Açılış
Oğuz kırk yaşına giriyordu ve bunun için bir yıl önceden plan yaptı. Eşi Banu'yla Kapadokya'ya gideceklerdi; doğum günü sabahı gün doğarken balonla uçacaklardı. Biletleri aylar önce aldı, mağara otelde bir oda ayırttı, fotoğrafçı bile tuttu. Banu'ya defalarca anlattı: «Gün doğarken, vadinin üstünde, kırk yaşıma gireceğim.»
Doğum günü sabahı saat dörtte uyandılar. Otelin önünde servis bekliyordu. Yola çıkmadan şoförün telefonu çaldı: rüzgâr fazla, bugün uçuş yok. Oğuz önce inanmadı. Sonra sesini yükseltti; şirketi aradı, biletin parasını sordu, ertesi gün uçup uçamayacaklarını sordu. Ertesi gün de rüzgâr vardı. Üçüncü gün dönüş günüydü.
Dönüş yolunda Oğuz neredeyse hiç konuşmadı. Banu ona tatilin güzel geçtiğini, vadilerde yürüdüklerini, bir köy kahvesinde içtikleri çayı, akşam teraslarında gördükleri gün batımını hatırlatmaya çalıştı. Oğuz yalnızca şunu söyledi: «Balon olmadı. Kırk yaşım böyle başladı.» Banu sustu. Oğuz da sustu, ama içinde bir şey kıpırdadı: üç gün boyunca güzel şeyler yaşamışlardı ve o bunların hiçbirini görmemişti.
Bilgenin kapısı
Seneca, Gönül Huzuru Üzerine adlı yazısında, bilgenin plan yapma biçimini anlatır. Bilge, der, kendine Talih'in güvencesiyle hiçbir şey vaat etmez. Planlarını hep bir çekinceyle yapar:
«Bir engel çıkmazsa denize açılacağım; bir şey engel olmazsa yargıç olacağım; bir aksilik olmazsa işlerim yolunda gidecek. Bu yüzden bilgenin başına beklemediği hiçbir şey gelmez deriz.»
Ve hemen ardından ince bir ayrım yapar: bilgenin başına her şey dilediği gibi gelmez; ama düşündüğü gibi gelir. Çünkü ilk düşüncesi, amacının bir dirençle karşılaşabileceğiydi.
Bakmadığın yer
Beklentiyle ilgili iki yaygın tavsiye vardır ve ikisi de birbirinin tersidir. Biri «büyük hayal kur, beklentini yüksek tut» der. Öbürü «hiçbir şey bekleme, hayal kırıklığına uğramazsın» der. Birincisi hayal kırıklığını göze alır, ikincisi hayali bırakır. İkisi de beklentiyi tek bir şey sanır: ya yüksek ya alçak.
Seneca'nın ayrımı bu iki tavsiyenin arasından geçiyor. Bilge bir şey diler ve bir şey bekler; ama bunlar aynı şey değildir. Dilediği, balonun gün doğarken uçması. Beklediği ise, dileğinin bir engelle karşılaşabileceği. Oğuz bu iki şeyi birleştirmişti: dileği aynı zamanda beklentisi olmuştu. Balonun uçmasını yalnızca istemiyor, uçacağından emin oluyordu. Rüzgâr geldiğinde kırılan şey bir dilek değil, bir kesinlikti.
Seneca'nın çekince cümlesi, «bir engel çıkmazsa», küçük bir eklenti gibi görünür, ama bütün tutumu değiştirir. Bu cümleyi kuran kişi planından vazgeçmiyor; yine denize açılmak, yine yargıç olmak istiyor. Yalnızca planının dünyada gerçekleşeceğini, dünyanın da kendi rüzgârları olduğunu baştan kabul ediyor. Oğuz biletleri alırken «rüzgâr izin verirse uçacağız» deseydi, aynı plan, aynı heves, ama bambaşka bir dönüş yolu olurdu.
Bu ayrımın gözden kaçan bir yanı da beklentinin neyi görünmez kıldığı. Oğuz üç gün boyunca yalnızca balona bakıyordu; balon olmayınca da yalnızca balonun yokluğuna. Vadide yürüyüş, köy kahvesi, gün batımı; bunların hepsi oradaydı ama beklentinin dışında kaldıkları için hiçbiri sayılmadı. Kesin bir beklenti yalnızca kırılmaya hazır değildir; çevresindeki her şeyin üzerini de örter. Bir projektör gibi çalışır: ışığı tek bir noktaya toplar, o nokta karanlıkta kalınca da bütün sahne karanlık görünür. Oysa sahnenin geri kalanı hep aydınlıktı; yalnızca kimse oraya bakmıyordu. Oğuz'un üç günü, ışığı tek bir balona toplamış bir projektörün altında geçti.
Derinleşme
Epiktetos aynı düşünceyi gündelik bir örnekle anlatır. Hamama gitmek üzereysen, der, hamamda olan şeyleri önceden gözünün önüne getir: kimi su sıçratır, kimi itişir, kimi bağırır, kimi bir şeyini çalar. Sonra kendine şunu söyle: «Şimdi hamama gidiyorum ve iradem doğaya uygun kalsın istiyorum.»
