Açılış
İhsan altmış bir yaşında, Kastamonu'nun Taşköprü ilçesinde yorgancı. Çarşının arka sokağında, babasından kalma küçük bir dükkânda kırk yıldır yün atıyor, yorgan dikiyor. Köylerden gelen gelinlik yorganları, bebek yorganları, eskiyip yırtılmış dede yorganları; hepsi onun tezgâhından geçiyor. Bir yorganın yırtığını nasıl onaracağını bakar bakmaz bilir.
Oğlu Tarık otuz bir yaşında. Üç yıl önce, babasının dükkânını devralması beklenirken, Ankara'da bir yazılım şirketinde iş buldu ve gitti. Gitmeden önceki gece baba oğul büyük bir kavga etti. İhsan «Sen bu dükkânı, dedeni, beni hiçe sayıyorsun» dedi. Tarık «Sen benim hayatımı hiç sormadın ki» dedi ve kapıyı çarptı.
Tarık gittikten sonra İhsan onu geri getirmeye çalıştı. Önce telefonla aradı; her konuşma aynı yerde, dükkânda bitiyordu. Sonra amcasını, dayısını gönderdi; onlar da Tarık'a «Babanı üzme» dediler. Sonra Tarık'ın eski arkadaşlarından birine, onu ikna etmesi için ricada bulundu. Bayramda Tarık eve geldiğinde, İhsan sofrada yine dükkânı açtı. Tarık o akşam erken kalktı ve bir sonraki bayram gelmedi. Şimdi aylardır yalnızca annesini arıyor.
Bir öğleden sonra İhsan dükkânda bir dede yorganını onarıyordu. Yorganın yüzü eskimiş, bir yeri yırtılmıştı. İhsan iğneyi alıp sökük yeri dikmeye başladı; ama ipliği fazla çekti ve yırtığın kenarındaki çürümüş kumaş daha da açıldı. İhsan durdu. Kırk yıldır yaptığı bir hatayı yapmıştı: eskimiş kumaşı fazla zorlamıştı. Yırtığı kapatmaya çalışırken büyütmüştü.
O akşam eve döndüğünde, eşi Zeliha onu her zamankinden sessiz buldu. «Ne oldu?» diye sordu. İhsan bir süre cevap vermedi. Sonra şunu dedi: «Bugün bir yorganı yırttım. Dikeyim derken.»
Bilgenin kapısı
Yunus Emre'nin bir şiirinde, kırılmış gönüle nasıl davranılması gerektiğini söyleyen bir beyit vardır:
«Gönül kırıldı da buldu, Hakk'a da yakın oldu;
yine dikerim diye bütününü yırtmasınlar.»
Beytin ilk dizesi yoruma açıktır. «Sınmak» kırılmak demektir; «buludı», «buldu». Kırılan gönül, kırıldığı için bir şey bulmuş, Hakk'a yaklaşmıştır; tasavvuf geleneğinde kırık gönlün Tanrı'ya yakın olduğu sık işlenen bir düşüncedir. İkinci dize ise daha somuttur ve bir terzinin, bir yorgancının bileceği bir şeyi söyler: kırık yeri dikmeye çalışırken bütünü yırtmamak.
Bakmadığın yer
Bir şey kırıldığında, onu onarmak isteriz. Bu, sevginin ve sorumluluğun doğal bir hareketidir. İhsan'ın üç yılı da bu hareketle geçmişti. Oğluyla arasındaki bağ kopmuştu ve İhsan onu dikmek istiyordu. Telefonlar, aracılar, ikna turları; hepsi bir onarma çabasıydı. Ve bu çabada samimi bir sevgi vardı.
Ama Yunus'un dizesi bu çabanın bir tehlikesini gösteriyor: «Yine dikerim diye bütününü yırtmasınlar.» Her onarma çabası onarmaz. Bazen dikiş, yırtığı büyütür. Özellikle kumaş eskimişse, yıpranmışsa, bir yerinden zaten incelmişse. Ve İhsan'ın her telefonu, her aracısı, her bayram sofrasındaki dükkân konuşması, ipliği biraz daha çekiyor, yırtığın kenarlarını biraz daha açıyordu.
