İçeriğe geç

Yunus Emre ile · Acı ve sıkıntı

Yine bu bâd-ı nev-bahâr

Acı geçince geride ne kalıyor?

1.259 kelime · yaklaşık 6 dakika okuma · dinlemek için kadın ya da erkek anlatıcı sesi seçebilirsin

Açılış

Kâmuran kırk dört yaşında, Ağrı'nın Patnos ilçesinde veteriner hekim. On beş yıldır ilçenin köylerini dolaşıyor; doğum zorlanan ineklere, yaralanan atlara, hastalanan koyun sürülerine koşuyor. Köylüler ona «Doktor Bey» der; kış gecesi kapısı çalınsa kalkar, karlı yollara düşer.

Geçen sonbahar, ilçenin birkaç köyünde ağır bir hayvan hastalığı salgını çıktı. Kâmuran haftalarca köy köy dolaştı, karantina kurdu, aşı yaptı, ama bazı sürülerde hastalık yayılmıştı. Mevzuat gereği, hasta hayvanların itlaf edilmesi gerekiyordu. Kâmuran, yıllardır tanıdığı ailelerin ahırlarında, onların gözü önünde, o işi yönetti. Bir köyde, yaşlı bir adam, Hasan Dede, kırk yıllık sürüsünün son ineğine sarılıp ağladı. Kâmuran yanında durdu ve hiçbir şey söyleyemedi.

O kış Kâmuran'ın içinde bir şey söndü. Sabahları yataktan kalkamıyor, işe zorla gidiyor, akşamları kimseyle konuşmuyordu. Yemek yemiyor, gece üçte uyanıp tavana bakıyordu. Eşi Rojda onu ilçedeki aile hekimine, oradan Ağrı'daki psikiyatriste götürdü. Hekim ona depresyon teşhisi koydu, ilaç başladı, iki haftada bir görüşmelere gitti. Kış uzundu. Patnos'un kışı her zaman uzundur; ama o kış Kâmuran'a hiç bitmeyecek gibi geldi.

Mart sonunda, bir sabah, telefon çaldı. Hasan Dede'nin oğlu arıyordu: yeni aldıkları koyunlardan biri doğuruyordu ve doğum zorlanmıştı. Kâmuran bir an düşündü; o köye, o ahıra bir daha gidip gidemeyeceğini bilmiyordu. Sonra çantasını aldı ve gitti.

Bilgenin kapısı

Yunus Emre'nin bir şiiri, kışın ardından gelen baharı şöyle anlatır:

«Yine bu yeni bahar rüzgârı hoş bir edayla esti yine;
yine kışın soğukluğu haddini aşmasını kesti yine.
… Yine yeni hazineden dünya yeni bir kaftan giydi;
yine yeni can verildi, ot ve ağaç ses verdi yine.
Ölmüştü ot ve ağaç; dirilip yeniden biter.»

Şiirdeki «yine» kelimesi neredeyse her dizede tekrar eder. Bu tekrar bir sevinç çığlığı gibidir; ama aynı zamanda bir hatırlatmadır: bu ilk bahar değil. Kış daha önce de gelmiş, daha önce de geçmişti. Ve şiirin ilerleyen bir beytinde Yunus, bütün bunların yalnızca mevsimler için söylenmediğini açıkça belirtecektir.

Bakmadığın yer

Bir kışın sonunu beklerken insan çoğu zaman yalnızca bir şeyi sorar: bitti mi? Kâmuran'ın kışı, bir mevsimden çok daha uzun sürmüştü. Ve mart sonunda o telefon çaldığında, Kâmuran'ın aklındaki soru, acının bitip bitmediği değildi; o köye, o ahıra, Hasan Dede'nin yüzüne yeniden bakıp bakamayacağıydı.

Yunus'un şiiri bu soruya bir cevap vermiyor; ama başka bir şey söylüyor: «Yine.» Kış, haddini aşmasını bir gün keser. Ölmüş görünen ot ve ağaç yeniden biter. Bu bir vaat değil, bir gözlem: Patnos'un uzun kışlarını bilen herkes, baharın bir gün geldiğini de bilir. Ama kışın içindeyken insan bunu unutur. Depresyonun en ağır yanlarından biri de budur: kışın hiç bitmeyeceğine inanmak.

Şiirin en ilginç dizesi belki de şu: «Ölmüştü ot ve ağaç; dirilip yeniden biter.» Ot ve ağaç ölmüş gibi görünür; ama kökleri toprağın altında yaşar. Kâmuran'ın kışı da böyleydi. Dışarıdan bakan biri onun söndüğünü görürdü; ama bir şey toprağın altında yaşıyordu. On beş yıllık bir el bilgisi, karlı yollara düşme alışkanlığı, bir hayvanın acısını görünce kalkma isteği. Telefon çaldığında Kâmuran'ı çantasını almaya iten, bu köklerdi.

Bir de «yine yeni can verildi» dizesi vardı. Kâmuran'ın o sabahki çağrısı tam da buydu: yeni bir can. Hasan Dede'nin ahırında, kırk yıllık sürünün ardından gelen ilk doğum. Acının yerinde bir doğum. Ama burada dikkat etmek gerekiyor: bu doğum Hasan Dede'nin kaybını geri getirmeyecekti. Kırk yıllık sürü gitmişti. Bahar kışı geri almaz; yalnızca kışın ardından gelir.

Kâmuran için en zor şey, bu ikisini bir arada taşıyabilmekti. O köye gitmek, hem kaybın hem yeni canın yanında durmak demekti. Belki de kışın ardından insana kalan iş tam olarak buydu: kaybı unutmadan, yeni olana da yer açabilmek.

