İçeriğe geç

Stoacılar: Epiktetos, Marcus Aurelius, Seneca ile · Duygular

Yanlış tutulan hesap

Kıskandığın şey sana ne istediğini söylüyor?

1.218 kelime · yaklaşık 6 dakika okuma · dinlemek için kadın ya da erkek anlatıcı sesi seçebilirsin

Açılış

Aslı otuz dört yaşında, Bodrum'da büyük bir otelin pasta şefi. On yıldır mutfakta; her sabah beşte kalkıyor, kahvaltı büfesinin kruvasanlarını, akşam yemeğinin tatlılarını, düğünlerin pastalarını hazırlıyor. Otelin menüsünü genel müdürlük belirliyor; Aslı'nın işi, başkalarının seçtiği tarifleri kusursuz uygulamak. Bunu çok iyi yapıyor.

Geçen ay telefonunda bir haber gördü. Aşçılık okulundan sınıf arkadaşı Burak, İstanbul'da Karaköy'de kendi pastanesini açmıştı. Açılışa ünlüler gelmiş, bir dergi onun ekşi mayalı tatlılarını «sezonun keşfi» diye yazmıştı. Aslı haberi okudu, telefonu kapattı. Sonra yeniden açtı ve pastanenin hesabındaki bütün fotoğraflara baktı. O gece uyuyamadı.

Sonraki haftalarda Burak'ın adı her geçtiğinde içinde bir şey kasılıyordu. Mutfakta bir yardımcısı Burak'ın pastanesinden söz edince sert bir şekilde «Abartılıyor, ekşi maya moda, geçer» dedi. Kendine bile bu kadar kötü hissetmesinin sebebini açıklayamıyordu. Okulda Burak'tan daha iyiydi; hocalar bunu söylerdi. Şimdi o İstanbul'daydı, adı dergilerdeydi; Aslı ise Bodrum'da, başkasının menüsünün tatlılarını yapıyordu.

Bilgenin kapısı

De Ira'nın son kitabında Seneca, öfkenin sık rastlanan bir kaynağı olarak kıskançlığı ele alır ve insanın bakışının nereye yöneldiğine dikkat çeker:

«Gözünü başkasının payına diken hiç kimse kendi payından memnun olmaz. Bizden önde biri olduğu için tanrılara bile öfkeleniriz; kaç kişinin önünde olduğumuzu unutur, birkaç kişiyi kıskanan birinin arkasında, onu kıskanan kocaman bir kalabalık bulunduğunu hesaba katmayız.»

Aynı bölümün sonunda, bu ruh hâlinin kökündeki hatayı tek cümleyle adlandırır:

«En büyük kusurunun ne olduğunu mu soruyorsun? Hesabını yanlış tutuyorsun: verdiğine yüksek, aldığına düşük değer biçiyorsun.»

Bakmadığın yer

Kıskançlığı genellikle utanılacak bir duygu olarak görürüz. Kıskanan insan küçük, dar, kötü niyetli sayılır. Bu yüzden kıskançlık çoğu zaman başka bir kılıkta dışarı çıkar: küçümseme olarak, eleştiri olarak, «abartılıyor» olarak. Aslı'nın yardımcısına söylediği «ekşi maya moda, geçer» cümlesi böyle bir kılıktı. Kıskançlığını kendine itiraf edemediği için, onu Burak'ın tatlılarına yöneltilmiş bir yargıya çevirmişti.

Seneca'nın metni bu duygunun nasıl çalıştığına dair iki şey söylüyor. Birincisi bakışın yönü: kıskançlık, insanın gözünü önündekilere diker ve arkasındakileri görünmez kılar. Aslı'nın zihninde tek bir karşılaştırma vardı: Burak ve kendisi. Okuldan mezun olan otuz kişinin kaçının hâlâ bu meslekte olduğunu, kaçının büyük bir otelin pasta şefliğine yükseldiğini, mutfağında onu örnek alan kaç genç aşçı bulunduğunu hiç düşünmüyordu. Seneca'nın deyişiyle, birkaç kişiyi kıskanan biri, arkasında kendisini kıskanan bir kalabalığı unutur. Aslı'nın mutfağında, ona her sabah gıptayla bakan bir yardımcı vardı.