Bu tehlikenin bir nedeni vardı. İhsan yırtığı dikerken ona bakmıyordu; dikmek istediği şeye bakıyordu. Yani dükkâna, babasının mirasına, kendi hayalindeki oğula. Yırtığın kendisine, Tarık'ın «sen benim hayatımı hiç sormadın» cümlesine, hiç bakmamıştı. Bir yorgancı yırtığa bakmadan iğneyi batırmaz; önce kumaşın neresinin sağlam, neresinin çürük olduğunu yoklar. İhsan ise oğlunun yırtığına bakmadan dikmeye çalışmıştı.
Dükkândaki yorganla yaşanan an, İhsan'ın kırk yıllık zanaatinin ona öğrettiği bir şeyi hatırlatmıştı. Eskimiş bir kumaşta yırtık doğrudan dikilmez. Önce altına bir yama konur; yırtığın kenarları yamaya hafifçe tutturulur, çekilmez. Kumaş kendi hâlinde kalır; yama onu taşır. Bu, yırtığı kapatmak değil, yırtığın yanında durmaktır.
Yunus'un ilk dizesi de burada bir şey söylüyordu: «Gönül kırıldı da buldu.» Kırık bir gönül, yalnızca onarılması gereken bir arıza değildir; kırıldığı için bir şey bulmuş, bir şeye yaklaşmıştır. Tarık'ın kırgınlığı da bir şey bulmuştu: kendi hayatını, kendi sesini. Ve İhsan onu «eski hâline» dikmeye çalıştıkça, Tarık'ın bulduğu şeyi de yırtıyordu.
Bir de İhsan'ın kendi kırığı vardı. Oğlunun gidişi onu da kırmıştı; kırk yıllık bir dükkânın, bir babadan kalan bir mirasın, bir oğula devredilme hayalinin kırılmasıydı bu. İhsan kendi kırığına da bakmamış, onu da dikmeye, yani Tarık'ı geri getirerek kapatmaya çalışmıştı.
Derinleşme
Yunus başka bir şiirinde, yarasıyla kurduğu ilişkiyi şöyle anlatır:
«Yaramı yudum, sildim; yaram kimdedir, bildim. Benim kaygım sevdiğimdir, yaramın kaygısı değil. … Bana derman mı olur? Derdim onadır. Sana dertli varayım; dermanın kaygısında değilim.»
Yunus'un bu beyitlerinde ilginç bir dönüş var. Yarasını yıkar, siler; yani ona bakar, onu temizler. Ama sonra dikkatini yaradan sevdiğine çevirir: «Benim kaygım sevdiğimdir, yaramın kaygısı değil.» Ve son beyitte, dermanı bile dert etmez: «Dertli varayım sana.» Yaraya bakmak gerekir; ama onunla uğraşmak bir yere kadardır. Asıl mesele, yaranın içinden sevdiğine yönelmektir.
İhsan için bu, Tarık'ı dükkâna geri getirmeye çalışmak yerine, Tarık'ın kendisine yönelmek demekti. Yorganı yırttığı akşamın ertesi günü İhsan oğlunu aradı. Bu kez dükkândan söz etmedi. «Oğlum,» dedi, «sen ne iş yapıyorsun orada? Bana anlatır mısın? Ben hiç sormadım.»
Telefonun öbür ucunda uzun bir sessizlik oldu. Sonra Tarık anlatmaya başladı: yazdığı programı, bir hastanenin randevu sistemini nasıl kurduklarını, ekibini, Ankara'daki küçük evini. İhsan pek bir şey anlamadı. Ama sormaya devam etti. Konuşma kırk dakika sürdü. Telefonu kapattığında Zeliha mutfaktan ona bakıyordu. İhsan yalnızca «Konuştuk» dedi.
