İçeriğe geç

M01-D03

Atasözlerinde açlık ve tokluk

Açlık, tokluk ve lokma üzerine beş atasözünü ayırır; hangisinin ölçülmüş bir bulguyla örtüştüğünü, hangisinin ahlaki bir öğüt olduğunu söyler.

Lokma ve Mizaç Akademisi — M01, Dilimizdeki mizaç · 3.330 kelime · 15 örnek durum · 5 kanıt kartı · ≈ 15 dk okuma · 22 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Türkçenin açlık ve tokluk atasözleri gözlem, öğüt ve hükmü bir arada taşır. «Aç ayı oynamaz» sözlükte emeğin karşılığının esirgenmemesi demek, gündelik dilde ise açken huysuzlanmak; ikinci anlamın bugün ölçülmüş bir karşılığı var, ama açlığın tek başına değil olumsuz bir bağlamla birleştiğinde öfkeye dönüştüğünü söylüyor. «Tok açın hâlinden bilmez» bir toplumsal ilişkiyi anlatıyor ve içinde kendi beden durumumuzu başkasına yansıttığımız gözlemini taşıyor. «Aç tavuk kendini arpa ambarında sanır» açlığın düşünceyi yiyeceğe kilitlediğini söylüyor; ağır açlık üzerine tarihî bir deney ruhsal değişiklikleri kaydetti. «Açın imanı olmaz» bir durumu bir insanın özüne mal eden bir hüküm. «Açın karnı doyar, gözü doymaz» ise bir kanaat öğüdü. Bir atasözü bir hipotez olarak okunabilir, ama bir sonuç olarak okunamaz.

Açılış sahnesi

Adana'nın Ceyhan ovasında pamuk toplama zamanı, eylül sonu, öğleden sonra üç. Sıcak tarlanın üstünde titriyor. Bir aile, altı kişi, sabahın beşinden beri sırtlarındaki çuvalları dolduruyor. Tarla sahibinin kâhyası öğle yemeğinin geciktiğini söylüyor; kamyonet şehirden dönmemiş. Ailenin büyük oğlu çuvalını yere bırakıp gölgeye oturuyor. Kâhya sesleniyor: «Kalk, iş bitmedi.» Delikanlının babası, yıllardır bu tarlalarda çalışan, sesini yükseltmeden cevap veriyor: «Aç ayı oynamaz, ağa.»

Kâhya bir şey diyemiyor. Yarım saat sonra kamyonet geliyor; ekmek, domates, peynir ve bir kazan bulgur pilavı. Delikanlı yemekten sonra kalkıyor ve akşama kadar bir daha oturmuyor.

O akşam babanın söylediği söz, bugün çoğu insanın kullandığı anlamda değildi. Bugün «aç ayı oynamaz» denince çoğumuz açken sinirlendiğimizi, huysuzlaştığımızı düşünüyoruz. Oysa tarladaki adam bir hak talep ediyordu: bizden iş bekliyorsan, karşılığını ver. Aynı atasözü, iki ayrı sofradan iki ayrı şey söylüyordu.

Bu derste ne olacak

Bir dilin karnı acıkınca ne söylediğine bakmak, o dilin insanı nasıl gördüğünü de gösterir. Bu derste aç ve tok insanı konu edinen beş atasözünü yakından okuyoruz. Her birinin Güncel Türkçe Sözlük'teki anlamına bakacağız, sonra bugün gündelik dilde nasıl kullanıldığına. Ardından her atasözünü üç kümeden birine yerleştireceğiz: ölçülmüş bir bulguyla örtüşen bir gözlem mi, bir ahlak öğüdü mü, yoksa bir grubu damgalama riski taşıyan toplumsal bir hüküm mü?

Kesit Kırşehir'de bir köy kadınları kooperatifinin sofra atölyesinde geçiyor. Bir katılımcı, kocasının akşam yemeğinden önce huysuzlandığında hep «aç ayı oynamaz» dediğini anlatıyor ve eğitmen, atasözünün sözlükteki anlamını ona nasıl göstereceğini seçiyor.