İkincisi hesap: Seneca, kıskananın verdiğine yüksek, aldığına düşük değer biçtiğini söyler. Aslı'nın on yılını, sabahın beşlerini, kusursuz büfeleri, kendine verdiği emek olarak çok yüksek tutuyordu; ama bu emeğin ona kazandırdıklarını, ustalığı, güvenilirliği, bir otelin bütün tatlı mutfağını taşıyabilen elleri, neredeyse hiç saymıyordu. Hesap defterinin bir sütunu kabarık, öbürü boştu; bu yüzden toplam hep eksi çıkıyordu.

Ama bu sohbetin sorusu Seneca'nın bıraktığı yerden bir adım ötesini soruyor: kıskandığın şey sana ne istediğini söylüyor? Seneca kıskançlığı bir hesap hatası olarak görüyor; düzeltilecek bir yanılgı. Ama yanılgının içinde bir bilgi de var. Aslı herkesi kıskanmıyordu. İstanbul'da daha büyük otellerin şefleri vardı, daha çok kazananlar vardı; onlar onu rahatsız etmiyordu. Onu rahatsız eden yalnızca Burak'tı. Ve Burak'ın sahip olup Aslı'nın sahip olmadığı şey ne paraydı ne ün; kendi tariflerini yapabilmekti.

Derinleşme

Seneca'nın aynı bölümde verdiği örnek, kıskançlığın nasıl doymak bilmediğini gösterir. Bir Romalının iç sesini aktarır: bana valilik verdi, ama ben konsüllük ummuştum; konsüllüğü verdi, ama rahiplik vermedi; rahipler kuruluna aldı, ama neden yalnızca birine? Her kazanç bir sonraki eksikliği görünür kılar. Seneca'nın önerisi bu zinciri kırmaktır: alınana teşekkür etmek, gerisini beklemek ve hâlâ umulacak bir şey kalmış olmasından sevinmek.

Bu son öneri, Seneca'nın metninde kolayca gözden kaçabilecek bir kapı açıyor: umulacak bir şeyin kalmış olması bir sevinç kaynağıdır. Kıskançlığın içinde de bir umut var. Aslı'nın Burak'a duyduğu şey, aslında kendisinin henüz yapmadığı ama yapabileceğini bildiği bir şeyin acısıydı. Seneca'nın hesap düzeltmesi ile bu sorunun birleştiği yer burası: hesabı doğru tutunca, kıskançlık bir kayıp duygusu olmaktan çıkıp bir yön duygusuna dönüşebiliyor.

Aslı bir gece mutfakta tek başına kaldığında bir kâğıda iki sütun çiziyor. Birine on yılda verdiklerini, öbürüne aldıklarını yazıyor. Verdikleri sütunu kolayca doluyor: sabahlar, bayramlar, yorgunluk. Aldıkları sütununa yazmak zor geliyor; sonra yazmaya başlıyor: her türlü hamuru gözü kapalı tanıyabilmek, yüz kişilik bir düğün pastasını üç saatte bitirebilmek, mutfağında yetiştirdiği dört genç aşçı. Sütun uzadıkça şaşırıyor. Hesap sandığı kadar eksi değil.

Listenin en altına bir şey daha ekliyor ve bunu yazarken eli bir an duruyor: mutfaktaki en genç yardımcısı Elif, geçen hafta ona «Şefim, ben de bir gün sizin gibi olmak istiyorum» demişti. Aslı o gün bunu duymamış gibi geçiştirmişti. Şimdi Seneca'nın cümlesini hatırlıyor: birkaç kişiyi kıskananın arkasında, onu kıskanan bir kalabalık durur. O kalabalığın en önünde, her sabah beşte kendisiyle birlikte kalkan bir genç kız vardı.