Sonraki aylarda İhsan her hafta Tarık'ı aradı ve dükkândan hiç söz etmedi. Bir pazar Tarık kendisi sordu: «Baba, dükkân nasıl?» İhsan kısa cevap verdi: «İyi. Bir dede yorganını onardım, altına yama koydum.» Tarık güldü: «Sen hep öyle derdin. Yırtığı çekme, altından tut.»
Bayramda Tarık geldi. Sofrada kimse dükkândan söz etmedi. Akşam Tarık babasıyla çarşıya indi, dükkânın kepengini birlikte kaldırdılar. Tarık eski tezgâhın başında durdu, yün atma tokmağına dokundu. «Ben bu dükkânı sevmedim değil, baba,» dedi. «Sadece burada olmak istemedim.» İhsan başını salladı. «Biliyorum. Artık biliyorum.»
Tarık dükkâna dönmedi. Ama artık her bayram geliyor, babasıyla birlikte dükkânı açıyor. Geçen kış, Ankara'daki şirketi için, eski el sanatlarını tanıtan küçük bir internet sitesi kurdu. İlk sayfasına babasının yorgan dikerken çekilmiş bir fotoğrafını koydu.
Bu hikâyenin bir sınırı da var. Yunus'un «dikeyim derken yırtmasınlar» sözü, kırılan bir ilişkiyi onarmak için hiçbir şey yapmamayı ya da her şeyi zamana bırakmayı önermez; bazen bir ilk adım, bir özür, bir telefon gerekir. Söz, onarmanın biçimiyle ilgilidir: yırtığa bakmadan, karşıdakinin sesini duymadan, kendi istediğimiz biçime çekiştirmenin bütünü yırtabileceğiyle. Bir de, aile içindeki kopuşlar uzun sürdüğünde ve taraflar birbirini duyamaz hâle geldiğinde, bir aile danışmanı ya da tarafsız bir dinleyici, ipliği kimsenin fazla çekmeyeceği bir yer açabilir.
Öbür bilgeler
Manavgat'taki Erdal, iki yıldır gitmediği yaralı arkadaşını ziyaret ettiğinde, arkadaşı onu «Sonunda geldin. Bekliyordum» diye karşılamıştı (MEV-K05.9). İhsan'ın da üç yıldır sormadığı bir soru vardı: «Sen ne iş yapıyorsun?» Mevlânâ derdin ses vermesi gerektiğini söyler; Yunus ise yaradan sevdiğine yönelmeyi. İki hikâyede de iyileşme, kırık yerin kendisine değil, kırığın öbür yanındaki insana dönmekle başladı.
Uzunköprü'deki Filiz de ablasına yazdığı ilk mesajlarda özrün içine bir hesap katmış, kırık yeri kendi istediği biçimde kapatmaya çalışmıştı (STO-K05.9). İhsan'ın telefonları da dükkânla bitiyordu. Seneca vaktinden önce sürülen ilacın zararını anlatır, Yunus fazla çekilen ipliğin yırttığı kumaşı. İkisi de aynı yere varıyor: onarmanın da bir zanaatı var ve o zanaat, önce yırtığa bakmakla başlar.
Bugün bir kez dene
Hayatında onarmaya çalıştığın kırık bir ilişki var mı? Son onarma denemelerini düşün: onlar yırtığı kapattı mı, yoksa büyüttü mü?
Bir yorgancı gibi yırtığa bak: kumaşın neresi sağlam, neresi çürük? Karşındaki kişinin söylediği ama senin hiç üzerinde durmadığın bir cümle var mı?
Bu hafta, onarmaya çalışmak yerine bir soru sor. Kendi istediğin biçime değil, karşındakinin hayatına dair bir soru.
Yanında taşıyacağın soru
Onarmaya çalıştığın yırtığa, hiç durup baktın mı?