Sıfır noktası

Bir atasözü, bir topluluğun yüzyıllar içinde biriktirdiği gözlemin, öğüdün ve yargının sıkıştırılmış hâlidir. Ama atasözleri birbirinden farklı işler görür. Bazıları gözlemdir: insanlar böyle davranır. Bazıları öğüttür: insanlar böyle davranmalıdır. Bazıları hükümdür: şu tür insanlar şöyledir. Üçünü birbirinden ayırmak, bu akademinin yöntemi için ilk adım.

Akademinin ilk dersi, M01-D01, Brillat-Savarin ile Feuerbach'tan gelen cümleyi bedene, kimliğe ve ahlaka dair üç ayrı iddiaya ayırmıştı; M01-D02 kişilik kelimelerinin altında yatan dört sıvı kuramını gösterdi. Atasözleri bu üç iddiayı başka bir biçimde taşır. «Aç ayı oynamaz» bedensel bir gözlem gibi görünür, ama sözlük ona emek ile karşılık arasında bir adalet kuralı anlamı verir. «Açın karnı doyar, gözü doymaz» bir ahlak öğüdüdür. «Açın imanı olmaz» ise yoksul insanı bütünüyle yargılayan bir hükümdür.

Yaygın yanlış«Atasözleri halkın bilimidir; atalarımız gözlemleyip yazmış.»
Doğrusu

Atasözleri gerçekten de uzun bir gözlem birikimini taşır, ama bilimsel bir gözlemin yöntemini taşımaz. Hangi durumda geçerli olduklarını, kimde, neye kıyasla ve ne kadar süre için doğru olduklarını söylemezler. Üstelik birbirleriyle çelişebilirler: «Açlık ile tokluğun arası yarım yufka» der biri, yokluğu küçümser; «Aç gezmektense tok ölmek yeğdir» der öteki, yoksulluğu ölümden beter sayar. Atasözü bir hipotez gibi okunabilir, ama bir sonuç gibi okunamaz.

Mekanizma

Birinci atasözü: Aç ayı oynamaz

Güncel Türkçe Sözlük bu atasözünü şöyle açıklar: kendisinden iş beklenilen kimseden emeğinin karşılığı esirgenmemelidir. Atasözünün imgesi, bir zamanlar köy köy dolaşıp ayı oynatan gezgin eğlencecilerin dünyasını çağırır: ayıyı doyurmadan oynatamazsın. Yani atasözünün sözlükteki anlamı bir ruh hâli değil, bir iş ilişkisidir. Aynı ailede bir başka atasözü bu anlamı daha da açık söyler: «Aç at yol almaz, aç it av almaz.» Sözlüğe göre: iş gördürdüğünüz kimselerin haklarını tam olarak vermezseniz kendilerinden yararlanamazsınız.

Bugün ise atasözü çoğu zaman başka bir şey için kullanılıyor: açken sinirlenmek, huysuzlaşmak, bir şeye katlanamamak. Bu ikinci anlam sözlükte yok, ama gündelik dilde güçlü. Ve ilginç biçimde, bu ikinci anlamın ölçülmüş bir karşılığı var.

Böylece «aç ayı oynamaz» iki katmanlı bir atasözü olarak çıkıyor karşımıza. Sözlükteki katman toplumsal bir adalet kuralı. Gündelik kullanımdaki katman ise bedensel bir gözlem ve o gözlemin bugün ölçülmüş bir karşılığı var. Ceyhan'daki baba birincisini söylüyordu; akşam yemeğinden önce huysuzlanan bir koca ikincisini.