Sonra kâğıdın altına bir soru yazıyor: Burak'ın neyini kıskanıyorum? Cevap ilk anda «ününü» geliyor. Ama biraz bekleyince başka bir şey beliriyor: «Kendi tatlılarını yapabilmesini.» Aslı yıllardır defterine tarifler yazıyordu; kuşburnu marmelatlı bir milföy, Bodrum mandalinalı bir krem. Hiçbirini kimseye yapmamıştı.

Ertesi hafta genel müdüre bir öneri götürüyor: akşam menüsüne, her ay değişen, şefin kendi tatlısı olarak bir tabak eklemek. Genel müdür önce tereddüt ediyor, sonra bir ay deneme izni veriyor. İlk ay kuşburnulu milföy menüye giriyor. Bir misafir mutfağa gelip tarifi soruyor. Aslı o akşam eve dönerken Burak'ın hesabına bakıyor; içinde kasılma yok. Pastanesinin yeni tatlısını görüyor ve bir yorum bırakıyor: «Elinize sağlık.»

Her kıskançlığın arkasında gizli bir hedef aramak da gerekmiyor. Bazı kıskançlıklar gerçekten bir hesap hatasıdır; bir başkasının sahip olduğu şey bize hiç uygun değildir, yalnızca onda olduğu için gözümüze büyük görünür. Seneca'nın ilk önerisi, hesabı düzeltmek, bunlar için yeterlidir. Bir de, kıskançlık bazen bir ilişkide güvensizlikten, sahiplenmeden, kontrol isteğinden beslenir; o tür kıskançlık, özellikle bir ilişkide şiddete ya da baskıya dönüşüyorsa, tek başına çözülmeye çalışılmamalı; bir çift terapistinden ya da psikologdan yardım almak gerekir.

Öbür bilgeler

Gazâlî korkuyu bir kamçıya benzetmiş ve yürütmeyen kamçının yokluğuyla bir olduğunu söylemişti; Tekirdağlı vardiya amirinin korkusu ancak bir randevuya dönüşünce işe yaramıştı (GAZ-K03.3). Aslı'nın kıskançlığı da benzer bir kamçı olabilirdi: ya onu küçümsemeye ve uykusuzluğa sürükleyecekti, ya da bir menü önerisine. Gazâlî'nin terazisi ile Seneca'nın hesabı aynı soruyu soruyor: bu duygu seni nereye yürütüyor?

Seneca'nın kendisi, Öfke Üzerine'nin ikinci kitabında, duyguların ilk sarsıntısının istemsiz olduğunu, asıl seçimin ondan sonra geldiğini anlatmıştı; kızını Ankara'ya gönderen bir baba, o sabah ellerinin neden titrediğini bu ayrım sayesinde görebilmişti (STO-K03.1). Aslı'nın Burak'ın haberini okuduğu andaki kasılma da böyle bir ilk sarsıntıydı. Onu küçümsemeye mi, yoksa bir soruya mı çevireceği, ikinci adımda belirlendi.

Bugün bir kez dene

Bugün kıskandığın birini düşün. Onu kötülemek için değil, kendini anlamak için. Bir kâğıda iki sütun çiz: bu alanda verdiklerin ve aldıkların. İkinci sütunu da birincisi kadar dikkatle doldur.

Sonra kendine sor: bu kişinin sahip olduğu şeylerden hangisi beni gerçekten rahatsız ediyor? İlk cevabın arkasında ikinci bir cevap var mı?

Kıskandığın şey sana bir istek gösteriyorsa, o isteğe yaklaştıracak tek bir somut hareketi not et. Bir öneri, bir deneme, bir ilk tabak.

Yanında taşıyacağın soru

Herkesi değil de neden yalnızca onu kıskanıyorsun?