Açılış
Ayten elli sekiz yaşında, Kütahya'nın Gediz ilçesinde yaşıyor. Otuz yıl boyunca ilçenin bilinen ailelerinden birinin hanımı oldu. Eşi İskender'in bir mobilya fabrikası vardı; büyük bir bahçeli evde oturuyor, her yaz Kuşadası'ndaki yazlığa gidiyor, düğünlerde ön masada oturuyorlardı. Ayten'in günleri dernek toplantıları, misafir ağırlamalar, alışverişlerle geçerdi.
Dört yıl önce fabrika battı. Önce büyük bir müşteri ödemesini yapmadı, sonra bankalar kredileri geri istedi. Bir yıl içinde fabrika satıldı, yazlık satıldı, sonunda bahçeli ev de satıldı. İskender ve Ayten, ilçenin kenarında, ikinci katta, iki odalı bir kiralık daireye taşındılar. İskender aylarca kimseyle konuşmadı; sonra bir akrabasının yanında muhasebeci olarak çalışmaya başladı.
Ayten'in ilk yılı bir çöküş gibi geçti. Eski arkadaşları birer birer aramaz oldu. Dernekten istifa etti. Pazarda eski tanıdıklarla karşılaşınca yolunu değiştirdi. Kiralık dairenin dar mutfağında oturuyor, eski evin büyük mutfağını, misafir sofralarını, bahçedeki gülleri düşünüyordu. «Her şeyimiz gitti» diyordu kızına telefonda. «Geriye hiçbir şey kalmadı.»
İkinci yılın sonbaharında, alt kattaki komşu Hacer Teyze kapısını çaldı. Hacer Teyze yetmiş yaşındaydı, dul, emekli maaşıyla geçiniyordu. Elinde bir tencere vardı: «Kızım, tarhana yaptım, sen de bir tat. Bu kış birlikte yapalım mı? Benim dizlerim artık kaldırmıyor.»
Ayten ilk kez tarhana yaptı. Annesinden görmüştü ama otuz yıldır mutfağında hep yardımcısı vardı. Hacer Teyze'nin yanında, domatesi, biberi, nanesi, yoğurdu ve unu yoğurdu, tepsilere serip balkonda kuruttu, ufaladı, eledi. Akşam ellerine baktığında, yıllardır ilk kez, yorgunluktan değil, bir şey yapmış olmaktan doğan bir ağırlık hissetti.
Bilgenin kapısı
Mevlânâ, Mesnevî'nin beşinci defterinde, insanın gönlüne her gün yeni bir misafir gibi gelen düşünceleri anlatırken, gam düşüncesinin ne yaptığını şöyle söyler:
«Gam, eski sevincin kökünü söker; ta ki yeni bir zevk ötelerden salınarak gelsin. Gam, eğri ve çürümüş kökü söker; ta ki örtülü kök kendini göstersin. Gam gönülden ne döker, ne alıp götürürse, karşılığında, Hak bilir ki daha iyisini getirir.»
Bu beyitler, aynı bölümün gamın gönül evini süpürdüğünü, sarı yaprakları silkelediğini söyleyen meşhur beyitlerinin hemen ardından gelir. Mevlânâ burada gamın yalnızca alıp götüren bir misafir olmadığını, toprağı kazıyan bir el olduğunu anlatır: eski kökü söker, altındaki kökü açığa çıkarır.
Bakmadığın yer
Acıdan sonra geride kalanı genellikle bir enkaz gibi sayarız: ne gitti, ne kaldı, ne kurtarılabildi. Ayten'in «Her şeyimiz gitti» cümlesi böyle bir sayımın sonucuydu. Fabrika, yazlık, bahçeli ev, dernek, eski arkadaşlar; hepsi gitmişti. Ve sayım bittiğinde geriye bir şey kalmamış gibi görünüyordu.
