İçeriğe geç

Stoacılar: Epiktetos, Marcus Aurelius, Seneca ile · Acı ve sıkıntı

Aynı zincirin iki ucu

Umut bir güç mü, bir erteleme mi?

1.370 kelime · yaklaşık 6 dakika okuma · dinlemek için kadın ya da erkek anlatıcı sesi seçebilirsin

Açılış

Nergis otuz üç yaşında, Bitlis'in Tatvan ilçesinde bir ilkokulda okul sekreteri. Eşi Ferhat bir oto tamirhanesinde usta. İki çocukları var: yedi yaşında Berfin, üç yaşında Aras. Dokuz yıldır kirada oturuyorlar; Van Gölü'ne bakan, kışın içi soğuk tutan, nemli bir zemin kat dairesinde. Ev sahibi her yıl kirayı artırıyor, her yıl «Oğlumu evlendireceğim, çıkmanız gerekebilir» diyor.

Geçen yıl ilçede bir toplu konut projesi açıldı ve hak sahipleri kurayla belirlenecekti. Nergis ve Ferhat başvurdular. Başvuru günü Nergis'in içinde bir şey kıpırdadı: kendi evleri. Üç oda, güneş alan bir balkon, Berfin'e ayrı bir oda.

Kura tarihi altı ay sonraydı. O altı ay Nergis'in hayatının en tuhaf altı ayı oldu. Akşamları telefonda projenin görsellerine bakıyor, hangi odaya hangi dolabı koyacaklarını hesaplıyordu. Ferhat'la balkonda çay içeceklerini hayal ediyordu. Ama aynı akşamlar uykuya dalamıyordu: ya çıkmazsa? Başvuranların çoğunun çıkmayacağını herkes biliyordu. Bir gece rüyasında kura çekiliş salonunu gördü; adları okunuyordu, kendi adı hiç gelmiyordu. Ter içinde uyandı.

Bir gün Berfin okuldan döndüğünde «Anne, yeni evde benim odam pembe mi olacak?» diye sordu. Nergis bir an dondu. Çocuğa söz vermiş miydi? Hatırlamıyordu. Ama kızının gözlerinde kendi umudunu gördü ve o umudun ne kadar ağır olduğunu ilk kez hissetti. Eğer çıkmazsa, bunu Berfin'e nasıl anlatacaktı?

Ferhat bir akşam onu balkon hayalinin ortasında durdurdu: «Nergis, bu evi şimdiden o kadar çok yaşadın ki, çıkmazsa sanki bir evi kaybetmiş gibi olacaksın. Daha elimizde olmayan bir evi.»

Bilgenin kapısı

Seneca'nın beşinci mektubu, Rodoslu Stoacı Hekaton'dan alınmış bir cümleyle biter:

«Hekaton'un yazılarında şunu buldum: arzuları sınırlamak korkuları iyileştirmeye de yardım eder. "Umut etmeyi bırak," der, "korkmayı da bırakırsın." "Ama," diyeceksin, "bu kadar farklı iki şey nasıl yan yana yürür?" Şöyle, sevgili Lucilius: Birbirine zıt görünseler de aslında bağlıdırlar. Aynı zincir mahkûmu ve onu koruyan askeri nasıl birbirine bağlarsa, umutla korku da öyle, birbirine benzemeseler de adım adım birlikte yürür; korku umudun ardından gelir. … İkisi de askıda kalmış, geleceğe bakarak kendini yiyip bitiren bir zihne aittir. Bu iki kötülüğün asıl nedeni, kendimizi şimdiye uydurmamamız, düşüncelerimizi çok ileriye göndermemizdir.»

Hekaton, Rodoslu bir Stoacıdır; eserleri bugüne yalnızca başka yazarların aktarımlarıyla ulaşmıştır. Seneca onun cümlesini kendi mektubuna bir «günün kazancı» olarak ekler ve mektubu şu cümleyle bitirir: «Yalnızca şimdiki an, hiç kimseyi mutsuz edemez.»