İkinci atasözü: Tok açın hâlinden bilmez

Güncel Türkçe Sözlük bu atasözünü varlıklı olanın yoksulun ne denli sıkıntı içinde bulunduğunu bilmemesi olarak açıklar. Atasözü burada da bir toplumsal ilişkiyi anlatır. Ama içinde bir de psikolojik gözlem var: içinde bulunduğumuz beden durumu, başkasının durumunu tahmin etme biçimimizi bozar.

Temel Psikoloji Akademisi M10-D10, sakin bir durumdayken yoğun bir bedensel ya da duygusal durumu tahmin etmekte zorlanmamızı «sıcak-soğuk empati açığı» adıyla anlatır. Burada kavramın tanımı tekrarlanmıyor; bakacağımız şey, bu açığın açlık ve susuzluk üzerine yapılmış bir deneyde nasıl göründüğü.

Üçüncü atasözü: Aç tavuk kendini arpa ambarında sanır

Sözlük bu atasözünü şöyle açıklar: insanlar, yokluğunu, yoksulluğunu çektikleri şeyler için olmayacak hayaller, düşler kurar. Atasözü açlığın bir beden durumu olmanın ötesinde bir düşünce durumu olduğunu söyler: aç olan, yiyeceği düşler.

Yaygın yanlış«Aç tavuk kendini buğday ambarında sanır.»
Doğrusu

Atasözü gündelik konuşmada sık sık «buğday ambarı» diye söyleniyor. Güncel Türkçe Sözlük'te kayıtlı biçimi ise «aç tavuk kendini arpa ambarında sanır». Fark küçük görünür, ama atasözünün imgesini değiştirir: arpa buğdaydan daha sade, daha ucuz bir tahıldı. Aç tavuğun düşü bir saray değil, bir ahır ambarı. Yokluğun kurduğu hayal bile mütevazıdır.

Bu atasözünün içindeki gözlem, açlığın dikkati ve düşünceyi yiyeceğe kilitlemesi, uzun açlık üzerine yapılmış tarihî bir deneyde de görüldü.

Dördüncü atasözü: Açın imanı olmaz

Sözlük bu atasözünü şöyle açıklar: aç olan kimseden her türlü kötülük beklenebilir. Bu, beş atasözünün en serti. Bir durumu değil, bir insanı yargılar. Açlığın insanı çaresiz bıraktığı gözlemiyle başlar, ama aç insanın ahlakından şüphe etmeye varır. Aynı ailede «aç kurt aslana saldırır» ve «aç elini kora sokar» atasözleri de açlığın insanı tehlikeye attığını söyler, ama onlar bir hüküm değil bir gözlemdir.

Yaygın yanlış«Açın imanı olmaz, yani açlık insanı kötü yapar.»
Doğrusu

Atasözü açlığın bir insanı çaresizliğe ittiği gözlemini taşır, ama onu yoksul insanın karakteri hakkında bir hükme çevirir. Bir durumun yarattığı davranışı bir insanın özüne mal etmek, bu akademinin M01-D05'te ayrıntısıyla tartışacağı damga mekanizmasının kendisidir. Açlığın yargıyı bozabildiğine dair bulgular vardır, ama bunlar «aç insan kötüdür» demez; tok bir yargıcın da yorgunken ve acıkmışken farklı karar verebileceğini söyler.

Beşinci atasözü: Açın karnı doyar, gözü doymaz

Sözlüğe göre bu atasözü, tutkulu olduğu konuda insanın doyumsuz olduğunu, yetinmek bilmediğini anlatır. Burada açlık artık mideyle ilgili değil. Göz, isteğin organı olarak öne çıkıyor. Türkçede «açgözlü» ve «gözü tok» kelimeleri bu ayrımı taşır. Sözlük açgözlüyü mala, yiyeceğe ve içeceğe doymak bilmeyen kişi diye, gözü toku ise paraya, mala düşkünlük göstermeyen kişi diye tanımlar.

