İçeriğe geç

Gazâlî ile · Duygular

Dolu yağdığı gece

Kıskandığın şey sana ne istediğini söylüyor?

1.200 kelime · yaklaşık 5 dakika okuma · dinlemek için kadın ya da erkek anlatıcı sesi seçebilirsin

Açılış

Recep elli yaşında, Niğde'nin bir köyünde patates çiftçisi. Babasından kalma kırk dönüm tarlası var; yıllardır salma sulamayla, eski usulle ekiyor. Komşusu Mustafa onunla aynı yaşta, aynı köyde büyüdüler, aynı okula gittiler. Tarlaları yan yana.

Üç yıl önce Mustafa tarlasına damla sulama kurdu, bir cips fabrikasıyla sözleşmeli üretime geçti. Geçen yıl yeni bir traktör aldı, evine bir kat çıktı. Recep başta ona özenerek baktı: «Ben de yaparım» dedi. Ziraat bankasına kredi başvurusu yaptı, damla sulama için proje hazırlattı. Başvurusu reddedildi; tapudaki hisse sorunu yüzünden teminat yetersiz bulundu. Recep o akşam eve döndüğünde bir şey değişmişti. Mustafa'nın tarlasına baktığında artık özenmiyordu; bir şey içini kemiriyordu.

Haziranın sonunda bir gece köye dolu yağdı. Sabah Recep tarlalara çıktığında, kendi tarlası az hasar görmüştü; ama Mustafa'nın filizleri yerle bir olmuştu. Recep tarlanın kenarında durdu ve içinde kısa, gizli bir rahatlama hissetti. Bir anlık bir şeydi; ama o an kendinden öyle utandı ki, Mustafa yanına geldiğinde yüzüne bakamadı.

Bilgenin kapısı

Gazâlî, İhyâ'nın öfke, kin ve haset kitabında hasedin ne olduğunu tanımlarken iki hâli birbirinden ayırır:

«Bil ki haset ancak bir nimet üzerine olur. Kardeşine bir nimet verildiğinde, o nimet karşısında iki hâlin olur. Birincisi, o nimetten hoşlanmaman ve yok olmasını istemendir; bu hâle haset denir. İkincisi, onun yok olmasını istememen, var olmasından ve sürmesinden hoşnutsuz olmaman, ama kendin için de bir benzerini istemendir; buna gıpta denir.»

Gazâlî gıptayı kınamaz; başkasında gördüğü iyiliğin benzerini kendisi için istemek, ona göre olağandır, hatta bazen övülür. Ama hemen ardından, bu iki hâlin arasındaki ince sınırı gösterir.

Bakmadığın yer

Kıskançlığı genellikle tek bir duygu sayarız; ya vardır ya yoktur. Gazâlî'nin ayrımı bu duygunun içinde iki ayrı yön olduğunu gösteriyor. Biri başkasındakini kendine istemek, öbürü başkasındakinin yok olmasını istemek. Birincisi bir özlem, ikincisi bir zehir. Recep'in hikâyesi bu iki yön arasındaki yolculuğun hikâyesi. Mustafa'nın damla sulamasını gördüğünde ilk hissettiği şey gıptaydı: «Ben de yaparım.» Banka başvurusu, proje, umut; hepsi bu gıptanın ürünüydü.

Gazâlî bu yolculuğun nerede saptığını tam olarak tarif eder ve buna kendisi «gizli bir incelik» der:

«Burada gizli bir incelik var: insan, nimetin benzerine ulaşmaktan umudunu keserse ve kendi geride kalmışlığından hoşlanmazsa, kaçınılmaz olarak bu eksikliğin ortadan kalkmasını ister. Eksikliği ise ya benzerine kavuşarak ya da hasede uğrayanın nimetinin yok olmasıyla kalkar. İki yoldan biri kapanınca, kalp öbür yolun arzusundan neredeyse ayrılamaz.»

Bu cümle Recep'in banka dönüşünü kelimesi kelimesine anlatıyor. Kredi reddedilince «benzerine kavuşma» yolu kapandı. Eksiklik duygusu ise kapanmadı. Kalp öbür yola, Mustafa'nın nimetinin gitmesine meyletmeye başladı. Dolu sabahındaki o kısa rahatlama, kapanan bir kapının ardından açılan karanlık bir kapıydı.

Gazâlî'nin buradaki dürüstlüğü dikkat çekici. Bu meylin insan kalbinden neredeyse ayrılamadığını, hemen herkesin kendinden yukarıda gördüğü tanıdıklarına eşit olmak istediğini, bunun da tehlikeli bir yer olduğunu söylüyor. Ama aynı yerde bir ayrım da yapıyor: bu meyli içinde bulan, aklıyla ve vicdanıyla ondan hoşlanmıyor ve onunla hareket etmiyorsa, içindeki kıpırtı bağışlanır. Asıl kınanan, o meyle göre davranmaktır. Recep'in dolu sabahı hissettiği rahatlama bir kıpırtıydı; onun ardından duyduğu utanç ise, Gazâlî'nin diliyle, aklının ve vicdanının o kıpırtıyı reddetmesiydi.

Derinleşme

Gazâlî hasedin ilacını anlatırken, önce hasedin kime zarar verdiğine bakmayı önerir:

«Haset dünyada sana bir azaptır. Hasede uğrayanlar Allah'ın onlara verdiği nimetlerden hiçbir zaman boş kalmaz; sen de gördüğün her nimetle azap çeker, onlardan uzaklaşan her belayla acı duyarsın. Hasım için bir sıkıntı istiyordun; o sıkıntı peşin olarak sana geldi. Bununla birlikte, senin hasedinle hasede uğrayanın nimeti yok olmaz.»

