Açılış
Perihan kırk yedi yaşında, Kastamonu'nun İnebolu ilçesinde bir ilkokulda sınıf öğretmeni. Beş yıl önce, bir sonbahar sabahı, duş alırken göğsünde bir sertlik fark etti. Birkaç hafta sonra Kastamonu'daki hastanede teşhis kondu: meme kanseri. Ameliyat, ardından altı ay kemoterapi, ardından ışın tedavisi.
O yıl Perihan'ın hayatı hastane koridorlarında geçti. Kemoterapi günlerinde sabah erkenden yola çıkıyor, ilaç odasındaki rahat koltukta dört beş saat oturuyor, akşam bitkin dönüyordu. Saçları döküldü, iştahı kaçtı, bazı geceler yataktan kalkamadı. Eşi Kenan ve kızı Elif yanındaydı; ama Perihan'ın o yıldan en çok hatırladığı yüz, ilaç odasındaki yan koltuğun yüzüydü.
Cemile altmış iki yaşındaydı, Cide'den geliyordu; o da meme kanseri tedavisi görüyordu. Perihan'la aynı günlerde, aynı saatlerde ilaç alıyorlardı. İlk hafta konuşmadılar. İkinci hafta Cemile, Perihan'ın kustuğunu görünce çantasından bir limon çıkarıp uzattı: «Kokla, kızım. Geçer.» O günden sonra her kemoterapi sabahı yan yana oturdular. Cemile ona örgü öğretti; Perihan ona telefondan torunlarına mesaj atmayı. Saçları döküldüğünde birbirlerine başörtüsü bağladılar.
Bu yaz Perihan beşinci yıl kontrolüne gitti. Hekim sonuçlara baktı, gülümsedi: «Temiz. Beş yılı geride bıraktınız.» Perihan hastanenin bahçesine çıktı ve ağladı. Sevinçten değil; tuhaf bir boşluktan. Beş yıl boyunca hayatı bir hastalığın etrafında dönmüştü. Şimdi o hastalık gitmişti. Geride ne kalmıştı?
O akşam Cemile'yi aradı. Cemile'nin tedavisi iki yıl önce bitmişti, o da iyiydi. Perihan «Temizim» dedi. Telefonun öbür ucunda Cemile ağladı, sonra güldü: «Biliyordum. Sen o limonu koklarken bile güçlüydün.»
Bilgenin kapısı
Therīgāthā'da Kisāgotamī adıyla kayıtlı şiir, büyük bir acıdan geçmiş birinin sesidir. Dizelerin ortasında, ağır kayıpların sayıldığı bir ağıt yer alır. Ama dizeler o ağıtla başlamaz; şöyle başlar:
«Dünyanın nasıl işlediğini gösteren bilgeler iyi dostluğu övmüşlerdir. İyi dostlarla birlikte olunca, bir ahmak bile bilgeleşir. Gerçek insanlarla birlikte ol; bilgelik böyle büyür. Gerçek insanlarla birlikte olursan, bütün acılardan kurtulursun. … Oku çıkardım, yükü bıraktım, yapılması gerekeni yaptım.»
Kisāgotamī'nin dizelerinin ortasındaki ağıt, eşini, çocuklarını, anne babasını ve kardeşini kaybetmiş bir kadının sesidir. Ama şiirin kuruluşu dikkat çekicidir: büyük acının anlatımı, iyi dostluğun övgüsüyle başlar ve okun çıkarılmasıyla biter. Acının ardından geride kalan ilk şey, bir dost.
Bakmadığın yer
Acıdan sonra ne kaldığını sorduğumuzda, çoğu zaman yaralara, izlere, kayıplara bakarız. Perihan da beşinci yıl kontrolünden çıkarken buna bakıyordu: kaybedilen bir yıl, değişen bir beden, her kontrolde dönen bir korku. Bu izler gerçekti ve onları küçümsemek haksızlık olurdu. Acı geçtikten sonra da geride bir boşluk, bir yorgunluk, bir «artık ne olacak?» sorusu kalır.
Kisāgotamī'nin dizeleri ise başka bir şeye bakıyor. Şiir, acının en derin yerinden geçmiş birinin şiiridir; ama ilk dizesi kayıpla değil, dostlukla başlar. Bu bir rastlantı değil. Acının ardından geriye bakan Kisāgotamī, en önce kendisini o acıdan geçiren şeyi anar: iyi dostları, gerçek insanları.
Perihan'ın beş yılı da böyleydi. Ondan geriye bir hastalığın izleri kalmıştı; ama bir de Cemile kalmıştı. Bir limon, bir örgü şişi, birbirlerine bağladıkları başörtüleri. Ve bu, Perihan'ın hastalıktan önceki hayatında hiç olmayan bir şeydi. Hastalık olmasaydı, Cide'den gelen altmış iki yaşındaki bir kadınla İnebolu'daki bir öğretmenin yolu hiç kesişmezdi.
Buradaki ince nokta şu: Kisāgotamī acıyı iyi bir şey saymıyor. Acı bir oktur; çıkarılması gerekir. Ama o okun çıkarılması yalnız başına olmadı. Gerçek insanlarla birlikte olunca, diyor şiir, insan acıdan kurtulur. Yani acıdan sonra geride kalan şey, acının kendisi değil, acının içinde kurulan bağdır.
Perihan'ın bahçede hissettiği boşluk da buradan geliyordu belki. Beş yıl boyunca hastalık hayatına bir düzen, bir anlam, bir mücadele vermişti. Şimdi o mücadele bitince, hayatı neyin etrafında döneceğini bilmiyordu. Ama telefonun öbür ucundaki ses ona bir şey hatırlattı: mücadele bitmişti, ama o mücadelenin içinde kurulan bağ bitmemişti.
