Açılış
Cenk otuz yedi yaşında. On iki yıl İstanbul'da bir reklam ajansında çalıştı; sabahları metrobüste, akşamları ajansın ışıkları sönene kadar masasında. Otuz dördünde bir sabah, toplantı odasında, nefesinin kesildiğini hissetti. Hastanede kalbinin sağlam olduğunu söylediler; bir panik atak. Cenk o ay istifa etti.
Muğla'nın Akyaka beldesine taşındı. Gökova Körfezi'ne bakan küçük bir ev kiraladı, birikimleriyle sahilde bir kahve dükkânı açtı. İlk yaz her şey yolundaydı: sabahları denize giriyor, öğleden sonra kahve demliyor, akşamları rüzgâr sörfçülerini izliyordu. İstanbul'daki arkadaşları fotoğraflarına «Hayallerini yaşıyorsun» diye yorum yazıyordu.
İkinci kış tuhaf bir şey oldu. Turistler gitmişti, dükkân sessizdi; ve Cenk'in içindeki o eski ağırlık geri geldi. Geceleri uyuyamıyor, kahve dükkânının hesaplarını defalarca yapıyor, İstanbul'daki eski iş arkadaşlarının terfilerine bakıp içi sıkışıyordu. Bir sabah dükkânda, kahve makinesinin başında, aynı nefes darlığı geri geldi.
O kış Cenk yeni bir plan yaptı. Akyaka küçüktü, kış çok uzundu. Belki Portekiz'in kıyısında, bir sörf kasabasında yeniden başlayabilirdi. İnternette ev ilanlarına, vize koşullarına bakmaya başladı. Kız kardeşi Sibel telefonda, ilk kez sertçe, şunu söyledi: «Cenk, İstanbul'dan kaçtın, Akyaka'ya gittin. Şimdi Portekiz'e kaçacaksın. Sonra nereye?»
Cenk telefonu kapattı ve kızgınlıkla dükkânın kapısını kilitledi. Sonra sahile yürüdü. Kış denizi griydi, rüzgâr sertti. Bir kayığın yanında oturan yaşlı bir balıkçı, Hüsnü Reis, ağlarını onarıyordu. Cenk'in yüzüne baktı, bir şey sormadı. Yalnızca, ağı elinden bırakmadan, şunu söyledi: «Kayığın yükü kötü bağlanmışsa, hangi denize çıksan yan yatar.»
Bilgenin kapısı
Seneca, uzun yolculuklara çıkıp yine de içindeki ağırlıktan kurtulamayan dostu Lucilius'a bir mektup yazar:
«Bu kadar uzun bir yolculuktan, bu kadar manzara değişikliğinden sonra zihnindeki kasvetten ve ağırlıktan kurtulamadığına mı şaşırıyorsun? Senin iklim değişikliğine değil, ruh değişikliğine ihtiyacın var. … Nereye gidersen git, kusurların seni izleyecek. Sokrates de yakınan birine aynı şeyi söylemişti: "Gezip dolaşmanın sana yardım etmemesine neden şaşırıyorsun, kendini hep yanında götürürken? Seni yollara düşüren neden, hep topuklarının dibinde." … Bu kaçışın neden işe yaramadığını mı soruyorsun? Çünkü kendinle birlikte kaçıyorsun. Zihnin yüklerini bir kenara bırakmalısın; bunu yapana kadar hiçbir yer seni tatmin etmeyecek.»
Gummere'nin dipnotunun hatırlattığı gibi, aynı düşünceyi Romalı şair Horatius da bir dizesinde söyler: denizleri aşıp koşanlar göğü değiştirir, ruhlarını değil.
Bakmadığın yer
Yükü çoğu zaman bir yere bağlarız. Bir şehir, bir iş, bir ev, bir insan; hayatımızı ağırlaştıran şeyin dışarıda bir adresi olduğunu düşünürüz. O adresten uzaklaşırsak yükün de orada kalacağını umarız. Cenk'in İstanbul'dan Akyaka'ya taşınması böyle bir umuttu. Metrobüs, ajans, toplantı odası; yükün adresi buydu.
Ve bu umutta doğru bir yan da vardı. Bazı yerler gerçekten ağırdır; Seneca da aynı mektupta, bazı yerlerin henüz iyileşmemiş bir zihin için sağlıksız olabileceğini, kendisinin de kalabalık bir meydandan uzak durmayı tercih edeceğini söyler. Cenk'in İstanbul'dan ayrılması bir hata değildi. İlk yazki ferahlığı da gerçekti.
Ama Seneca'nın asıl sorusu başka: yer değiştiğinde ne değişmedi? Cenk İstanbul'u geride bırakmıştı; ama İstanbul'da her gece yaptığı şeyi, hesapları defalarca yapmayı, eski iş arkadaşlarının hayatlarıyla kendini ölçmeyi, dinlenirken bile bir sonraki işi düşünmeyi, Akyaka'ya da getirmişti. Bunlar şehrin yükleri değil, Cenk'in yükleriydi. Sokrates'in deyişiyle, onu yollara düşüren neden, topuklarının dibindeydi.
Konunun sorusu tam burada anlam kazanıyor: hangi yükü sen seçtin? Cenk İstanbul'daki işi seçmişti; ama ağırlığı ona veren şey yalnızca iş değildi. Kendini hiç yeterli bulmama, durmayı bir kayıp sayma, başkalarının hayatına bakarak kendi hayatını tartma; bunları kimse ona yüklememişti. Yıllar içinde, belki fark etmeden, kendisi kaldırmıştı. Ve kendisi kaldırdığı için, nereye giderse onları da götürüyordu.