Bir de Kâmuran'ın kendi baharı meselesi vardı. Mevsimler kendiliğinden döner. Ama Kâmuran'ın baharı kendiliğinden gelmemişti; Rojda'nın onu hekime götürmesi, ilaç, görüşmeler, kış boyunca zorla kalkılan sabahlar; hepsi o baharın hazırlığıydı. Yunus'un şiiri bahar gelir der; ama insanın içindeki bahar bazen bir hekimin, bir eşin, bir ilacın elinden gelir.

Derinleşme

Yunus aynı şiirin sonuna doğru bir dize ekler ve bütün bahar tasvirinin anlamını değiştirir: «Sözüm yaz kış için değil; sevgili için geldi, iş için.» Başka bir şiirinde ise aynı düşünceyi şöyle söyler:

«Bu dem yüzümü süre durayım; her dem ayım yeni doğar.
Her dem bayram durur bana; yazım, kışım yeni bahar.
Bulut gölge kılmaz olur benim ayımın ışığına;
dolunayı hiç eksilmez, nuru gökten yere doğar.»

Yunus'un «ay»ı, sevgilinin, yani Tanrı'nın nurudur; ve bu nur için mevsim yoktur: «Yazım, kışım yeni bahar.» Bu dizeler ilk okunduğunda acıdan uzak, neredeyse dokunulmaz bir mutluluğu anlatıyor gibi gelebilir. Ama Yunus'un pek çok şiirinin derdin, ayrılığın, gözyaşının şiiri olduğunu hatırlarsak, bu dizeler acıyı yok saymıyor; acının içinde bile sönmeyen bir ışıktan söz ediyor. Mevsimlerin baharı gelir ve gider; ama Yunus'a göre insanın içinde, mevsimlere bağlı olmayan bir bahar da vardır.

Kâmuran o sabah Hasan Dede'nin ahırına girdiğinde, yaşlı adam kapıda bekliyordu. Sonbahardaki yüzünden daha zayıftı. Kâmuran bir an durdu; ne söyleyeceğini bilemedi. Hasan Dede ise hiçbir şey sormadı. Yalnızca, «Gel, Doktor Bey,» dedi. «Seni bekliyor.»

Doğum zordu. Kuzu ters gelmişti. Kâmuran bir saat uğraştı; elleri, on beş yıllık el bilgisi, kendiliğinden çalıştı. Sonunda kuzu çıktı; önce hareketsizdi, sonra Kâmuran onu ovdu ve kuzu bir ses çıkardı. Hasan Dede'nin yüzünde, aylardır görülmemiş bir şey vardı. Kâmuran ahırın kapısında oturup ellerini yıkarken ağladı. Hasan Dede yanına oturdu ve onun omzuna dokundu: «O kış sen de bizimle yandın, biliyorum.»

O bahar Kâmuran'ın kışı bitmedi; ilacı ve görüşmeleri hekimi uygun görene kadar sürdü, bazı sabahlar hâlâ ağırdı. Ama artık bir şey biliyordu: kışın içinde bile, toprağın altında bir şey yaşıyordu. Ve bir gün telefon çaldığında, o şey kalkıp çantasını alabiliyordu.

Bu hikâyenin ve bu şiirlerin sınırını da açıkça söylemek gerekiyor. Yunus'un «yine bahar gelir» sözü, depresyon gibi bir hastalığın kendiliğinden ya da yalnızca sabırla geçeceği anlamına gelmez; Kâmuran'ın baharı tedaviyle, bir hekimin ve bir eşin desteğiyle geldi ve böyle bir kışın içindeki herkes için aynı destek gereklidir. Bir de, bir topluluğun yaşadığı ortak kayıplarda, salgın, afet ya da ekonomik çöküşlerde, o kaybı yöneten görevliler de derin bir yük taşır; onların da desteğe ihtiyacı olabileceği unutulmamalıdır.

Öbür bilgeler

Gediz'deki Ayten, alt kattaki komşusu kapıyı çaldığında, otuz yıldır hiç tarhana yapmamış ellerinin annesinden kalan bilgiyi hatırladığını fark etmişti (MEV-K05.10). Kâmuran'ın elleri de kuzuyu doğururken kendiliğinden çalıştı. Mevlânâ gamın söktüğü kökün altındaki örtülü kökü gösterir; Yunus ölmüş görünen otun yeniden bittiğini. İkisinde de kayıptan sağ çıkan şey, toprağın altında bekleyen bir şeydir.

İzmir'deki Zerrin de babasının arı peçesini takıp kovanların başında durduğunda korkmamıştı (STO-K05.10). Seneca geçmişin bizim olduğunu, Yunus ise kışın ardından baharın yine geldiğini söyler. Biri geriye, öbürü ileriye bakıyor; ama ikisi de aynı yerde buluşuyor: acı her şeyi götürmez.

Bugün bir kez dene

Hayatındaki en uzun kışı düşün. O kışın içindeyken baharın geleceğine inanıyor muydun? Şimdi geriye bakınca, o kışın toprağının altında hangi kökler yaşıyordu?

Yunus'un «yine» kelimesini hatırla: bu ilk kışın değil, ilk baharın da değil. Daha önce de bir kışı geçirdin.

Eğer şu an bir kışın içindeysen, bu hafta tek bir şey yap: o kışı yalnız taşıma. Bir hekime, bir yakınına, bir dosta bir kapı aç. Bahar kendiliğinden gelebilir; ama bazen bir elin uzanmasıyla gelir.

Yanında taşıyacağın soru

Kışın içinde bile, toprağının altında ne yaşıyor?