Bu atasözü bir gözlem gibi kurulmuş, ama asıl işi bir ahlak öğüdü vermektir: karnını doyurmak yetmez, gözünü de doyurmayı öğren. Burada açlık bir beden durumundan bir karakter özelliğine dönüşüyor. Tokgözlülük, tasavvuf geleneğinin «kanaat» dediği erdemin gündelik adıdır ve M06-D04'te Mevlevi matbahıyla birlikte açılacak.

Sofra atölyesinden bir kesit

Aşağıdaki sahne kurgudur; kooperatif de içindeki kadınlar da atasözlerinin iki katmanını bir sofranın içinde duymak için yazıldı. Kırşehir'in bir köyünde kadınların kurduğu bir kooperatif, kışın erişte ve tarhana yapıp satıyor. Kooperatifin salonunda haftada bir akşam «Sofra ve Mizaç» atölyesi toplanıyor. Eğitmen Sevim kırk sekiz yaşında, ilçedeki halk eğitim merkezinde çalışan bir beslenme ve kültür öğretmeni. Bu akşam dokuz kadın var. Katılımcı Ayten elli bir yaşında, kooperatifin muhasebesini tutuyor.

Eğitmen herkesten evlerinde en çok kullanılan açlık atasözünü söylemesini istemiş. Ayten gülerek söz alıyor.

Katılımcı (Ayten): «Bizim ev reisi akşam eve gelir, yemek hazır değilse kapıdan girer girmez surat asar. "Ne oldu bey" derim, "aç ayı oynamaz" der. Otuz yıldır bu cümleyle yaşıyoruz. Yemeği koyarım, yarım saat sonra başka adam olur.»

Salonda kahkaha kopuyor. Ayten de gülüyor.

Eğitmen atasözünün sözlükteki anlamını biliyor: emeğin karşılığının esirgenmemesi. Ayten'in kocasının kullandığı anlam ise bir ruh hâli. Eğitmen bunu düzeltebilir, «aslında öyle değil» diyebilir; ama bu Ayten'in otuz yıllık deneyimini yanlış ilan etmek olur. Hiç değinmeden geçebilir; ama atölyenin bir fırsatını kaçırır. Eğitmen ikisinin arasında bir yol arıyor.

Eğitmen: «Sözlüğe baktım bu hafta. Biliyor musunuz, sözlükte bu atasözü bambaşka bir şey diyor: senden iş bekleyen, karşılığını vermeli. Ayıyı oynatacaksan, önce doyuracaksın.»

Katılımcı (Ayten) bir an duruyor. Sonra kahkahayla gülüyor: «Vay! O zaman bizim bey otuz yıldır benden maaş istiyormuş.»

Salon yine gülüyor. Ama Eğitmen'in fark ettiği başka bir şey var: Ayten'in yüzünde bir düşünce beliriyor. Kooperatifte de benzer bir şey yaşanmıştı geçen kış. Erişte siparişi yetişsin diye kadınlar akşama kadar çalışmış, öğle yemeği yapılmamıştı. Akşamüstü iki kadın birbirine küsmüştü.

Katılımcı (Ayten): «Hocam, geçen kış biz de aç çalıştık burada. Akşama kavga çıktı. Hangisiydi o zaman, ayı mı, maaş mı?»

Eğitmen bu soruya hemen cevap vermiyor. Tahtaya iki sütun çiziyor. Birinin başına «emek ve karşılık», ötekinin başına «beden ve ruh hâli» yazıyor. Kadınlardan geçen kışın o gününü iki sütuna bölüştürmelerini istiyor. Katılımcı (Fadime), en yaşlıları, ilk satırı yazıyor: «Öğle yemeği yapılmadı.» Sonra durup ekliyor: «Kimse bize yemek yapın demedi, kimse de yapmayın demedi. Herkes ötekinin yapacağını sandı.» Eğitmen bu satırı hangi sütuna koyacağını soruyor. Kadınlar tartışıyor; satır iki sütunun ortasında kalıyor.

