İçeriğe geç

Stoacılar: Epiktetos, Marcus Aurelius, Seneca ile · Zihin ve düşünce

Korkunu ölç

Geleceği hazırlıyor mu, yalnızca prova mı ediyor?

1.234 kelime · yaklaşık 6 dakika okuma · dinlemek için kadın ya da erkek anlatıcı sesi seçebilirsin

Açılış

Feride Hanım kırk dokuz yaşında, İstanbul'da, Kadıköy'ün ara sokaklarından birinde on iki yıldır küçük bir kafe işletiyor. Altı masa, bir tezgâh, bir de akşamları kitap okumaya gelen müdavimler. Kafe onun hayatı; boşanmasından sonra kurduğu, kendi emeğiyle ayakta tuttuğu tek şey.

Geçen hafta postayla bir zarf geldi: ev sahibinin avukatından bir ihtarname. Ev sahibi kirayı ciddi biçimde artırmak istiyor; anlaşma olmazsa dava açabileceğini yazıyor. Feride Hanım mektubu okuduğu andan beri başka bir şey düşünemiyor.

Gece yatakta mahkeme salonlarını kuruyor. Davayı kaybediyor. Kafeyi boşaltıyor. Masaları, tezgâhı, kahve makinesini nereye koyacağını bilemiyor. Müdavimler başka bir yere gidiyor. Kırk dokuz yaşında, işsiz, birikimsiz. Sabah kafeyi açarken elleri titriyor; bir müşteriye yanlış sipariş veriyor. Kız kardeşi telefonda onu teselli etmeye çalışıyor: «Abla, belki hiç dava açmaz. Belki anlaşırsınız. Olumlu düşün.» Feride Hanım bu cümleleri duydukça daha da geriliyor. Olumlu düşünmeye çalıştıkça kafasındaki mahkeme salonu daha da büyüyor.

Bilgenin kapısı

Seneca, Roma'nın en zengin ve en etkili adamlarından biri, aynı zamanda bir Stoacı filozoftur. Hayatının son yıllarında genç dostu Lucilius'a mektuplar yazar. Bunlardan birinde Lucilius'un tam olarak Feride Hanım'ın durumunda olduğunu öğreniyoruz: öfkeli bir hasmın açmakla tehdit ettiği bir dava yüzünden kaygılıdır ve Seneca'dan, kendisine daha mutlu bir sonu hayal etmesini öğütlemesini beklemektedir.

Seneca bunu yapmaz:

«Seni huzura başka bir yoldan götüreceğim: bütün kaygıyı bırakmak istiyorsan, korktuğun şeyin her durumda kesinlikle başına geleceğini varsay; o sıkıntı ne olursa olsun, onu kendi zihninde ölç ve korkunun miktarını tart.»

Aynı mektuplardan bir öncekinde Seneca endişenin üç ayrı hatasını sayar:

«Bazı şeyler bize gerektiğinden fazla eziyet eder; bazıları gerektiğinden önce; bazıları da hiç eziyet etmemesi gerekirken.»

Bakmadığın yer

Endişeli birini teselli etmek istediğimizde genellikle iki şeyden birini söyleriz: «olmayacak» ya da «olsa bile iyi biter». Kız kardeşin yaptığı da buydu. İkisi de korkunun nesnesinden uzaklaşmayı öneriyor: korkulan şeye bakma, başka bir yere bak. Bu öneri çoğu zaman işe yaramaz ve neden yaramadığı ilginç. Korkulan şeyden kaçmaya çalışan zihin, korkulan şeye hiç tam olarak bakmamış olur. Bakılmayan şey ise karanlıkta büyür.

Seneca'nın 24. mektuptaki önerisi bu yüzden ilk okuyuşta şaşırtıcı, hatta acımasız geliyor. «Olmayacak» demiyor. Tam tersine: olacağını varsay. Davayı kaybettiğini, kafeyi boşalttığını kabul et. Ama sonra bir adım daha at, endişeli zihnin hiç atmadığı adımı: onu ölç. Kaybedersen tam olarak ne olur? Neyi kaybedersin, neyi kaybetmezsin? Bu kayıp ne kadar sürer?

Burada gözden kaçan ince bir ayrım var. Feride Hanım'ın gece yaptığı da bir tür «olacağını varsayma». Kafasında davayı her gece kaybediyor. Ama bunu ölçmeden yapıyor. Mahkeme salonu, boş dükkân, gidip gelen müdavimler; hepsi bulanık, hepsi sonsuz, hepsi sınırsız bir felaket gibi. Endişe korkulan şeyi görür ama tartmaz. Seneca'nın önerisi ise tartmaktır. Korkulan şeyin kenarlarını çizmek, ağırlığını hesaplamak, nerede bittiğini görmek.

