İçeriğe geç

Osho ile · Zihin ve düşünce

Gerçekleşen beklentinin boşluğu

Hayal kırıklığı olaydan mı, beklentiden mi doğuyor?

1.215 kelime · yaklaşık 6 dakika okuma · dinlemek için kadın ya da erkek anlatıcı sesi seçebilirsin

Açılış

Meltem otuz yedi yaşında, Trabzon'da bir ortaokulda İngilizce öğretmeni. Tarkan'la on iki yıldır evliler. Geçen yıl evlilik yıldönümlerini Tarkan unuttu; akşam eve eli boş geldi, sonra Meltem'in yüzünü görünce hatırladı ve özür diledi. Meltem o gece bir şey söylemedi ama içinde bir karar verdi: bu yıl hatırlarsa, beni gerçekten sevdiğini anlayacağım.

Yıldönümüne bir ay kala ipuçları bırakmaya başladı. Takvime bir kalp çizdi. Bir akşam yemekte «Kaç yıl oldu, biliyor musun?» diye sordu. Bir arkadaşının kocasının ona hediye ettiği küpelerden söz etti. Tarkan her seferinde gülümsedi; Meltem bu gülümsemeyi her seferinde yeniden yorumladı.

Yıldönümü akşamı Tarkan eve bir buket çiçek ve küçük bir kutuyla geldi. Kutunun içinde, Meltem'in arkadaşınınkine benzeyen küpeler vardı. Restoranda masa ayırtmıştı. Her şey Meltem'in hayal ettiği gibiydi. Ve Meltem, masada otururken, tuhaf bir boşluk hissetti. Beklediği şey olmuştu; ama içinde beklediği sevinç yoktu. Eve dönerken kendine kızdı: istediğim her şey oldu, ben neden mutlu değilim?

Bilgenin kapısı

Osho'nun beklenti üzerine konuşmalarından bazıları OSHO International'ın çevrimiçi kütüphanesinde «Expectations» başlığıyla yer alır. Bu konuşmalarda Osho hayal kırıklığının kaynağını tek bir yere bağlar: beklentiye. Ona göre hayal kırıklığı, beklentinin hemen arkasından gelen bir gölge gibidir; beklenti nerede varsa, gölgesi de oradadır.

Aynı konuşmalarda daha az bilinen, ama Meltem'in akşamına çok daha yakından dokunan bir düşünce de vardır: beklentin gerçekleşmezse hayal kırıklığına uğrarsın; gerçekleşirse de içinde bir doyumsuzluk kalır. Beklenti, Osho'nun bakışıyla, kaybedildiğinde de kazanıldığında da insanı boş bırakan bir oyundur. Ve önerdiği yol, beklenti kurmadan yaşamaktır.

Osho'nun konuşmaları telif altında; buradaki her cümle onun düşüncesinin bizim tarafımızdan yeniden kurulmuş hâli, onun kendi sözleri değil.

Bakmadığın yer

Beklentinin zararından söz ettiğimizde neredeyse her zaman gerçekleşmeyen beklentiyi düşünürüz. Biri bizi unuttu, bir sonuç kötü geldi, bir plan bozuldu. Hayal kırıklığı bu açıdan bir eksiklik duygusudur: istediğim olmadı. Çaresi de basit görünür: ya beklentiyi küçült, ya da beklentiyi gerçekleştir.

Meltem'in akşamı bu resmin ikinci yarısını bozuyor. Beklentisi tamamen gerçekleşti: Tarkan hatırladı, çiçek getirdi, küpeleri aldı, masayı ayırttı. Ve yine de boşluk. Osho'nun gözden kaçan cümlesi tam burada: gerçekleşen beklenti de doyurmaz. Neden?