Usta katmanı

Bir atasözünü bilimsel bir bulguyla karşılaştırmanın iki tehlikesi var. Birincisi, atasözünü bulguya indirgemek: «aç ayı oynamaz» deyip MacCormack ve Lindquist'in çalışmasını anmak, atasözünün toplumsal anlamını, emeğin karşılığı talebini silebilir. İkincisi, bulguyu atasözüyle kanıtlanmış saymak: «atalarımız zaten biliyordu» demek, bulgunun sınırlarını, kimde ve hangi koşulda bulunduğunu görünmez kılar.

Bir de atasözlerinin çelişkisi var. Sözlüğe göre «açlık ile tokluğun arası yarım yufka» bir kanaat öğüdüdür, «aç gezmektense tok ölmek yeğdir» ise yoksulluğu ölümden beter sayar. Bu çelişki atasözlerinin bir zaafı değil, onların ne iş gördüğünün bir işaretidir: her biri bir duruma, bir ihtiyaca, bir konuşmaya göre seçilir.

Kanıtın sınırı

Bu dersin atasözlerine dair kanıtı tek bir kaynağa dayanıyor: Güncel Türkçe Sözlük. Sözlük bir atasözünün hangi anlamla kayda geçtiğini gösterir; atasözünün ne zaman ve nerede doğduğunu, bölgeden bölgeye nasıl değiştiğini, hangi bağlamlarda başka anlamlar kazandığını göstermez. «Aç ayı oynamaz» atasözünün ayı oynatıcılarıyla bağlantısı da bir köken kaydına değil, atasözünün imgesine dayanan bir okumadır.

Bilimsel bulguların her birinin sınırı kendi kartında yazılı; aç yargıçlar bulgusu ise hâlâ tartışılıyor. Bu bulguların hiçbiri bir atasözünü «kanıtlamaz». Gösterdikleri şey, bir atasözünün içindeki gözlemin bir kısmının bugün sınanabildiği ve sınandığında çoğu zaman atasözünden daha dar, daha koşullu bir sonuç verdiğidir.

Kendin dene

Aklında kalsın

Türkçenin açlık ve tokluk atasözleri gözlem, öğüt ve hükmü bir arada taşır. «Aç ayı oynamaz» sözlükte emeğin karşılığının esirgenmemesi demek, gündelik dilde ise açken huysuzlanmak; ikinci anlamın bugün ölçülmüş bir karşılığı var, ama açlığın tek başına değil olumsuz bir bağlamla birleştiğinde öfkeye dönüştüğünü söylüyor. «Tok açın hâlinden bilmez» bir toplumsal ilişkiyi anlatıyor ve içinde kendi beden durumumuzu başkasına yansıttığımız gözlemini taşıyor. «Aç tavuk kendini arpa ambarında sanır» açlığın düşünceyi yiyeceğe kilitlediğini söylüyor; ağır açlık üzerine tarihî bir deney ruhsal değişiklikleri kaydetti. «Açın imanı olmaz» bir durumu bir insanın özüne mal eden bir hüküm. «Açın karnı doyar, gözü doymaz» ise bir kanaat öğüdü. Bir atasözü bir hipotez olarak okunabilir, ama bir sonuç olarak okunamaz.

Sonraki derse köprü

Kırşehir'deki kooperatifte kadınlar, geçen kışın o gününü iki sütuna bölüştürmeye çalıştı ve bir satır ortada kaldı. Tek bir sofrayı, tek bir öğünü okumak için iki sütun yetmiyor. Bir sonraki ders bu akademinin okuma aracını kuruyor: yedi lokma ekseni. Tat, tabiat, ağırlık, ritim, kaynak, paylaşım ve emek. Bir sofrayı bu yedi eksende işaretlemeyi, sonra aynı sofrayı gelenek, bilim ve hayat merceğiyle ayrı ayrı okumayı öğreneceğiz.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Bu sayfa hakkında ne düşünüyorsun?