Bu tespit Recep'in son aylarını özetliyor. Mustafa'nın yeni traktörü her sabah yoldan geçerken Recep'in içine bir şey batırıyordu. Evine çıkılan kat, sözleşme, fabrika kamyonunun köye girişi; hepsi Recep için birer acıydı. Mustafa ise bunların hiçbirinden habersiz, kendi işine bakıyordu. Gazâlî'nin dediği gibi, haset hasede uğrayana değil, haset edene bir ceza. Hem de peşin bir ceza: sıkıntı, beklenen birine değil, bekleyen kişiye geliyor.

Gazâlî aynı kitapta hasedi dört basamakta sıralar. En aşağıda, nimet kendisine geçmeyecek olsa bile başkasından gitmesini istemek vardır. Ondan sonra nimetin kendisine geçmesini istemek, sonra benzerini isteyip ulaşamayınca ötekinin de kaybetmesini istemek gelir. En üstte ise benzerini isteyip ulaşamasa bile ötekinin kaybetmesini istememek durur; Gazâlî bu son basamağı, dünya işlerinde bağışlanmış sayar. Recep'in hikâyesi bu merdivenin üçüncü basamağına kadar inmiş, dolu sabahı orada durmuştu. Mustafa'nın tarlasında giydiği eldiven, onu yeniden en üst basamağa çıkaracaktı.

Dolu sabahından birkaç gün sonra Mustafa, Recep'in kapısını çalıyor. Filizlerin bir kısmını kurtarmak için yeniden dikim yapacak; elinde yeterince işçi yok. Recep'in içinde bir an eski kıpırtı belirir. Sonra o sabahki utancını hatırlar ve kalkar. Üç gün boyunca Mustafa'nın tarlasında birlikte çalışırlar. Akşamları tarlanın kenarında çay içerken Mustafa, damla sulamayı nasıl kurduğunu, ilk yıl ne kadar zorlandığını, borcunun hâlâ bitmediğini anlatır. Recep, gördüğü nimetin arkasında başka bir hikâye olduğunu ilk kez duyar. Damla sulamanın ilk yılı borulardan biri patlamış, yarım tarla kurumuş; Mustafa o kış eşinin bileziklerini bozdurmuş. Recep, yıllarca yoldan geçen traktöre bakarken bu kışı hiç görmemişti.

Üçüncü akşam Mustafa bir şey önerir: köyde birkaç çiftçi bir sulama kooperatifi kurmayı düşünüyor; ortak başvuruyla, ortak teminatla krediye daha kolay ulaşılabilir. Recep'i de çağırır. Recep bir süre susar, sonra elindeki bardağı yere bırakıp evet der. Kapanan yol, başka bir kapıdan yeniden açılmıştır. Gazâlî'nin ayrımıyla, Recep yeniden gıptanın yönüne dönmüştür: Mustafa'da olanın benzerini, Mustafa'nın elinden almadan istemek.

Bunu kıskançlığı yalnızca bireysel bir ahlak meselesi olarak görmek için bir gerekçe saymamak gerekiyor. Recep'in krediye ulaşamaması gerçek bir eşitsizlikti; tapu sorunları, teminat şartları, küçük çiftçinin finansmana erişimi, kişisel bir kıskançlığın ötesinde, toplumsal meselelerdir. Bir haksızlığa karşı itiraz etmek, hak aramak, örgütlenmek haset değildir. Gazâlî'nin ilacı, haksızlığın kaynağını yanlış yerde, bir komşunun tarlasında aramamayı öğretir.

Öbür bilgeler

Ayaz'ın kilitli odasında altın arayan saray beyleri, kazdıkları çukurlardan yalnızca kendi boşluklarını duymuştu; Manisalı satış temsilcisi de müdürünün dolabından bir hatıra çıktığını görmüştü (MEV-K03.4). Mevlânâ hasedin kurduğu kötü zanna, Gazâlî ise hasedin kalpteki iç yolculuğuna bakıyor: gıptadan hasede, umutsuzluk kapısından geçen o kısa yol.

Tüp bebek yolculuğunun ortasında kardeşinin hamileliğini öğrenen Sakaryalı Seda, sevincin bir yönden başlayabileceğini görmüştü (BUD-K03.4). Recep'in hikâyesi bunun bir başka biçimi: kıskandığı kişinin tarlasında bir eldiven giymek, sevinç yaymanın en somut hâli olabilir. Buda kalpteki sevince, Gazâlî eldeki işe bakıyor.

Bugün bir kez dene

Gözünün takıldığı birinin nimetini Gazâlî'nin ayrımıyla tart: onda olanın benzerini mi istiyorum, yoksa ondakinin gitmesini mi?

Eğer ikincisine kaymışsan, geriye bak: benzerine ulaşma yolum hangi noktada kapandı? O yolu başka bir kapıdan yeniden açmanın bir yolu var mı?

Kıskandığın kişinin hikâyesinden, görmediğin bir parçayı öğrenmeye çalış. Bir soru sor, bir çay iç, bir işe yardım et.

Yanında taşıyacağın soru

Onda olanın benzerini mi istiyorsun, yoksa ondakinin gitmesini mi?