Açılış
Selim otuz bir yaşında, Afyonkarahisar'da bir termal otelin ön büro şefi. Dört ay önce kızı Elif doğdu. Eşi Nesrin doğumdan sonra çok yorgun; geceleri bebeğe çoğunlukla o bakıyor, Selim de gece vardiyasından dönünce yardım ediyor.
Bebek gelmeden önce Selim telefonunda kısa videolara akşamları yarım saat kadar bakardı. Şimdi bu süre günde beş, altı saate çıktı. Gece bebeği uyuturken, bir eliyle beşiği sallarken öbür eliyle videoları kaydırıyor. Otelde, resepsiyonda kimse yokken. Sabah tıraş olurken bile telefonu lavabonun kenarına dayıyor. Bir video bitiyor, bir sonraki başlıyor; Selim kaçta başladığını, kaçta bittiğini hatırlamıyor.
Geçen hafta bir gece Elif ağladı. Selim kalkıp beşiği salladı, ama gözü telefondaydı; bir video bitmek üzereydi, sonunu görmek istedi. Bebek ağlamaya devam etti. Nesrin yataktan kalktı, bebeği kucağına aldı ve Selim'e yalnızca baktı. Hiçbir şey söylemedi. Selim telefonu bıraktığında videonun sonunu hatırlamıyordu. Ama Nesrin'in bakışını o gece de, ertesi gün de unutamadı.
Bilgenin kapısı
Seneca, Lucilius'a yazdığı otuz dokuzuncu mektubun sonunda, hazların insanı nasıl ele geçirdiğini anlatır. Sözleri sert, ama gözlemi kesindir:
«Fayda, ihtiyaçlarımızın ölçüsüdür; ama fazlalığı hangi ölçüyle denetleyebilirsin? İnsanlar bu yüzden kendilerini hazlara gömerler ve bir kez alıştıktan sonra onlarsız yapamazlar. En sefil oldukları nokta da budur: bir zamanlar fazlalık olan şey, onlar için vazgeçilmez hâle gelmiştir. Böylece hazlarının tadını çıkaran değil, hazlarının köleleri olurlar; kendi kötülüklerini bile severler.»
Seneca'nın ayrımı basit: ihtiyacın bir ölçüsü vardır, faydası. Fazlalığın ise ölçüsü yoktur; bu yüzden bir kez alışılınca sınırsızca büyüyebilir.
Bakmadığın yer
Bağımlılığı genellikle büyük, dramatik bir şey olarak düşünürüz: alkol, madde, kumar. Sıradan bir alışkanlık, bir telefon, bir uygulama bağımlılık sayılmaz; olsa olsa «biraz fazla» kullanılır. Selim de böyle düşünüyordu. Videolar onun için zararsız bir eğlenceydi; içki içmiyordu, kumar oynamıyordu. «Herkes bakıyor» diyordu.
Seneca'nın mektubu bağımlılığın büyüklüğünü değil, nasıl oluştuğunu anlatıyor. Ve bu oluşum sessizdir. Önce bir fazlalık vardır: bir eğlence, bir keyif, bir dinlenme. İhtiyaç değildir; olmasa da olur. Sonra insan ona alışır. Ve bir noktada, fark edilmeden, o fazlalık vazgeçilmez hâle gelir. Selim'in akşam yarım saati böyle bir fazlalıktı. Dört ay içinde, fark edilmeden, beş altı saatlik bir zorunluluğa dönüşmüştü. Ne zaman dönüştüğünü bilmiyordu; çünkü hiçbir gün bir sınır geçtiğini hissetmemişti.
Seneca'nın asıl soru işareti, fazlalığın ölçüsü üzerine. İhtiyacın bir ölçüsü vardır: aç olan doyunca durur, susamış olan içince durur. Ama fazlalığın, yani yalnızca keyif için yapılan şeyin, doğal bir durma noktası yoktur. Videolar Selim'e bir ihtiyacı karşılamıyordu; bu yüzden hiçbir video «yeter» demiyordu. Bir video bitince bir sonraki başlıyordu; uygulama da tam olarak buna göre tasarlanmıştı.
Seneca'nın son cümlesi en sertiydi: insanlar kendi kötülüklerini bile severler. Selim videoların ona iyi gelmediğini biliyordu. Gece bebeği sallarken gözü ekrandayken, uyku saatlerini kaydırarak harcarken, Nesrin'in bakışını görürken, bunun bir kayıp olduğunu biliyordu. Ama yine de seviyordu; ya da sevdiğini sanıyordu. Kaybettiği şeyi, kaybettiren şeyle doldurmaya çalışıyordu.
Peki bu fazlalık neyi örtüyordu? Selim bunu kendine ilk kez Nesrin'in bakışından sonra sordu. Dört ay önce baba olmuştu. Bebeğin ağlamasını her duyduğunda içinde bir panik yükseliyordu: ya yanlış bir şey yaparsam, ya iyi bir baba olamazsam? Videolar, bu paniği birkaç saniyede bir kesen bir perdeydi.