Bir de Cemile'nin cümlesi vardı: «Sen o limonu koklarken bile güçlüydün.» Bu cümle Perihan'a kendisine dair bir şey söylüyordu: acının içinde kim olduğunu bir başkası görmüştü. Acıdan sonra geride kalan şeylerden biri de buydu: başka birinin gözünde görülmüş bir kendilik.
Derinleşme
Buda'nın bir konuşmasında, Ānanda bir gün ona iyi dostluğun önemini anlatır ve Buda'nın cevabı onu şaşırtır:
«Ānanda Buda'ya gelip şöyle dedi: "Efendim, iyi dostlar, yoldaşlar ve arkadaşlar, ruhsal hayatın yarısıdır." "Öyle değil, Ānanda! Öyle değil, Ānanda! İyi dostlar, yoldaşlar ve arkadaşlar ruhsal hayatın tamamıdır. … Beni iyi bir dost olarak tutan canlılar, doğuma, yaşlılığa ve ölüme, kedere, ağıta, acıya, üzüntüye ve sıkıntıya tabi olsalar da, bunların hepsinden kurtulurlar."»
Ānanda'nın sözü cömert bir sözdü: yolun yarısı. Buda onu düzeltir: yarısı değil, tamamı. Bu, Buda'nın öğretisinde dostluğun bir yardımcı değil, yolun kendisi olduğu anlamına gelir. Ve konuşmanın sonunda Buda kendisini de bir dost olarak tanımlar: acıdan kurtulmanın yolu, iyi bir dosta yaslanmaktan geçer.
Perihan beşinci yıl kontrolünden bir ay sonra bir şey yaptı. Kastamonu'daki hastanenin onkoloji servisinde, yeni teşhis almış hastalar için gönüllülerin düzenlediği bir buluşma vardı; Perihan tedavisi bittiğinde bir kez davet edilmiş ama gitmemişti. Bu kez Cemile'yi de alıp gitti. İlk buluşmada yeni teşhis almış otuz beş yaşında bir kadın, Perihan'ın elini tuttu ve sordu: «Saçlar geri geliyor mu?» Perihan güldü, başındaki kısa kıvırcık saçları gösterdi: «Biraz farklı geliyor. Ama geliyor.»
O günden sonra Perihan ayda bir hastaneye gidiyor. Kemoterapi günü olanlarla ilaç odasında oturuyor, kimilerine örgü öğretiyor, kimilerine yalnızca bir limon uzatıyor. Cemile de gelebildiği ayları kaçırmıyor. Bir gün ilaç odasında, yan koltukta oturan genç bir adam Perihan'a sordu: «Siz de hasta mısınız?» Perihan bir an düşündü. «Hastaydım,» dedi. «Şimdi yalnızca buradayım.»
Acıdan sonra geride kalan şey, Perihan için böyle şekillendi. Hastalığın izleri yerinde: her kontrol öncesi uykusuz bir gece, bir yara izi, eskisinden çabuk yorulan bir beden. Ama bir de beş yıl önce hiç olmayan bir şey var: bir dostluk ve o dostluğu başkalarına uzatabilen bir el.
Bu hikâyenin dengesini korumak gerekir. Kisāgotamī'nin ve Buda'nın sözleri, ağır bir hastalığın ya da kaybın mutlaka güzel bir dostlukla, bir anlam bulmayla sonuçlanacağını vaat etmez; bazı insanlar acıdan yalnız çıkar ve bu onların bir eksiği değildir. Bir de, kanser gibi uzun tedavilerin ardından, tedavi bittiğinde ortaya çıkan boşluk, kaygı ve nüks korkusu çok yaygındır; onkoloji ekiplerinin psikososyal destek birimleri ve hasta dayanışma grupları bu dönem için de vardır ve onlara başvurmak, iyileşmenin devamıdır.
Öbür bilgeler
Taşköprü'deki İhsan, oğluna yıllardır sormadığı soruyu sorduğunda telefon kırk dakika sürmüş, kapattığında karısına yalnızca «Konuştuk» demişti (YUN-K05.9). Perihan'ın Cemile'ye yaptığı «Temizim» telefonu da böyle kısa bir cümleydi; ama arkasında beş yıl vardı. Yunus yaradan sevdiğine yönelmeyi önerir; Buda ise iyi dostluğu yolun tamamı sayar. İki hikâyede de acıdan sonra geride kalan, bir telefonun öbür ucundaki bir sesti.
Manavgat'taki Erdal'ın ekip şefi Kemal Usta ise her büyük yangından sonra ekibi bir akşam kahvede topluyordu (MEV-K05.9). Perihan'ın ayda bir ilaç odasına gidişi de bir toplanmaydı. Mevlânâ derdin ses vermesini ister; Buda o sesi duyacak dostu. İkisi de acının yalnız taşınmaması gerektiğini söylüyor; ve acı geçtikten sonra, o taşıma biçiminin bir başkasına uzatılabileceğini.
Bugün bir kez dene
Hayatında geçmiş bir acıyı düşün. Ondan geriye ne kaldı? Önce izlere bak: yaralara, kayıplara, korkulara. Sonra Kisāgotamī'nin ilk dizesine dön: o acının içinde kimler vardı? Kimin yüzünü hatırlıyorsun?
Bu hafta, o acıda yanında olmuş birine ulaş. Uzun bir şey söylemene gerek yok. Cemile'nin limonu gibi küçük bir şeyi hatırlat.
Ve eğer yapabilirsen, bugün aynı acının içinde olan birine o eli uzat.
Yanında taşıyacağın soru
Acı geçtikten sonra, yanında kim kaldı?