyordu.
Suna afişi kimin astığını bilmiyor; ama bu sorunun cevabının kendisine ait olduğunu biliyor. Bir çekim, kameranın göremediği yerlerde de bir şeyleri değiştirir. Bu ders, o değişikliklerin hesabını tutmak üzerine.
Bu derste ne olacak
Bu ders, birinci modülün son dersi. Önceki derslerde yapım tasarımının ne olduğunu, kimlerle ve hangi araçlarla yapıldığını gördük. Bu derste tasarımın kameranın dışında kalan etkisine bakıyoruz: bir çekim bir mekâna, oradaki insanlara ve geride bıraktığı izlere ne yapar?
Önce mekânın kendisini, özellikle tarihî ve kırılgan yapıları ele alacağız. Ardından mekânın içindeki insanlara, ev sahiplerine, esnafa, komşulara ve kamera önüne çıkan yerel halka bakacağız. Son olarak çekim bittikten sonra kalanlara, bir mahallenin adına, bir doğa alanına ve bir yapının hafızasına bıraktığımız izlere geleceğiz.
Suna'nın pasaj çekimi için aldığı önlemleri ölçüleriyle izleyeceğiz. Bir koyun görünüşünü değiştiren bir filme ve ormanın içinde bir dağın üzerinden gemi taşıyan bir filme bakacağız. Bir sahnede kimin yüzünün okunur, kimin yüzünün karanlıkta kalacağına karar vermenin de bir etik karar olduğunu, arka plandaki insanları da hesaba katarak göreceğiz.
Bu derste geçen kişiler ve projeler ders için yazılmış kurgusal örneklerdir. Film örnekleri ve kaynaklar gerçektir.
Sıfır noktası
Bir stüdyoda kurulan set, işi bittiğinde sökülür ve stüdyo bir sonraki işe hazır hâle gelir; orada kimse yaşamaz. Gerçek bir mekânda çekim ise başka birinin yaşadığı, çalıştığı ya da sahip olduğu bir yerde yapılır. O yer çekimden önce de vardı, çekimden sonra da var olacak. Ekip bir misafirdir.
Bu basit gerçek, tasarımcının kararlarına bir boyut ekler. Bir duvara çivi çakmak, bir zemini boyamak, bir tabelayı değiştirmek, bir sokağı kirletmek ya da süslemek; bunların her biri, çekim bittikten sonra başka birinin hayatında devam eden sonuçlar doğurabilir. Etik burada büyük ilkelerden çok, küçük kararların sonuçlarını önceden düşünmekle ilgilidir.
Mekanizma
Mekân: misafirin dokunduğu yer
Gerçek bir mekânda çalışan tasarımcının ilk sorusu, neye dokunabileceğidir. Tarihî bir yapının ahşap kaplamaları, taş zemini, eski boyaları ya da çini panoları, bir kez zarar gördüğünde yerine konamaz. Bir yeni binada bir çivi deliği macunla kapatılabilir; yüz elli yıllık bir ahşap panelde kalıcı bir yaradır.
Bu yüzden tasarımcı tarihî mekânlarda değişikliği mekânın üzerine değil, önüne kurar. Duvara asılacak her şey kendi ayağı üzerinde duran panellere, zemine konacak her şey koruyucu bir katmanın üzerine yerleştirilir. Mekân, setin arkasında, dokunulmadan kalır.
İnsan: mekânın içindekiler
Bir mekân hiçbir zaman boş değildir. Bir evde aile yaşar, bir dükkânda esnaf çalışır, bir sokakta komşular, yoldan geçenler, çocuklar vardır. Çekim bu insanların gündelik hayatına girer: kapılarının önünü kapatır, işlerini aksatır, evlerini ya da işyerlerini, bazen tanımadıkları bir hikâyenin parçası yapar.
Tasarımcının buradaki sorumluluğu, insanların neye onay verdiklerini gerçekten bilmelerini sağlamaktır. Bir dükkânın filmde ne olarak görüneceği, bir evin hangi sahnede kullanılacağı, bir tabelanın ne yazacağı, onay verenin bilmesi gereken bilgilerdir.
