İçeriğe geç

M01-D01

Bir cümlenin dört katmanı

«Bu bana atalarımdan geçti» cümlesini bilimsel, klinik, toplumsal ve kültürel katmanlarına ayırır ve her katmanın hangi soruyu sorduğunu bir aile örneğinde gösterir.

Kuşaklararası Aktarım ve Travma Akademisi — M01, Cümleyi açmak · 2.708 kelime · 5 kanıt kartı · 3 kaynak · ≈ 14 dk okuma · 18 dk dinleme

Aile Dizimi Akademisi’nde giriş: Çoklu Yol Modeli ve Alternatif Açıklama Disiplini

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Emre'nin «bu bana dedemden geçti» cümlesi tek bir iddia gibi duyulur ama aile, klinik, bilimsel ve toplumsal olmak üzere dört katmanda farklı sorular taşır.
  2. Aile katmanı hikâyenin ne iş gördüğünü sorar; Şerife Hanım'ın anlatısı vedasız bir gidişi bir sevgi hareketine çeviriyor ve bu anlam kendi ölçüsüyle değerlendirilir.
  3. Klinik katman bugünü ve değişimi sorar; Danieli kuşak öyküsünün değerlendirmenin olağan bir parçası olmasını önerir, Nesrin Hanım'ın bulduğu istisna ise çalışmanın başlangıç noktası olur.
  4. Bilimsel katman «kimde ve neye kıyasla?» diye sorar; Danieli'nin sorusu «geçer mi?» olmaktan çıkıp «kime ve hangi koşulda?» sorusuna döner, kaygıya yatkınlığın ailesel ve kısmen kalıtsal olduğu ise yerleşik bilgidir.
  5. Toplumsal katman aynı dönemi yaşayan öbür ailelere ve süren koşullara bakar; Burak'ın ailesi ve Kirmayer ile arkadaşlarının uyarısı, acının geçmiş kadar bugünle de ilgili olabileceğini hatırlatır.
  6. «Travma DNA'ya yazılır» gibi cümleler bir aile anlamını bilimsel bir dille söyleyerek katmanları karıştırır; iki eksenli kanıt kartı her aktarım iddiasının yolunu ve düzeyini ayrı ayrı yazar.

Açılış sahnesi

Emre Kaya, ağustosun son pazartesisi sabah dördü kırk geçe, Talas'taki babaannesinin evinden iki bavulu merdivenlerden çorap ayağıyla indiriyor. Kiralık arabanın bagajını bastırarak kapatıyor ki ses çıkmasın; mutfak masasına, çay bardağının altına «Uçağa yetişmem lazımdı, kusura bakma» yazan bir kâğıt bırakıyor. Yirmi sekiz yaşında, Köln'de doğmuş, her yaz üç hafta Kayseri'de kalıyor ve her yaz aynı sabahı yaşıyor: kimseyi uyandırmadan gidiyor. Havalimanının kafesinde ilk kahvesini içerken telefon çalıyor; bir hafta daha kalacak olan ablası Merve arıyor, sesi kırgın: «Babaannem kapıda bekledi, sonra ağladı. Bir sarılsan ne olurdu?»

Emre bir süre susuyor, sonra yıllardır kendine söylediği cümleyi ilk kez yüksek sesle söylüyor: «Vedalaşamıyorum, Merve. Bu bana dedemden geçti.» Dedesi Hüseyin altmışların sonunda Almanya'ya işçi olarak gitmiş ve babaannesinin anlattığına göre ilk gidişinde sabah ezanından önce, kimseyi uyandırmadan çıkmış. Emre geçen hafta telefonunda gördüğü bir paylaşımı da ekliyor; paylaşıma göre «travma DNA'ya yazılıyor, torunlara geçiyor». Merve gülmüyor; «Babam da öyle,» diyor, «havalimanında arabadan inmez, motoru kapatmadan bavulları indirir.» Emre'nin cevabı hazır: «İşte, üç kuşak.»