Bakmadığın yer

Umudu ve korkuyu genellikle iki zıt şey olarak düşünürüz. Umut aydınlıktır, korku karanlık. Biri insanı ileri iter, öbürü geri çeker. Nergis'in altı ayı da böyle bölünmüş gibiydi: akşamları umut, geceleri korku. Sanki iki ayrı duygu, onun içinde sırayla nöbet tutuyordu.

Hekaton'un cümlesi bu bölünmeyi ortadan kaldırıyor. Umut ile korku iki ayrı nöbetçi değil, aynı zincirin iki ucudur. Mahkûmla asker birbirinden ayrı görünür; biri tutsak, öbürü koruyucu. Ama aynı zincirle bağlanmışlardır; biri nereye giderse öbürü de oraya gider. Nergis'in balkon hayali büyüdükçe, gece rüyasındaki çekiliş salonu da büyüyordu. Biri olmadan öbürü olmazdı.

Seneca'nın açıklaması ise ikisini birleştiren şeyi gösteriyor: ikisi de «askıda kalmış» bir zihne aittir. Nergis'in zihni altı ay boyunca ne bugündeydi ne gelecekte; tam ikisinin arasında, kura gününde asılı duruyordu. Ve bu askıda kalış, ne umudu ne korkuyu besliyordu aslında; bugünü, yani kirada oturdukları, çocuklarının büyüdüğü, Ferhat'la birlikte oldukları evi aç bırakıyordu.

Ferhat'ın cümlesi tam bu noktaya dokunmuştu: «Daha elimizde olmayan bir evi kaybetmiş gibi olacaksın.» Umut, bir şeyi sahip olunmadan önce yaşatır; korku da, sahip olunmadan önce kaybettirir. Nergis o evi altı ay boyunca hem yaşamış hem kaybetmişti; oysa ev henüz bir görselden ibaretti.

Berfin'in pembe oda sorusu ise zincirin başka birine de takılabileceğini gösteriyordu. Bir umut paylaşıldıkça, onun korkusu da paylaşılıyordu. Nergis kızına bir şey vaat etmemişti belki; ama hayalini yüksek sesle kurmuştu. Ve şimdi kızı da aynı zincirin bir halkasına bağlanmıştı. Yedi yaşındaki bir çocuk için bir umut, yetişkinden çok daha kesin bir şeydir; «belki» kelimesi o yaşta pek duyulmaz. Nergis'in korkusunun bir kısmı artık kendi hayal kırıklığından değil, kızınınkinden geliyordu.

Derinleşme

Seneca başka bir mektubunda, aniden ölen zengin bir dostunu anlattıktan sonra, umut üzerine bir adım daha atar:

«Hayatın en büyük kusuru, her zaman eksik kalması ve bir kısmının hep ertelenmesidir. … Bu yüzden, sevgili Lucilius, hemen yaşamaya başla ve her günü ayrı bir hayat say. Kendini böyle hazırlayan, günlük hayatı kendi içinde tamamlanmış bir bütün olan kişi rahattır; ama yalnızca umutla yaşayanlar, hemen önlerindeki geleceğin de ellerinden kayıp gittiğini görürler.»

Seneca burada «umut etme» demiyor; «yalnızca umutla yaşama» diyor. Ayrım ince ama önemli. Bir eve başvurmak, bir geleceği planlamak Stoacıya göre de akıllıcadır. Sorun, bugünün o geleceğe bir bekleme salonu yapılmasıdır: «hayatın bir kısmının hep ertelenmesi».

Ferhat'ın sözünden sonra Nergis bir deney yaptı. Telefondaki proje görsellerini silmedi; bir klasöre taşıdı: kura gününe kadar açmayacaktı. Akşamları balkon hayali yerine, kiradaki evin kendisine baktı. Dokuz yıldır «nasılsa çıkacağız» diye hiçbir şey yapmadıkları bir evdi bu. Duvarda Berfin'in bebekliğinden kalma bir çivi deliği, mutfakta yıllardır gıcırdayan bir dolap kapağı, pencerenin önünde boş bir saksı.