Mevlânâ'nın beyitleri başka bir sayım öneriyor. Gam yalnızca alıp götürmez; bir şeyi söker ve bir şeyi açığa çıkarır. «Eğri ve çürümüş kökü söker; ta ki örtülü kök kendini göstersin.» Burada iki kök var. Biri yüzeyde, herkesin gördüğü, belki de çoktan çürümüş bir kök. Öbürü örtülü; onun altında, varlığından bile habersiz olunan bir kök.
Ayten'in otuz yılı yüzeydeki köke yaslanmıştı. Büyük ev, ön masadaki yer, dernek başkan yardımcılığı; bunlar onun kim olduğunu tanımlıyordu. Ve bunlar söküldüğünde, Ayten kendisinin de söküldüğünü düşündü. Ama Mevlânâ'nın beyti bir soru soruyor: o kök gerçekten sağlam mıydı, yoksa eğri ve çürümüş müydü? Fabrika battığında arkadaşlarının birer birer kaybolması, belki de o kökün ne kadar yüzeysel olduğunu gösteriyordu.
Bu sert bir soru ve Ayten'in kaybını küçümsemek için sorulmuyor. Ayten gerçek bir şey kaybetmişti: bir ev, bir güvence, otuz yıllık bir düzen. Bunların yası tutulmalıydı. Ama yasın yanında bir şey daha vardı: o düzenin altında, Ayten'in hiç bakmadığı bir şey.
Hacer Teyze'nin tenceresi, o örtülü kökün ilk görünüşüydü. Ayten annesinden tarhana yapmayı görmüştü; elleri bunu biliyordu ama otuz yıl boyunca hiç kullanmamıştı. Yeni hayatın dar mutfağında, bir komşunun dizleri kaldırmadığı için, o el bilgisi yeniden ortaya çıktı. Ve onunla birlikte başka bir şey de: bir şey yapmış olmanın, bir şeyi kendi elleriyle var etmenin ağırlığı.
Mevlânâ'nın son beytinde bir vaat var: «Gam gönülden ne alırsa, karşılığında daha iyisini getirir.» Bu vaat ilk duyulduğunda fazla iyimser gelebilir. Kaybedilen her şeyin yerine daha iyisi mi gelir? Ayten'in bahçeli evinin yerine iki odalı bir kiralık daire gelmişti. Ama Mevlânâ'nın «daha iyisi» bir ev ya da bir servet değil; ötelerden salınarak gelen «yeni bir zevk». Ve o zevk, bir pazar sabahı, balkonda kuruyan tarhana tepsilerinin kokusunda gelebilir.
Derinleşme
Mevlânâ aynı bölümün devamında, gamı bir buluta benzetir:
«Bulut ve şimşek ekşi bir yüz getirmeseydi, bağ doğunun gülümsemesinden yanardı. … Bulutun dış yüzü ekşiyse de, bulut gül bahçesi getirendir, çorak toprağı da sürükleyip götürendir. Gam düşüncesini bir bulut gibi bil; o ekşi yüzlüye karşı sen de yüzünü ekşitme.»
Bu imge Gediz'in bağlarını bilen herkese tanıdık gelir. Yaz boyunca yalnızca güneş görseydi, bağ yanardı; bulutun gölgesi, yağmuru, hatta şimşeği bağı besler. Mevlânâ gamı böyle bir buluta benzetiyor: yüzü ekşidir, gelişi hoş değildir; ama olmasa, insanın bağı kurur. Ve son öğüt ince: o ekşi yüzlü misafire sen de ekşi yüz gösterme.
Ayten'in ilk yılı, bu misafire ekşi yüz göstermekle geçmişti. Dar mutfağa, kiralık daireye, kaybolan arkadaşlara öfkeyle bakmıştı. Bu öfke anlaşılırdı. Ama Hacer Teyze'nin kapıyı çaldığı günden sonra, Ayten bulutun başka bir yüzünü görmeye başladı.