Emre de ailesi de bu ders için kurgulanmış insanlar; cümleleri ise bu akademinin okurlarının sık kurduğu cümleler. Emre'nin tek bir cümlesinde aslında birkaç ayrı iddia var ve her biri başka bir soruya cevap arıyor.

Bu derste ne olacak

Bu ders akademinin haritasını çiziyor. «Bu bana dedemden geçti» cümlesini dört ayrı ağza koyacağız: ailenin, klinisyenin, araştırmacının ve tarihçinin. Aynı kelimeler her ağızda başka bir iddia taşıyor ve başka bir soruyla sınanıyor; ders bu soruları birbirinden ayırmayı öğretiyor, hangisinin daha doğru olduğuna karar vermiyor. Aile Dizimi Akademisi'ndeki «Çoklu yol modeli ve alternatif açıklama disiplini» dersi bir aile örüntüsünü birden çok açıklamayla tartmayı tanıttı; o ders açıklamaları masaya diziyordu, bu ders ise açıklamayı kimin, hangi soruyla istediğine bakıyor. Yol boyunca akademinin her derste kullanacağı iki eksenli kanıt kartını da tanıyacaksın.

Sıfır noktası

Bir aktarım cümlesi kurulduğunda okur çoğu zaman tek bir soru duyar: doğru mu, yanlış mı? Oysa «geçti» fiili, cümleyi kimin kurduğuna göre başka başka şeyler anlatabilir. Bir aile için bir anlam ve bir soy bağı, bir klinisyen için bugünkü bir sıkıntının hikâyesi, bir araştırmacı için ölçülebilir bir ortalama farkı, bir tarihçi için bir dönemin bütün bir kuşağa bıraktığı koşullar demek olabilir. Bu katmanları ayırmadan sorulan «doğru mu» sorusu, cevabı ne olursa olsun yanlış bir yere düşer.

İlk yanlış anlama, katmanları bir sıralama sanmaktır: sanki bilimsel katman en üstte durur, öbürleri ondan izin alır. Katmanlar birbirinin yerine geçmez; her biri kendi sorusunu sorar ve kendi cevabını kendi ölçüsüyle verir. Kanıt kartı ise yalnız bir yere yazılır: bir cümle bir şeyin geçtiğini, nasıl geçtiğini ya da ne kadar sıklıkla geçtiğini iddia ettiği anda.

Mekanizma

Ailenin ağzında: cümle bir anlam taşır

Emre'nin babaannesi Şerife Hanım dedenin o sabahki gidişini her yaz, genellikle torunlar dönüş bavulunu hazırlarken anlatır. Hikâyenin hep aynı bir kapanışı vardır: «Beni uyandırmadı, uyansaydım bırakmazdım.» Bu cümle bir olayı aktarmanın ötesinde bir iş görür: dedenin vedasız gidişini bir sevgi hareketine çevirir, geride kalanın acısını bir anlamla taşır ve ailenin erkeklerine bir yer gösterir. Emre'nin «bana dedemden geçti» demesi bu hikâyeye katılmak ve kendi davranışına bir soy, bir gerekçe, bir bağışlanma bulmaktır.

Bu katmanın sorusu şudur: bu hikâye bu ailede ne iş görüyor, kimi koruyor, kimi susturuyor? Merve'nin sorusu da tam bu katmanda: babaannenin kapıda beklemesi hikâyenin anlatmadığı tarafı, gidenin değil kalanın deneyimidir. Aile katmanında cümlenin değeri doğruluğundan çok taşıdığı anlamdan gelir ve bu anlam ciddiye alınmayı hak eder.

Klinisyenin odasında: cümle bugün ne yapıyor?

Emre aynı cümleyi Köln'de birkaç aydır görüştüğü Türkçe konuşan psikolog Nesrin Hanım'a da söylüyor; klinisyenin ilk sorusu dede hakkında olmuyor. Vedalaşma anı yaklaştığında bedeninde ne oluyor, bu davranış ona ve yakınlarına neye mal oluyor, hangi durumlarda vedalaşabildiği oldu? Klinik katmanın sorusu bugüne ve değişime dönüktür: cümle sıkıntıyı açıklıyor mu, yoksa onun etrafına bir duvar mı örüyor?

