Açılış
Ufuk otuz sekiz yaşında, Zonguldak'ta bir maden ocağında vardiya amiri. On beş yıldır yerin altında çalışıyor. İki yıl önce ocakta bir göçük oldu; en yakın arkadaşı Hasan, Ufuk'un vardiyasında, ondan elli metre ötede hayatını kaybetti. Cenazede Ufuk ağlamadı. Tabutu omuzladı, toprağı attı, Hasan'ın annesinin elini öptü ve ertesi gün yine ocağa indi.
Birkaç hafta sonra geceleri uyuyamamaya başladı. Bir gece telefonunda bir arkadaşının önerdiği bir bahis uygulamasını açtı. Küçük bir maç tahmini; birkaç yüz lira. Kazandı. O gece ilk kez, göçükten beri, birkaç saat aklına Hasan gelmeden durdu. Ertesi gece yine açtı. Sonra her gece. Önce maçlar, sonra canlı bahisler, sonra kart oyunları.
İki yıl sonra Ufuk'un iki kredi kartı limitte, bir de ihtiyaç kredisi var. Eşi Aysel bir gün telefonundaki bildirimleri gördü ve sordu. Ufuk sakin bir sesle cevap verdi: «Arada oynuyorum, keyfine. İstesem yarın bırakırım.» O hafta gerçekten bırakmayı denedi. Üçüncü gece saat ikide, karanlık mutfakta, elinde telefon, bir canlı bahsin oranlarına bakarken buldu kendini. Ellerinin titrediğini fark etti. Ve o anda, iki yıldır ilk kez, aklına Hasan'ın son sabah ocağa inerken söylediği şaka geldi. Telefonu bıraktı; nefesi daraldı.
Bilgenin kapısı
Gazâlî, İhyâ'nın dünyayı yeren kitabında, dünyaya bağlanmanın doğasını bir dizi benzetmeyle anlatır. Bunlardan biri, bir şeye dalmanın kolaylığı ile ondan çıkmanın zorluğu arasındaki farkı gösterir:
«Bil ki dünyanın başlangıçları kolay ve yumuşak görünür. İçine dalan kişi, onun yumuşaklığının tadının, içine dalmanın tadı gibi olacağını sanır. Heyhat! Dünyaya dalmak kolaydır; ondan selametle çıkmak ise zordur.»
Gazâlî bu benzetmeyi dünyaya bağlılık için kurar; onun dilinde «dünya», insanı Allah'tan alıkoyan her türlü bağdır. Ama benzetmenin gözlemi, bir bağımlılığın nasıl başladığını ve neden bitmediğini de tam olarak anlatıyor.
Bakmadığın yer
Bağımlılığı genellikle bir zevkin kontrolden çıkması olarak düşünürüz. İnsan bir şeyden hoşlanır, onu fazla yapar, sonra bırakamaz. Bağımlı kişi, zevkine düşkün biridir; çözüm de zevki sınırlamaktır. Ufuk'un etrafındaki herkes de böyle düşünüyordu. Aysel ona «Bu oyunu bu kadar seviyor musun?» diye sormuştu. Ama Ufuk bahisten hoşlanmıyordu bile. Kazandığında bir an sevinç vardı; kaybettiğinde bir an sıkıntı. Asıl istediği bu ikisi değildi.
Gazâlî'nin benzetmesi bağımlılığın başlangıcındaki aldatıcı kolaylığı adlandırıyor. Dalmak kolaydır; içine girerken yumuşaklık, tatlılık, bir rahatlama vardır. İlk gece Ufuk'un yaşadığı buydu: birkaç yüz liralık bir bahis ve birkaç saat Hasan'sız bir zihin. Kolay bir giriş, tatlı bir dalış. Ufuk o tatlılığın devam edeceğini sanmıştı. Ama Gazâlî'nin «heyhat» dediği yer tam burası: dalışın tatlılığı, içinde kalmanın tatlılığı değildir. Ve çıkış, girişin tersine, zordur.