Meltem'in bir ay boyunca yaptığı şeye bakınca bir cevap beliriyor. Takvimdeki kalp, yemekteki soru, arkadaşın küpeleri; bunların hepsi Tarkan'ı yıldönümüne yönlendiren ipuçlarıydı. Meltem bir sınav kurmuş ve sınavın cevaplarını da önceden fısıldamıştı. Tarkan sınavı geçti; ama Meltem'in asıl bilmek istediği şey, Tarkan'ın kendiliğinden hatırlayıp hatırlamayacağıydı. Beklenti o soruyu cevaplanamaz hâle getirmişti. Ne kadar ipucu verirse, gelen hediyenin kendi isteğiyle mi yoksa ipuçlarıyla mı geldiğini o kadar az bilebilecekti.

Burada beklentinin daha derin bir yanı görünüyor. Beklenti yalnızca kırılmaya açık değil; gerçekleşmenin anlamını da önceden tüketiyor. Meltem, yıldönümü akşamını bir ay boyunca kafasında yaşamıştı. Restoran, küpeler, Tarkan'ın gülümsemesi; hepsini defalarca hayal etmişti. Gerçek akşam geldiğinde, yeni hiçbir şey yoktu. Hayal edilmiş bir sahnenin kopyası, ilk görülen bir sahnenin yerini tutmuyordu.

Bunu gündelik bir örnekle düşünmek mümkün. Bir bilmecenin cevabını önceden duyan biri, bilmeceyi yine dinleyebilir, hatta güzel bulabilir; ama cevaba kendi varmanın o küçük aydınlanmasını artık yaşayamaz. Bir paketin içinde ne olduğunu bilen çocuk da paketi açar, ama açarken nefesini tutmaz. Meltem kendi yıldönümünün sonunu bir ay önceden yazmıştı. Akşam geldiğinde, yalnızca kendi yazdığı sahnenin oynanmasını izledi. Tarkan'ın getirdiği her şey güzeldi, ama hiçbiri ona yeni bir şey söylemedi; çünkü hepsini o önceden söylemişti.

Derinleşme

Osho'nun önerisi, beklenti kurmadan yaşamak, ilk okuyuşta neredeyse imkânsız görünüyor. Bir evlilikte beklenti olmadan nasıl yaşanır? Birinin sadakat göstermesini, sözünü tutmasını, zor günde yanında durmasını beklemek bir zaaf mı? Bu soru ciddi ve Osho'nun düşüncesini olduğu gibi benimsemeden önce sorulması gereken bir soru. Bir ilişki, iki insanın birbirine güvenebilmesi üzerine kurulur ve güven, bir anlamda, karşıdakinin belli biçimlerde davranacağını beklemektir. Bütün beklentileri bırakmak, bu güveni de bırakmak gibi görünebilir.

Burada bizim çıkardığımız bir ayrım işe yarayabilir: anlaşma ile beklenti aynı şey değil. İki insan açıkça konuşur ve bir şey üzerinde anlaşır: birbirimize dürüst olacağız, ev işlerini paylaşacağız, önemli günleri birlikte kutlayacağız. Bu bir anlaşmadır ve iki tarafın da bilgisi dahilindedir. Beklenti ise çoğu zaman tek taraflıdır, söylenmez, karşı tarafın okumasını ister. Meltem'in «hatırlarsa beni seviyor demektir» kararı bir anlaşma değil, Tarkan'ın hiç bilmediği bir sınavdı. Osho'nun eleştirisi en çok bu ikincisine, söylenmeden kurulan ve karşı tarafı habersizce sınayan beklentiye oturuyor.

Bu ayrım Meltem'e iki yol gösteriyor. Biri, yıldönümünün kendisi için önemli olduğunu açıkça söylemek: «Bu gün benim için değerli; birlikte bir şey yapalım.» Bu bir beklenti değil, bir paylaşım. Tarkan bunu duyduğunda unutsa bile, unutmasının anlamı değişir; bir sevgi testi değil, bir dalgınlık olur. Öbür yol, yıldönümünde ne olacağını önceden kafasında kurmamak ve gelen şeyi, ne olursa olsun, ilk kez görür gibi karşılamak.