Yael Danieli, 2022'nin sonunda verdiği ve 2023'te yayımlanan bir konuşmada kendi araştırmasının sonuçlarından klinisyenlere bir öneri çıkarır: kuşaklar boyu travma öyküsü, öykü alma ve değerlendirmenin olağan bir parçası olarak sorulmalıdır. Bu öneri aile geçmişini tanının yerine koymaz; tanının yanına anlamı ve kökü ekler. Nesrin Hanım için dedenin gidişi bir açıklama olmaktan çok bir kapıdır: Emre'nin hangi vedalarda donduğunu ve hangi vedada donmadığını konuşmanın yolu.

Araştırmacının masasında: cümle bir ortalamaya dönüşür

Bir araştırmacı «bu bana dedemden geçti» cümlesini duyduğunda onu tek bir aileye uygulanamayacak bir soruya çevirir: vedasız ayrılmış ebeveynlerin ya da büyükanne-büyükbabaların torunları, öyle ayrılmamış olanlarınkine kıyasla ortalamada daha mı çok zorlanıyor, hangi ölçümle, hangi yolla? Bu katmanın sorusu «kimde ve neye kıyasla?» sorusudur. Emre'nin «işte, üç kuşak» sayımına vedalaşan kuzenler, amcalar ve halalar henüz girmedi; onlar eklenmeden örüntünün gücü söylenemez.

Danieli aynı konuşmada araştırmasının hangi soruyu sorduğunu anlatır. Hayatta kalanların çocuklarında ruhsal sorun olup olmadığını sormak yerine, bazılarında olduğunu bazılarında olmadığını kabul edip, bunun hangi çocuklarda olduğunu sormak gerektiğini yazar. Bu küçük kayma araştırmacı katmanının özünü taşıyor: soru «geçer mi?» olmaktan çıkıp «kime, hangi koşulda ve ne ölçüde?» sorusuna döner.

Emre'nin donması kaygıyla ilgiliyse biyolojik yol da bu katmanda konuşulur. John Hettema, Michael Neale ve Kenneth Kendler 2001'de aile ve ikiz çalışmalarını birleştiren meta-analizlerinde, panik bozukluğu, yaygın kaygı bozukluğu, fobiler ve obsesif-kompulsif bozukluğun ailelerde belirgin biçimde kümelendiğini ve panik ile yaygın kaygıda bu kümelenmenin büyük bölümünü genlerin açıkladığını buldu. Aynı çalışma kişinin kardeşleriyle paylaşmadığı yaşantıların payının da önemli olduğunu yazdı.

Tarihçinin defterinde: cümle bir kuşağın koşullarına açılır

Bir tarihçi ya da toplum bilimci aynı cümleyi duyduğunda önce takvime bakar. Dede hangi yıl, hangi koşullarla, kaç kişiyle birlikte gitti? O yıllarda Kayseri'den kaç aile aynı sabahı yaşadı, çocuklar kimin yanında kaldı, dönüş ne zaman ve nasıl mümkün oldu? Bu katmanın sorusu şudur: bu ailenin hikâyesi, aynı dönemde aynı koşulları yaşayan başka ailelerin hikâyesine ne kadar benziyor ve o koşullar bugün sürüyor mu? Burada tarihin kendisinden çok sorunun biçimi önemli.

Burak'ın hikâyesi Emre'nin cümlesini değiştiriyor. Bir davranış tek bir ailede değil, aynı göç dalgasından gelen pek çok ailede görülüyorsa açıklamanın bir parçası o dalganın kendisinde aranır: yıllarca süren ayrılıklar, her yaz tekrarlanan dönüşler, iki ülke arasında bölünmüş bir hayat. Laurence Kirmayer, Joseph Gone ve Joshua Moses 2014'te tarihsel travma kavramını yeniden düşünmeye çağıran makalelerinde Kuzey Amerika'nın yerli halkları için benzer bir noktaya dikkat çekti: süren acı, geçmişteki bir travmadan çok bugün de devam eden yapısal şiddeti yansıtıyor olabilir. Yazarlar ayrıca siyasetin, kamusal söylemin ve bedende yaşananın birbirini besleyen döngüler kurduğunu öne sürer.