Ufuk'un hikâyesi, konunun sorusunu da açıkça cevaplıyor: neyden kaçmak için neye tutunuyorsun? Ufuk bahse tutunuyordu; ama bahsin kendisine değil, bahsin ona sağladığı şeye: Hasan'sız birkaç saate. İki yıl boyunca, her gece, bir canlı bahsin oranları onu bir yasa karşı koruyordu. Cenazede ağlamamış, ertesi gün ocağa inmiş adam, yasını hiç yaşamamıştı. Yas bir yere gitmemişti; geceleri, uyuyamadığı saatlerde kapıyı çalıyordu. Ve bahis, o kapıyı açmamanın yolu olmuştu.
Bu yüzden «istesem yarın bırakırım» cümlesi hem doğru hem yanlıştı. Ufuk bahsi bırakabilirdi; ama bıraktığında ne ile karşılaşacağını bilmiyordu. Üçüncü gece mutfakta titreyen eller, yalnızca bahsin yokluğu değildi. Bahsin iki yıldır tuttuğu kapının aralanmasıydı. Hasan'ın şakası tam o anda aklına geldi; çünkü bahis olmadan, Hasan'ın yeri boştu.
Bir de borçlar vardı. Kredi kartlarının limiti doldukça Ufuk kaybettiğini geri kazanmak için daha çok oynuyordu; her kayıp bir sonraki bahsin gerekçesi oluyordu. Böylece bahis, başlangıçta kaçtığı yasın üstüne yeni bir kaygı ekledi: borcun kaygısı. Kaçış, kaçılacak yeni bir şey üretiyordu.
Derinleşme
Gazâlî, aynı bölümdeki bir başka benzetmenin ardından, dünyaya bağlı olmadığını düşünenlerin yanılgısına dikkat çeker:
«Bu, bedenleriyle dünyanın nimetlerine daldıklarını, ama kalplerinin ondan arınmış, bağlarının iç dünyalarından kopmuş olduğunu sanan bir topluluğun cehaletini sana gösterir. Bu, şeytanın bir hilesidir. Eğer içinde bulundukları şeyden çıkarılsalar, ondan ayrılmanın acısını en çok çekenler onlar olurdu.»
Gazâlî'nin cümlesi, bağımlılığın en tanıdık savunmasını adlandırıyor: «Ben bağlı değilim, istesem bırakırım.» Gazâlî'ye göre bu iddianın tek bir sınavı var: ayrılık. Bağın gerçekten olup olmadığı, insan içinde bulunduğu şeyden çıkarıldığında anlaşılır. Ufuk'un üçüncü gecesi tam olarak bu sınavdı. Bırakabileceğini sanıyordu; ama ayrılık geldiğinde, Gazâlî'nin dediği gibi, «ayrılmanın acısını en çok çekenlerden» biri olduğunu gördü.
Bu sınav aynı zamanda bir bilgi verdi. Ufuk'un acı çektiği şey yalnızca bahsin yokluğu değildi; bahsin örttüğü yasın açığa çıkmasıydı. Gazâlî'nin diliyle, bağ yalnızca dünyaya değil, dünyanın insanı neyden koruduğuna da uzanır. Bağımlılıktan çıkmak, bu yüzden yalnızca bir şeyi bırakmak değil, onun sakladığı şeyle yüzleşmektir.
O gece mutfakta, telefonu bıraktıktan sonra, Ufuk uzun süre masada oturdu. Sonra iki yıldır ilk kez ağladı. Sesini çıkarmamaya çalıştı ama Aysel uyandı, mutfağa geldi. Ufuk ona her şeyi anlattı: göçüğü, Hasan'ın şakasını, bahisleri, kredileri. Aysel bir şey söylemedi; yalnızca yanına oturdu ve elini tuttu.