İz: çekimden sonra kalan
Çekim bittiğinde ekip gider; ama film kalır ve film bir mekân hakkında bir şey söyler. Bir mahalle filmde tehlikeli, kirli ya da yoksul olarak gösterilmişse, o mahallede yaşayanlar bu görüntüyle yaşamaya devam eder. Bir doğa alanı filmde ünlü olmuşsa, oraya yeni ziyaretçiler gelir. Tasarımcının kararları, çekimin bittiği günde değil, filmin seyredildiği yıllar boyunca iz bırakır.
Tasarım masasında
Necati Usta'nın sorusu, Suna'nın pasaj planına üç satır ekliyor.
Birincisi zemin. Pasajın mermer karoları yüz yıllık ve bazıları çatlak. Kamera kaydırma rayı pasajın ortasından on sekiz metre boyunca uzanacak. Suna rayın altına, yüz yirmi santimetre eninde, on sekiz metre boyunda, üç milimetre kalınlığında koruyucu bir zemin kartonu serdiriyor; kartonun altında kaymayı önleyen bir keçe katmanı var. Rayın ayakları kauçuk takozların üzerinde duruyor. Kartonu sabitlemek için mermere yapışan bant yerine, kartonun kenarlarına konan kum torbaları kullanılıyor.
İkincisi duvarlar. Önceki derslerde tasarlanan sıcak tonlu kepenkler pasajın yeşil karolarının önüne konacak; ama karolar tarihî ve hiçbirine delik açılamaz. Kepenkler, her biri yirmi beş kiloluk iki kum torbasıyla zemine sabitlenen, kendi ayakları üzerinde duran çerçevelere takılıyor; çerçevelerle karolar arasında beş santimetrelik bir boşluk bırakılıyor, böylece hiçbir şey karolara sürtünmüyor.
Üçüncüsü insanlar. Suna afişi kaldırtıyor ve yerine başka bir afiş astırıyor: "Çekim süresince Necati Usta'nın çay ocağı açıktır." Pasajın çay ocağı tarafındaki kapısı açık kalıyor; çekim, kamera o yöne dönmediği sürece bu kapıdan girip çıkan emeklileri engellemiyor. Kamera o yöne döndüğünde, emekliler o sahnede figüran oluyor; her birine ne çekildiği anlatılıyor ve kamera önüne çıkmak istemeyenler çay ocağının iç tarafında oturuyor.
Bu emekliler sahnenin arka planında görünecek; ve burada Suna bir şey daha fark ediyor. Aslı'nın ışık planında, ön plandaki Rıza ile Elif'in yüzleri özenle aydınlatılmış, ama çay ocağının önündeki emeklilerin yüzleri, pasajın loş arka bölümünde karanlık siluetler olarak kalıyor. Aralarında, pasajın en eski müdavimlerinden, koyu tenli emekli bir liman işçisi de var; o, filmde kendini görmek için geldiğini söylemişti. Arka plandaki karanlık en çok onun yüzünü yutuyor. Suna, Aslı ile birlikte, çay ocağının tezgâhının üstüne, kadrajda bir çay ocağı lambası gibi görünecek, sıcak tonlu küçük bir pratik ışık ekliyor ve tezgâhın arkasındaki duvarı, eski bir çay ocağında olabilecek açık bir krem tonuna boyanmış bir panelle kapatıyor. Emeklilerin yüzleri arka planda kalıyor, ama okunuyor. Bir filmde kimin yüzünün görüneceği, yalnızca bir ışık ya da tasarım kararı değil; kameranın önüne kimin insan olarak çıktığına dair bir karardır.
Çekim bittiğinde Suna ekibiyle pasajı dolaşıyor ve çekimden önce çektiği fotoğraflarla karşılaştırıyor. Bir karonun köşesinde yeni bir çizik buluyor; bir ışık ayağı kartonun dışına taşmış. Çiziği fotoğraflıyor, pasaj yönetimine bildiriyor ve onarım bedelini yapım bütçesinden ödetiyor.