Emre'nin durumuna taşındığında bu fikir sade bir soru üretir: vedalaşamamak dededen kalmış bir iz mi, yoksa her ağustos yeniden yaşanan bir ayrılığın bugünkü cevabı mı? Emre her yıl iki ülke arasında bir kez daha ayrılıyor; geçmiş bir olay kadar süren bir koşul da konuşuyor olabilir.

Katmanlar karıştığında

Emre'nin telefonunda gördüğü paylaşım katmanları birbirine karıştırmanın tipik bir örneği. «Travma DNA'ya yazılır» cümlesi bir aile anlamını bilimsel katmanın diliyle söylüyor ve böylece o katmanın otoritesini ödünç alıyor. Oysa dedenin ayrılığı Emre'nin babası doğduktan sonra yaşandı; biyolojik bir yol olsaydı bile bunun nasıl çalışacağı ayrı ve çok daha dar bir sorudur. Bu sorunun ayrıntısı Aile Dizimi Akademisi'ndeki «İnsanlarda travmanın biyolojik aktarımı: kanıt ve sınırlar» dersinde açılıyor.

Karışma ters yönde de olur. Bir araştırmacı Şerife Hanım'ın hikâyesine «kanıtı yok» diye baktığında aile katmanının sorusuna bilimsel katmanın cevabını vermiş olur. Hikâyenin bu ailede ne iş gördüğü sorusu bir ölçümle kapanmaz.

Kaynaklardan okuma

Usta katmanı

Katmanları ayırmak onları birbirinden koparmak demek olmamalı. Danieli'nin cümlesi burada yol gösteriyor: açıklama seçilen boyutla sınırlıdır. Yalnız aile katmanına bakan klinisyen Emre'yi bir hikâyenin içinde bırakır; yalnız bilimsel katmana bakanın elinde Emre'ye uymayan ortalamalar kalır. Usta okur, bir cümleyi duyduğunda önce hangi katmanda kurulduğunu sorar, sonra öbür katmanların ona neyi ekleyebileceğini.

Bu ayrımın akademi için bir bedeli de var. Bu alanda kanıt sık sık katman değiştirerek büyür: bir fare çalışmasının bulgusu bir derlemeye, derleme bir popüler kitaba, kitap bir paylaşıma geçerken her adımda düzeyinden biraz kaybeder ama sesinden bir şey kaybetmez. İki eksenli kart bu yolculuğu durdurmak için var. Kart, cümlenin hangi katmanda kurulduğunu söylemez; o cümle bir aktarım iddiası taşıyorsa, iddianın yolunu ve kanıtının düzeyini yazar.

Kirmayer ve arkadaşlarının uyarısı akademinin tarih bölümlerine de yön veriyor: bir göçü ya da bir depremi bir ailenin travması olarak anlatmak o aileye bir dil verir, ama o koşulların bugün sürüp sürmediği sorusunu da gölgeleyebilir.

Kanıtın sınırı

Bu derste kullanılan çerçeve, yani katmanların ayrılması, sınanmış bir modelden çok bir okuma disiplinidir; katmanların kaç tane olduğu ya da nerede ayrıldığı tartışmaya açık bir tercih. Danieli'nin kendi envanter çalışması Holokost'tan kurtulanların çocuklarıyla yapıldı ve başka topluluklara genellenmesi her seferinde ayrıca sınanmayı gerektiriyor. Hettema ve arkadaşlarının meta-analizi kaygı bozukluklarının tanı almış biçimleri üzerine; vedalaşmakta zorlanmak gibi gündelik bir davranışın kalıtsal bir bileşeni olup olmadığı bilinmiyor. Bu dersteki kaynakların hiçbiri vedasız ayrılan işçi kuşağının torunlarında bir fark olup olmadığını ölçmüyor; Emre'nin «işte, üç kuşak» sayımı bu yüzden şimdilik bir aile gözlemi olarak kalıyor.