Osho'nun «beklentisiz yaşama» önerisine yöneltilebilecek bir eleştiri daha var. Bu öneri kolayca bir geri çekilmeye dönüşebilir: hiçbir şey beklemeyen biri, hiçbir şey istemeyen, hiçbir şey talep etmeyen biri olabilir. İlişkide haklarını, sınırlarını, ihtiyaçlarını dile getirmekten vazgeçmiş biri de dışarıdan «beklentisiz» görünür. Ama bu bir bilgelik değil, bir sessizliktir. Osho'nun düşüncesi, ihtiyaçları bastırmak olarak değil, ihtiyaçları açıkça söyleyip sonucu kafada önceden yazmamak olarak okunduğunda daha sağlam duruyor.

Birkaç gün sonra Meltem, Tarkan'la konuşuyor. Ona bir ay boyunca bıraktığı ipuçlarını itiraf ediyor; geçen yıl unuttuğunda içinde verdiği kararı anlatıyor. Tarkan önce şaşırıyor, sonra gülüyor: «Ben de takvimdeki kalbi görünce panikledim. Küpeleri senin arkadaşına sordum.» İkisi de gülüyor. Sonra Tarkan ciddileşiyor: «Seni sevip sevmediğimi bir tarihle ölçme. Bana sor.» Meltem o gece ilk kez küpeleri takıyor; bu kez bir kanıt olarak değil, yalnızca güzel oldukları için.

Bir sonraki hafta, sıradan bir salı akşamı, Tarkan eve elinde bir paket simitle geliyor. Meltem'in sabahları simit sevdiğini hatırlamış, işten dönerken fırına uğramış. Ne bir tarih, ne bir ipucu, ne bir sınav. Meltem paketi eline aldığında, yıldönümü akşamında bulamadığı sevinci buluyor. Belki de aradığı şey hep buydu: kendisinin yazmadığı, beklemediği, kendiliğinden gelen bir jest. Ve o jest, ancak beklenti bırakıldığında görünür hâle gelebiliyordu.

Öbür bilgeler

Zam beklentisi yüzünden ağlayan mühendis Seda'nın sohbetinde (LAO-K02.4), Zhuangzi'nin maymunları aynı kestanelerin sıraya göre öfke ya da sevinç doğurduğunu gösteriyordu. Meltem'in akşamı bu hikâyeye yeni bir halka ekliyor: maymunlar istedikleri sırayı alsa bile, belki bir sonraki gün yine bir şey bekleyeceklerdi. Gerçekleşen beklenti, yeni bir beklentinin kapısını açar.

Stoacılarla konuşulan beklenti sohbetinde (STO-K02.4), kırkıncı yaş günü rüzgâra takılan Oğuz için Seneca her plana bir şart cümlesi iliştirmeyi öneriyordu: engel çıkmazsa. Osho daha radikal bir yol öneriyor: çekinceyi değil, beklentinin kendisini bırakmak. Seneca'nın yolu gündelik hayata daha kolay uyuyor; Osho'nun yolu ise gerçekleşen beklentinin bile neden doyurmadığını açıklıyor. Belki ikisi bir arada en iyi işliyor: planı çekinceyle kurmak, ama sevdiklerimizden beklediğimiz şeyleri sınav olmaktan çıkarıp açıkça söylemek.

Bugün bir kez dene

Yakın birinden, söylemeden beklediğin bir şey var mı? Bir telefon, bir teşekkür, bir hatırlama, bir jest. Onu bir kâğıda yaz.

Sonra sor: bu bir anlaşma mı, yoksa onun bilmediği bir sınav mı? O kişi, senin bunu beklediğini biliyor mu?

Eğer bir sınavsa, iki yoldan birini dene. Ya o beklentiyi açıkça, suçlamadan söyle: «Bu benim için önemli.» Ya da onu kafanda önceden kurmayı bırak ve ne gelirse ilk kez görür gibi karşıla.

Akşam, bugün beklemeden gelen küçük bir iyiliği hatırla ve onu yaz. Bir selam, bir yardım, kapıyı tutan bir el olabilir. Sonra kendine sor: bu iyiliği fark edebildim, çünkü onu beklemiyordum; beklediğim iyilikleri de bu kadar açık gözle görebiliyor muyum?

Yanında taşıyacağın soru

Sevdiğin birini, onun hiç bilmediği bir sınava mı soktun?