Bu örneğin inceliği, hamama gitmekten vazgeçirmemesi. Epiktetos hamamın sıkıntılarını saymakla insanı evde kalmaya çağırmıyor. Yalnızca hamamın ne olduğunu doğru bilmeye çağırıyor. Hamam bir yerdir ki orada su sıçrar, insanlar itişir; bunu bilen biri, su sıçradığında kendini aldatılmış hissetmez. Ve bölümün sonunda önemli bir cümle kurar: bir engel çıkarsa, şunu söyleyebilirsin: «Ben yalnızca yıkanmak istemedim; iradem doğaya uygun kalsın da istedim. Olan şeylere kızarsam, onu öyle tutamam.»
Kapadokya da bir yerdir ki orada rüzgâr eser. Balon uçuşu, rüzgârın izin verdiği sabahlarda olur. Bunu bilmek, Oğuz'u biletleri almaktan vazgeçirmezdi. Ama yolculuğa, «balonla uçacağım» niyetinin yanına bir ikincisini de alarak çıkmasını sağlardı: «ve kırk yaşıma girerken, olacak şeylerle huzur içinde kalmak istiyorum.» O ikinci niyet rüzgâra bağlı değildi. Balon uçsa da uçmasa da gerçekleşebilirdi; ve belki de kırk yaşın asıl armağanı, gökyüzünden değil, bu ikinci niyetten gelecekti.
Epiktetos'un sekizinci bölümü bu tutumu en kısa hâliyle söyler:
«Olayların dilediğin gibi olmasını isteme; olduğu gibi olmalarını dile, o zaman iyi yaşarsın.»
Bu cümle ilk okuyuşta bir teslimiyet gibi gelebilir: ne olursa olsun razı ol. Ama Seneca'nın çekincesiyle birlikte okununca başka bir anlam kazanıyor. Stoacılar istemeyi yasaklamıyor; istemenin dünyaya dayatılmasını sorguluyor. Oğuz balonu isteyebilirdi, istedi de. Sorun, isteğinin dünyaya bir talep olarak, «olmak zorunda» olarak gitmesiydi. Rüzgâr bu talebi tanımadı.
Bu Stoacı tutuma yöneltilebilecek ciddi bir itiraz da var: her şeye çekince koyan biri tutkusuz, korkak bir hayat yaşamaz mı? Seneca'nın metni bu itirazı kısmen karşılıyor; bilge yine de denize açılıyor, yine de yargıçlık için uğraşıyor. Çekince eylemi durdurmuyor, yalnızca eylemin sonucuna olan bağlılığı gevşetiyor. Yine de bazı insanlar için «bir engel çıkmazsa» cümlesi, hiç denemeden vazgeçmenin bahanesi olabilir. Bu cümlenin sınırı, onu söyledikten sonra yine de gemiye binmek. Çekince bir sığınak değil, bir yol arkadaşı olmalı: gemiye onunla binilir, iskelede onunla kalınmaz.
Eve döndükten bir hafta sonra Oğuz, telefonundaki fotoğraflara bakarken Banu'nun çektiği bir kareyi görüyor: köy kahvesinde, elinde ince belli bir bardak, yüzünde bilmediği bir gülümseme. Fotoğrafın tarihi doğum günü. Balonun uçmadığı sabah. Oğuz uzun süre o fotoğrafa bakıyor. Sonra Banu'ya bir mesaj atıyor: «Haklıydın. Güzel bir doğum günüymüş.» Gelecek bahar yeniden gitmeye karar veriyorlar; bu kez bilet alırken Oğuz yüksek sesle söylüyor: «Rüzgâr izin verirse.»
Öbür bilgeler
Sivaslı emekli postacının veda gününü anlatan sohbette (BUD-K02.4) Buda dünyanın sekiz rüzgârla döndüğünü söylüyordu. Seneca'nın çekincesi bu rüzgârlara karşı bir yelken ayarı gibi: rüzgârı durdurmaya çalışmıyor, onu baştan hesaba katıyor. İki bilgenin de vardığı yer aynı: kırılan şey olay değil, olayın tek bir yönde olacağına dair kesinlik.
Kadıköylü kafeci Feride Hanım'a Seneca (STO-K02.2) korktuğu şeyi ölçmeyi öğütlüyordu. Burada aynı Seneca dilediği şeye bir çekince eklemeyi öğütlüyor. İki öğüt birbirini tamamlıyor: korkulana sınır çizmek ve dilenene esneklik vermek.
Bugün bir kez dene
Bugün beklediğin bir şeyi seç: bir buluşma, bir cevap, bir sonuç, bir plan.
Onu Seneca'nın biçimiyle yeniden kur: «... olacak, bir engel çıkmazsa.» Bu cümleyi içinden ya da yüksek sesle bir kez söyle.
Sonra Epiktetos'un hamamını düşün: bu planın doğasında hangi aksilikler olağan? Onları önceden say, ama plandan vazgeçmeden.
Plan gerçekleştiğinde ya da gerçekleşmediğinde, akşam beklentinin dışında kalan ve o gün yaşadığın bir güzelliği bul ve yaz.
Yanında taşıyacağın soru
Dilediğin şeyi, olacağından emin olduğun şeye ne zaman dönüştürdün?