Yaygın hatalar

Yaygın yanlış"Bir aile hikâyesi bilimsel olarak kanıtlanmadıysa uydurmadır."
Doğrusu

Aile katmanının sorusu bir hikâyenin ne iş gördüğüdür; Şerife Hanım'ın anlatısı ölçülmemiş olabilir ama kayıp karşısında bir anlam kuruyor ve bu anlam kendi katmanında değerlendirilir.

Yaygın yanlış"Bilimsel bir dil kullanılıyorsa iddia bilimseldir."
Doğrusu

«DNA'ya yazılır» gibi bir cümle bilimsel katmanın kelimelerini kullanır ama bir ölçüme dayanmıyorsa düzeyi kelimelerinden değil kanıtından okunur.

Yaygın yanlış"Bir davranış ailede kuşaktan kuşağa görüldüyse kaynağı o ailenin içindedir."
Doğrusu

Aynı göç dalgasını yaşayan öbür ailelerde de aynı davranış görülüyorsa açıklamanın bir parçası o dalganın koşullarındadır; Burak'ın ailesi Emre'ninkini tanımadan aynı sabahı yaşıyor.

Yaygın yanlış"Kuşaklar arası aktarım ya vardır ya yoktur."
Doğrusu

Danieli'nin sorusu bu ikiliği bırakır: aktarımın kimde, hangi koşulda ve hangi yolla gerçekleştiği sorulur; ortalamada küçük bir etki bazı alt gruplarda daha büyük olabilir.

Uygulama

Kilit özet

  1. Emre'nin «bu bana dedemden geçti» cümlesi tek bir iddia gibi duyulur ama aile, klinik, bilimsel ve toplumsal olmak üzere dört katmanda farklı sorular taşır.
  2. Aile katmanı hikâyenin ne iş gördüğünü sorar; Şerife Hanım'ın anlatısı vedasız bir gidişi bir sevgi hareketine çeviriyor ve bu anlam kendi ölçüsüyle değerlendirilir.
  3. Klinik katman bugünü ve değişimi sorar; Danieli kuşak öyküsünün değerlendirmenin olağan bir parçası olmasını önerir, Nesrin Hanım'ın bulduğu istisna ise çalışmanın başlangıç noktası olur.
  4. Bilimsel katman «kimde ve neye kıyasla?» diye sorar; Danieli'nin sorusu «geçer mi?» olmaktan çıkıp «kime ve hangi koşulda?» sorusuna döner, kaygıya yatkınlığın ailesel ve kısmen kalıtsal olduğu ise yerleşik bilgidir.
  5. Toplumsal katman aynı dönemi yaşayan öbür ailelere ve süren koşullara bakar; Burak'ın ailesi ve Kirmayer ile arkadaşlarının uyarısı, acının geçmiş kadar bugünle de ilgili olabileceğini hatırlatır.
  6. «Travma DNA'ya yazılır» gibi cümleler bir aile anlamını bilimsel bir dille söyleyerek katmanları karıştırır; iki eksenli kanıt kartı her aktarım iddiasının yolunu ve düzeyini ayrı ayrı yazar.

Sonraki derse köprü

Akşam Köln'e indiğinde Emre, havalimanında aldığı bir kâğıt peçetenin arkasına babasının otoparktaki acelesini, dedenin sabah karanlığındaki gidişini ve kendi bıraktığı notu alt alta yazıyor. Üçünün arasına çizdiği oklara bakarken her okun ayrı bir şey söyleyebileceğini fark ediyor: babası bunu dededen görerek mi öğrendi, çocukken her eylül yaşadığı ayrılıklar onda bir korku mu bıraktı, yoksa iki ülke arasında bölünmüş bir hayat hepsine aynı biçimi mi verdi? Dedesinden bir yatkınlık geçtiyse, bunun bu oklardan hangisinde ve nasıl göründüğünü de bilmiyor. Bir sonraki ders bu dört yolu tek tek açıyor ve aynı aile örüntüsü için her yolun neyi öngördüğünü, hangi kanıtla ve hangi karıştırıcıyla birlikte geldiğini soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Bu sayfa hakkında ne düşünüyorsun?