O kış Ayten ve Hacer Teyze üç kez tarhana yaptılar. İlk partiyi kendileri ve çevredeki komşular için. İkincisini, Hacer Teyze'nin kızının önerisiyle, ilçenin pazar yerinde bir tezgâhta sattılar. Üçüncü parti bittiğinde, binanın üçüncü katındaki genç bir kadın, iki çocuklu ve işsiz kalmış bir anne, kapıyı çaldı: «Size yardım edebilir miyim? Belki ben de bir şey kazanırım.»
Ertesi bahar, belediyenin kadın kooperatiflerine verdiği destekle, üç kadın küçük bir ev üretimi atölyesi kurdular. Tarhana, erişte, salça, reçel. Ayten muhasebeyi tutuyor, siparişleri düzenliyor; otuz yıllık misafir ağırlama deneyimi, şimdi müşterilerle konuşurken işe yarıyor. Kazanç büyük değil. Ama Ayten'in kızı bir gün telefonda annesinin sesini duyunca şaşırdı: «Anne, sesin değişmiş.»
Bir akşam İskender, atölyenin hesap defterine bakarken Ayten'e sordu: «Pişman mısın? Her şeyi kaybettiğimiz için?» Ayten bir süre düşündü. «Kaybettiğimiz şeyler için üzgünüm,» dedi. «Ama bulduğum şey için değil.»
Burada açıkça söylenmesi gereken iki şey var. Mevlânâ'nın «gam daha iyisini getirir» sözü, maddi bir çöküşün, işsizliğin ya da yoksulluğun insanlar için bir fırsat olduğu ya da her kaybın mutlaka bir kazançla telafi edileceği anlamına gelmez; pek çok insan için bu kayıplar kalıcı yaralar bırakır ve toplumsal destek, borç yapılandırması, hak arama gibi somut yollar gerektirir. Bir de, ani ve büyük bir maddi kaybın ardından gelen utanç, içe kapanma ve umutsuzluk aylarca sürüyorsa, bunu yalnız taşımamak, bir yakına ya da bir uzmana açmak, örtülü kökün ortaya çıkması için de bir zemin hazırlar.
Öbür bilgeler
İzmir'deki Zerrin, babasının ölümünden üç yıl sonra kutuyu açtığında, babasının imla hatalı bir notunu bulmuş ve ağlarken bir yazım hatasına gülmüştü (STO-K05.10). Ayten'in de ilk tarhanayı ufaladığı akşam ellerinde hissettiği ağırlık, böyle bir karışımdı: kayıp ve bulgu bir arada. Seneca geçmişin bizim olduğunu söyler; Mevlânâ ise gamın, geçmişin altındaki örtülü kökü açtığını. İkisi de acıdan sonra geride bir şey kaldığını, yalnızca nereye bakılacağının değiştiğini söylüyor.
İnebolu'daki Perihan'ı da kemoterapi odasında bir yabancının uzattığı limon açmıştı (BUD-K05.10). Ayten'i ise alt kattaki komşunun tenceresi. Buda iyi dostluğun yolun tamamı olduğunu söyler; Mevlânâ gamın kapıya getirdiği misafiri. İki hikâyede de acıdan sonraki ilk kapı, bir başkasının kapıyı çalmasıyla açıldı.
Bugün bir kez dene
Hayatında bir kaybın ardından «her şey gitti» dediğin bir zamanı düşün. Önce gerçekten giden şeylerin listesini yap; onları küçümseme. Sonra Mevlânâ'nın sorusunu sor: o kaybın söktüğü köklerden hangisi zaten eğri ve çürümüştü? Ve o kaybın altından hangi örtülü kök göründü?
Bir de bulut imgesini düşün: hayatında şu an ekşi yüzlü bir misafir gibi gelen bir gam var mı? Ona karşı yüzünü ekşitmek yerine, onun bağına getirebileceği yağmuru düşün.
Bu hafta, ellerinin bildiği ama yıllardır kullanmadığı bir şeyi yap. Bir yemek, bir dikiş, bir onarım. Ve bir komşunun kapısını çal.
Yanında taşıyacağın soru
Gamın söktüğü kökün altında, hangi kök görünmeyi bekliyor?