Usta katmanı
Deneyimli tasarımcılar etik soruları çekimden önce sorar, çünkü çekim günü bir sorunu çözmek her zaman daha zor ve daha pahalıdır. Bir mekânla anlaşma yapılırken, tasarımcı mekânda ne yapılacağını, neyin değişeceğini ve neyin nasıl geri getirileceğini yazılı olarak ve anlaşılır bir dille anlatır. "Her şey olduğu gibi bırakılacak" yeterli bir cümle değildir; "bu duvar maviye boyanacak ve çekimden sonra bu renk kartındaki tona geri boyanacak" yeterlidir.
İkinci incelik, en büyük etik kararların çoğu zaman en görünmez kararlar olmasıdır. Bir mahallenin adını gizlemek, bir ev sahibinin fotoğrafını kadrajdan çıkarmak, arka plandaki bir yüzü aydınlatmak; bunların hiçbirini seyirci fark etmez. Ama o mahallede yaşayanlar, o ev sahibi ve o yüzün sahibi fark eder.
Yaygın yanlış"İzin kâğıdı imzalandıysa etik sorumluluk biter."
İzin kâğıdı yasal bir korumadır, ama imzalayanın neye onay verdiğini gerçekten bildiğini göstermez. Bir esnaf dükkânının filmde ne olarak görüneceğini, bir ev sahibi evinin hangi hikâyede kullanılacağını bilmeden de imza atabilir. Etik sorumluluk, imzanın arkasındaki anlayışın gerçek olmasını sağlamaktır.
Yaygın yanlış"Etik sorunlar büyük yapımların sorunudur; küçük bir set iz bırakmaz."
Küçük bir set de bir tarihî duvara çivi çakabilir, bir sokağı kapatabilir, bir mahalleyi kötü gösterebilir ya da kumda plastik bırakabilir. Küçük ekiplerde bu işlere bakacak ayrı bir kişi çoğu zaman yoktur; sorumluluk bu yüzden doğrudan tasarımcıya düşer.
Kendin dene
Aklında kalsın
Gerçek bir mekânda çalışan ekip bir misafirdir: mekân çekimden önce de vardı, çekimden sonra da var olacak. Tasarımcının etik sorumluluğu üç yerde toplanır: mekânın kendisine kalıcı bir zarar vermemek, mekânın içindeki insanların neye onay verdiklerini gerçekten bilmelerini sağlamak ve filmin o mekânda ve o insanlarda bırakacağı izleri önceden düşünmek.
Tarihî ve kırılgan mekânlarda değişiklik mekânın üzerine değil önüne kurulur; her değişiklik, nasıl geri alınacağı yazılarak ve belgelenerek yapılır. İzin kâğıdı yasal bir korumadır, ama bilgilendirilmiş onamın yerini tutmaz. Çekim bittiğinde mekân, çekimden önceki fotoğraflarla karşılaştırılarak teslim edilir.
Kameranın önüne çıkan herkes, ön planda da arka planda da, filmde insan olarak görünmeyi hak eder. Arka plandaki yüzlerin karanlıkta mı kalacağı yoksa okunabilir mi olacağı bir ışık ve tasarım kararıdır; ve bu karar, en çok, ışığın kolayca yutabileceği koyu tenli yüzler için bir etik karardır.
Sonraki derse köprü
Birinci modül burada bitiyor: yapım tasarımının ne olduğunu, kimlerle, hangi araçlarla ve hangi sorumluluklarla yapıldığını gördük. Suna'nın dükkânı artık ölçülmüş, ekibi kurulmuş, pasajı korunmuş durumda. Şimdi tasarımcının kendi dilinin temeline iniyoruz. Rıza'nın dükkânının iki metre seksen santimetrelik alçak tavanı ve dar geçidi, onu küçültüyor mu, koruyor mu? Bir mekânın tavan yüksekliğinin ve genişliğinin, içindeki insanın bedeniyle kurduğu ilişkiyi ve bunun karakter hakkında ne söylediğini, M02-D01 "Ölçek ve mekânın insanla ilişkisi" dersinde ele alacağız.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.