Ertesi hafta Ufuk iki adım attı. Önce, Aysel'in ısrarıyla, şehirdeki bir bağımlılık danışma merkezine gitti. Orada bir psikologla görüşmeye başladı; psikolog ona kumar bağımlılığının bir irade zaafı değil, tedavi edilebilir bir durum olduğunu anlattı. Bahis uygulamalarını telefonundan sildi; kredi kartlarını Aysel'e verdi, internet bankacılığının şifresini de onunla paylaştı. Sonra ikinci adımı attı: bir pazar sabahı Hasan'ın mezarına gitti. İki yıl önce toprağı atıp dönmüştü; bu kez mezarın başına oturdu ve konuştu.
Mezarda Hasan'a son sabahki şakasını hatırlattı; ocağa inerken «Bugün kantinde sıra bende» demişti. Ufuk o çayı hiç içmemişti. O pazar, mezarın yanındaki küçük çay ocağından iki çay aldı; birini mezarın taşına koydu, ötekini kendisi içti. Sonra Hasan'ın annesini ziyaret etti. Yaşlı kadın ona sarıldı ve iki yıldır neden gelmediğini sormadı.
Yol kolay olmadı. Bir ay sonra, zor bir vardiyanın ardından, telefona uzandığı bir gece oldu. Ama uygulama yoktu, kartlar da Aysel'deydi. O gece Aysel'i uyandırdı ve konuştular. Konuşurken bahsi değil, o günkü vardiyayı anlattı: ocakta bir tavanın çatırdadığını, herkesin bir an donup kaldığını. Gazâlî'nin dediği gibi, girmek kolaydı; çıkmak zordu. Ama çıkış, yalnız başına değil, birlikte yürünebilen bir yoldu.
Bu hikâyenin dikkatle okunması gerekiyor. Kumar ve bahis bağımlılığı, alkol ya da madde bağımlılığı gibi, tıbbi ve psikolojik destek gerektiren bir durumdur; yalnızca bir felsefi farkındalıkla çözülmez. Türkiye'de Yeşilay'ın danışmanlık merkezleri, AMATEM'ler ve psikiyatri klinikleri bu konuda destek sunar. Borçlar büyümüşse bir borç danışmanlığı, yas bastırılmışsa bir yas terapisi de sürecin parçası olabilir. Gazâlî'nin dini çerçevesi, bu desteklerin yerini tutmaz; onlarla birlikte, kişinin kendine sorduğu soruyu derinleştirebilir.
Öbür bilgeler
Kastamonu'da ünlü bir yazarın sabah beşi rutinini taklit ederken kendi gece düzenini kaybeden çevirmen Utku da bir şeye tutunuyordu: başarılı insanların listesine (LAO-K04.4). Onun tutunduğu şey bir rutin, Ufuk'unki bir bahis uygulamasıydı; ama ikisi de kendi içlerindeki bir şeyle, birinde utançla, ötekinde yasla, yüzleşmekten kaçıyordu.
Adapazarı'nda her bitişi bir sigarayla kapatan muhasebeci Gökçe'nin defteri, alışkanlığın bir boşluğu doldurduğunu göstermişti (GAZ-K04.4). Ufuk'un bahisleri de bir boşluğu dolduruyordu; ama bu boşluk bir telefon görüşmesinin bitişi değil, bir arkadaşın yokluğuydu. Alışkanlıktan bağımlılığa geçiş, belki de doldurulan boşluğun büyüklüğüyle ilgili.
Bugün bir kez dene
Hayatında «istesem bırakırım» dediğin bir şeyi düşün: bir uygulama, bir içecek, bir oyun, bir alışkanlık. Gazâlî'nin sınavını kendine uygula: onu bir gün bırakırsan ne hissedersin?
Bıraktığında ortaya çıkan duyguya bir isim ver. O şey, seni neyden koruyor olabilir?
Eğer bu soru seni korkutuyorsa ya da bırakmayı denediğinde başaramıyorsan, bunu birine anlat: bir yakınına ya da bir uzmana.
Yanında taşıyacağın soru
Sıkı sıkı tutunduğun şey, seni hangi kapının açılmasından koruyor?