Sibel'in «Sonra nereye?» sorusu bu yüzden acıtmıştı. Portekiz planı yeni bir adres arıyordu. Ama yükün adresi Cenk'in kendisiydi. Ve bu, ilk duyulduğunda ağır bir cümle olsa da içinde bir kolaylık da taşıyordu: yükün adresi bir şehir değil de Cenk'in kendisiyse, onu bağlamak için bir yere taşınmak da gerekmiyordu. Yük, Akyaka'da da bağlanabilirdi; şimdi, bu kış, bu kahve makinesinin başında.
Derinleşme
Seneca aynı mektupta, bu yükün neden yer değiştirdikçe hafiflemediğini, aksine ağırlaştığını bir gemi benzetmesiyle anlatır:
«Üstündeki yükten kurtulmak için oradan oraya dolaşıyorsun; oysa yük, tam da bu huzursuzluğun yüzünden daha da can sıkıcı hâle geliyor. Tıpkı bir gemideki kargo gibi: yerinde dururken sorun çıkarmaz, ama bir yandan öbür yana kaydığında gemiyi yerleştiği tarafa daha çabuk yatırır. … Bu dert bir kez ortadan kalktığında, her yer değişikliği hoş olur. … Gittiğin yerden çok, senin kim olduğun önemlidir.»
Hüsnü Reis'in ağ onarırken söylediği cümle, Seneca'nın gemisinin ta kendisiydi: «Kayığın yükü kötü bağlanmışsa, hangi denize çıksan yan yatar.» Seneca'ya göre kaçmak yükü hafifletmez; yükü sarsar. Her yeni şehir, her yeni plan, yükü bir yandan öbür yana kaydırır. Ve kayan yük, durgun yükten daha tehlikelidir.
Ama mektubun ikinci yarısı umutlu bir şey de söylüyor: «Bu dert bir kez ortadan kalktığında, her yer değişikliği hoş olur.» Seneca yolculuğa karşı değildir. Yalnızca sırayı değiştirir: önce yük bağlanır, sonra denize çıkılır.
O akşam Cenk dükkâna döndü ve Portekiz ilanlarını kapattı. Ertesi hafta Muğla'da bir psikoloğa randevu aldı; panik ataklarının İstanbul'da başladığı ama İstanbul'la bitmediği artık açıktı. İlk seanslarda konuştukları şey ne İstanbul'du ne Akyaka; Cenk'in çocukluğunda babasının her karnede sorduğu soruydu: «Sınıf birincisi kim oldu?»
Sabahları da bir alışkanlık edindi. Her sabah dükkânı açmadan önce, Hüsnü Reis'in kayığının yanına gidip on beş dakika oturmaya başladı. Hiçbir şey yapmadan; ne telefon ne hesap. İlk günler zor geçti; elleri cebindeki telefonu arıyordu. Hüsnü Reis bir sabah ona bir ağ ucunu uzattı: «Madem oturuyorsun, şunu tut.» Cenk ağı tuttu. Reis düğümleri atarken hiç konuşmadı. Cenk o sabah ilk kez, bir şey yapmadan bir şeyin parçası olmanın ne demek olduğunu hissetti.
Bahar geldiğinde Cenk hâlâ Akyaka'daydı. Kış yine uzun olmuştu; gece uykusuzlukları tamamen geçmemişti. Ama eski iş arkadaşlarının hayatlarına bakmayı bırakmıştı; telefonundan o uygulamayı silmişti. Bir gün Sibel aradı: «Portekiz ne oldu?» Cenk güldü: «Belki bir gün giderim. Ama tatile.»
Burada iki noktayı ayırmak lazım. Seneca'nın «yer değil ruh değişmeli» sözü, insanın kendine zarar veren bir işten, bir şehirden ya da bir ilişkiden ayrılmasının yanlış olduğu anlamına gelmez; bazen yer değiştirmek, iyileşmenin gerçekten ilk adımıdır. Bir de, panik ataklar ve süreğen kaygı, yalnızca düşünce değişikliğiyle geçmeyebilir; bunlar tedavisi olan durumlardır ve Cenk'in yaptığı gibi bir uzmandan destek almak, yükü bağlamanın en sağlam yoludur.
Öbür bilgeler
Sandıklı'daki Esin, kardeşi Okay usta önerisi istediğinde «Önce sen bir bak» demişti (BUD-K05.7). Esin'in yükü başkalarının hayatına bağlanmıştı, Cenk'inki bir yere. Buda karşıya geçirmiş salı bırakmayı önerir; Seneca ise kayan yükü bağlamayı. İkisi de aynı şeyi soruyor: taşıdığın şey, hâlâ taşınması gereken bir şey mi?
Zile'deki Şenay ise otuz dört başvurudan sonra, adını yazmadan kantinin panosuna şiir iğnelemişti (YUN-K05.6). Cenk'in eski iş arkadaşlarının terfilerine bakması ile Şenay'ın sonuç günü e-postasını kontrol etmesi aynı yükün iki biçimiydi: değerini dışarıdan bir ölçüye bağlamak. Yunus o ölçüyü «isteyene» bırakır; Seneca ise yükü insanın kendi içinde arar.
Bugün bir kez dene
Hayatındaki bir ağırlığı düşün. Önce ona bir adres ver: «Bu ağırlık şuradan geliyor: işimden, şehrimden, şu kişiden.» Sonra Sokrates'in sorusunu sor: o yerden uzaklaşsam, bu ağırlığın ne kadarı benimle gelirdi?
Gelecek olan kısmı bir kâğıda yaz. Onlar senin kaldırdığın yükler olabilir.
Bu hafta, Hüsnü Reis'in kayığının yanındaki on beş dakikayı kendine ayır. Ne telefon ne plan. Yalnızca otur ve yükünün nerede durduğuna bak.
Yanında taşıyacağın soru
Gitmek istediğin yere, yanında kimi götüreceksin?