O hafta sonu Ferhat dolap kapağının menteşesini değiştirdi. Nergis boş saksıya pazardan aldığı bir sardunya dikti. Berfin'le birlikte çocuğun yatağının üstündeki duvarı açık pembeye boyadılar. Berfin şaşırdı: «Ama bu bizim evimiz değil ki.» Nergis bir an düşündü, sonra şunu söyledi: «Şu an burada oturuyoruz. Şu an bizim.»

Kura günü geldi. Nergis ve Ferhat çekilişi canlı yayından izlediler. Adları çıkmadı. Nergis bir süre ekrana baktı. Bekledi ki o eski korku bütün ağırlığıyla üstüne çöksün. Çöktü; ama altı ay önce hayal ettiği kadar değil. Kalktı, mutfağa gitti, yeni menteşesiyle sessizce açılan dolabın kapağını açtı ve çay koydu.

Berfin akşam sordu: «Yeni ev olmadı mı?» Nergis «Bu sefer olmadı» dedi. Berfin pembe duvarına baktı: «Benim odam yine de pembe.»

Ertesi ay bir sonraki projeye de başvurdular. Umudu bırakmadılar. Ama bu kez Nergis klasörü hiç açmadı. Kura gününe kadar, sardunyayı suladı.

Bu hikâyenin sınırını da açıkça çizmek gerekiyor. Hekaton'un «umut etmeyi bırak» sözü, insanın hakkını aramaktan, daha iyi bir hayat için başvurmaktan, çalışmaktan vazgeçmesi gerektiği anlamına gelmez; konut, iş ya da eğitim gibi temel ihtiyaçlarda imkânları araştırmak ve kullanmak gerekir. Bir de, belirsiz bir sonucu beklerken uykusuzluk, sürekli kaygı ve olumsuz senaryolar haftalarca sürüyorsa, bu bir kaygı bozukluğunun işareti olabilir; o durumda kaygıyı tek başına taşımak yerine aile hekiminden bir yönlendirme istemek iyi bir başlangıçtır.

Öbür bilgeler

Tosya'daki Didem de altı yıl boyunca «nakil olunca» cümlesinin önünde beklemiş, Amasra'ya giden denizi naklin ödülü saymıştı (BUD-K05.6). Nergis'in «yeni evde» cümlesi de aynı kalıptandı. Buda biçilmiş yeşil kamıştan söz eder; Seneca ise hayatın hep ertelenen kısmından. İkisi de umudun kendisini değil, umudun bugünü nasıl kuruttuğunu gösteriyor.

Yüksekova'daki Zelal ise geçidin kapalı olduğu ikinci gün bir kamyoncuya kendisini de götürüp götüremeyeceğini sormuş, «Abla, ben de bekliyorum» cevabını almıştı (YUN-K05.5). Nergis'in proje görsellerine her akşam bakması da o kamyoncuya sorulan sorunun bir başka biçimiydi: geleceği kontrol edebilirmiş gibi ona bakmak. Yunus o bakışı buluta, Seneca ise şimdiki ana çevirir.

Bugün bir kez dene

Hayatında şu an beklediğin bir sonuç var mı? Bir kura, bir sınav sonucu, bir iş başvurusu, bir haber?

Hekaton'un zincirini düşün: o umudun öbür ucunda hangi korku bağlı? İkisini birlikte, yan yana bir kâğıda yaz.

Sonra Seneca'nın sorusunu sor: bu bekleyiş yüzünden ertelediğim, şu anki hayatımda bir dolap kapağı, bir saksı, bir duvar var mı? Bu hafta onlardan birine dokun.

Yanında taşıyacağın soru

Beklediğin gelecek gelene kadar, şu an oturduğun ev kimin?