Derinleşme
Epiktetos, Encheiridion'un otuz dördüncü bölümünde, bir hazzın çekimine kapıldığında ne yapılacağını adım adım anlatır:
«Vaat edilen bir hazzın görüntüsü gözünü kamaştırırsa, onun tarafından sürüklenmemek için kendini koru. İşi biraz beklet, kendine biraz zaman tanı. Sonra iki zamanı aklına getir: o hazzın tadını çıkaracağın zamanı ve tadını çıkardıktan sonra pişman olup kendini kınayacağın zamanı. Bunların karşısına da, kendini tutarsan ne kadar sevineceğini ve kendini ne kadar takdir edeceğini koy.»
Epiktetos'un yöntemi, Selim'in telefonuyla ilişkisini çok basit bir şekilde değiştirebilirdi. İlk adım: beklemek. Bir video bitip bir sonraki başlamadan önce, kendine birkaç saniye tanımak. Kısa video uygulamaları tam olarak bu birkaç saniyeyi ortadan kaldırmak için tasarlanmıştı: bir video biter bitmez bir sonraki gelir. Epiktetos'un «işi beklet» öğüdü, bu boşluğu yeniden açmaktı.
İkinci adım: iki zamanı karşılaştırmak. Videoyu izlerken geçen zaman ile sonrasındaki zaman. Selim bunu yaptığında hesap çok netti: videoyu izlerken geçen birkaç saniyelik hafif bir ilgi, sonrasında ise kaybedilmiş bir uyku, Nesrin'in bakışı, bebeğinin yüzüne bakamadığı geceler. Epiktetos'un üçüncü adımı da buradaydı: kendini tutarsan ne kadar sevineceğini düşünmek.
Selim bir akşam bir şey denedi. Telefonu yatak odasının dışına, şarja bıraktı. O gece Elif ağladığında kalktı, bebeği kucağına aldı. Elinde telefon yoktu; iki eli de boştu. Bebeği göğsüne yasladı ve odada yavaş yavaş yürüdü. İçinde yine o tanıdık panik yükseldi; ama bu kez onu bir videoyla kesmedi. Panikle birlikte yürüdü. Birkaç dakika sonra Elif sustu, Selim'in omzunda uyudu. Selim bir süre öyle durdu; bebeğinin nefesini dinledi. Videoların hiçbirinde olmayan bir şeydi bu.
Ertesi hafta uygulamayı telefonundan sildi. İlk günler parmakları ekranda boşluğa uzanıyordu; Seneca'nın dediği gibi, alışılan fazlalık bir zorunluluk gibi davranıyordu. Ama bir hafta sonra bu uzanma azaldı. Gece vardiyasında resepsiyonda boş kaldığında, otelin lobisindeki eski bir kitap rafından bir kitap aldı. Bir hafta sonra Nesrin'le, bebek uyurken, ilk kez bir saat oturup konuştular. Selim ona o paniği anlattı. Nesrin gülümsedi: «Ben de aynısını yaşıyorum.»
Bu hikâyede dikkat edilmesi gereken iki şey var. Birincisi, Seneca'nın mektubu «artık tedaviye yer kalmaz» diye karamsar bir cümleyle biter; bugün biliyoruz ki bağımlılıklar, ekrana bağımlılık da dahil, tedavi edilebilir. Kişi kendi başına başaramıyorsa, bir psikologdan ya da bir bağımlılık danışmanından destek almak bir zayıflık değildir. İkincisi, yeni ebeveynlerde, yalnızca annelerde değil babalarda da, doğum sonrası kaygı ve çökkünlük görülebilir. Selim'in videolarla örttüğü panik uzun sürerse, bir hekimle görüşmek gerekir.
Öbür bilgeler
Lüleburgaz'da banka şube müdürü Sevda, boş şişeleri başka bir sokaktaki çöpe taşıyordu; Buda ona etsiz kemiği kemiren köpeği göstermişti (BUD-K04.5). Selim'in videoları da bir kemikti: bir doyum vaat ediyor, hiç doyurmuyordu. Ama Selim'in kemiği o kadar sıradandı ki, onu bir kemik olarak görmek daha da zordu. Seneca'nın «fazlalık zorunluluğa döner» cümlesi, bu sıradanlığın tehlikesini adlandırıyor.
Zonguldak'taki maden vardiya amiri Ufuk, bahsi bırakmayı denediği üçüncü gece, iki yıldır örttüğü yasla yüzleşmişti (GAZ-K04.5). Selim de telefonu bıraktığı gece, örttüğü paniği ilk kez kucağında taşıdı. Gazâlî'nin «ayrılık sınavı» ile Epiktetos'un «biraz beklet» öğüdü, aynı kapıyı açıyor: bırakılan şeyin arkasında, karşılanmayı bekleyen bir duygu.
Bugün bir kez dene
Bir zamanlar keyif için yaptığın, şimdi ise onsuz edemediğin bir şey seç; ekranda, mutfakta ya da cebinde olabilir. Seneca'nın sorusunu sor: bu, bir ihtiyacı mı karşılıyor, yoksa yalnızca bir fazlalık mı?
Bugün ona uzandığın her seferde Epiktetos'un ilk adımını uygula: birkaç saniye bekle. O birkaç saniyede iki zamanı karşılaştır: şimdi ve sonrası.
Bu hafta, o şeyi bir gece için yatak odasının dışında bırak. Ve o boşlukta ne olduğunu gör.
Yanında taşıyacağın soru
Bir zamanlar fazlalık olan neyi, bugün olmazsa yaşayamayacağını sanıyorsun?