Seneca'nın 13. mektuptaki üç ayrımı da Feride Hanım'ın gecesine birer birer oturuyor. Gerektiğinden fazla: henüz açılmamış bir dava, gece hayatının sonu gibi büyüyor. Gerektiğinden önce: ihtarname geldi ama dava açılmadı; Feride Hanım ise şimdiden mahkemeden çıkıyor. Hiç eziyet etmemesi gerekirken: müdavimlerin başka yere gideceği, dava kaybedilse bile kesin olmayan bir şey; ama bu da onu üzüyor. Üç hata birbirine eklendiğinde ortaya çıkan şey tek bir korku değil, üst üste binmiş üç korku. Feride Hanım bunları ayırmadığı için hepsinin ağırlığını birden taşıyor; oysa her birinin ayrı bir cevabı olabilir.

Derinleşme

Feride Hanım bir sabah, kafe açılmadan önce, Seneca'nın yaptığı şeyi denemeye karar verse ne olur? Bir kâğıt alıp korktuğu şeyi yazıyor: «Davayı kaybedersem kafeyi kapatmak zorunda kalabilirim.» Sonra soruyor: bu tam olarak ne demek?

Cevaplar teker teker geliyor ve her biri bulanık resmin bir köşesini netleştiriyor. Kafeyi kapatmak, on iki yıllık birikimi kaybetmek değil; kahve makinesi, masalar, tezgâh onun malı. Bir başka yerde yeniden kurulabilirler. Müdavimler bir sokak öteye gelebilir; bazıları zaten onun için geliyor, dükkânın duvarları için değil. Kira artışı ne kadar olursa olsun, belki ödenebilir, belki ödenemez; bunu bir avukatla konuşmadan bilemez. Ve bu belki de en önemli fark: gece hiç aklına gelmeyen bir adım, bir avukata danışmak, ölçmeye başlayınca kendiliğinden beliriyor.

Seneca'nın vardığı sonuç da bu: korktuğun şeyi ölçtüğünde, onun ya önemsiz ya da kısa süreli olduğunu görürsün. Bu iddia herkes için her durumda doğru olmayabilir; bazı kayıplar gerçekten ağırdır. Ama Feride Hanım'ın ölçümü, gecenin sınırsız felaketinin aslında sınırları olan bir zorluk olduğunu gösteriyor. Zor, evet; ama bir yerde başlayıp bir yerde biten bir zorluk.

13. mektupta Seneca zihnin kendine nasıl tuzak kurduğunu da anlatır. Zihin bazen hiçbir kötülük belirtisi yokken kendine kötülüğün sahte biçimlerini yaratır; anlamı belirsiz bir sözü en kötü biçimde yorumlar; ya da bir düşmanın kızgınlığını, ne kadar kızgın olduğuna değil, kızgınsa neler yapabileceğine bakarak büyütür.

Feride Hanım ihtarnameyi tam böyle okumuştu. Avukat «dava açabilir» diyordu; Feride Hanım bunu «dava açacak ve kazanacak» diye okudu. Ev sahibinin ne istediğine değil, isterse neler yapabileceğine baktı. Belki ev sahibi yalnızca pazarlık etmek istiyordu; belki bir avukat mektubu onun için bir başlangıç teklifiydi. Feride Hanım bunu hiç sormadı, çünkü mektubu bir hüküm gibi okudu.

Seneca aynı mektupta bir cümle daha kurar ve bu, kız kardeşin «olumlu düşün» önerisinden ince ama önemli biçimde farklıdır: «Belki gelecek, belki gelmeyecek; bu arada henüz yok.» Bu cümle iyimserlik değil. «Olmayacak» demiyor. Yalnızca şunu söylüyor: şu an yok. Dava açılmadı. Kafe açık. Bugün sabah kahvesini içmeye gelen müdavim kapıda bekliyor.

Seneca'nın iki önerisi ilk bakışta birbirine ters görünüyor: bir yandan «korktuğunun olacağını varsay», öbür yandan «henüz olmadı». Ama ikisi aynı işi görüyor. Biri korkulan şeyi ölçülebilir kılıyor, öbürü onu zamandaki yerine, geleceğe geri koyuyor. Endişe ise ikisini de yapmıyor: korkulan şeyi hem ölçüsüz hem şimdiki zamanda yaşıyor.

Öbür bilgeler

Malatyalı kayısıcı Celal Bey'in ayaz gecelerinde (BUD-K02.2) Buda'nın ayrımı hazırlık ile prova arasındaydı; endişe, bugünün bir işine dönüşmüyorsa yalnızca prova sayılıyordu. Seneca'nın önerisi ise ilginç biçimde bir tür prova: korktuğunun olacağını kabul et ve onu zihninde yaşa. Ama bu prova bir kez yapılır, ölçerek yapılır ve sonunda bir iş doğurur. Feride Hanım'ın ölçümünün sonunda bir avukata danışma kararı çıkması, iki bilgeyi aynı yerde buluşturuyor: geleceği düşünmenin değeri, bugüne ne getirdiğinde.

Bursalı bir terzinin uykusuz gecesinde (STO-K02.1) Epiktetos görünüşleri sınamayı öğütlüyordu. Seneca'nın ölçümü bu sınamanın geleceğe yönelik biçimi: henüz olmamış bir şeyin görünüşünü kapıda durdurup tartmak.

Bugün bir kez dene

Bugün seni kaygılandıran bir şeyi seç ve kâğıda yaz: «Korktuğum şey: ...»

Sonra Seneca'nın önerisini uygula: bunun gerçekten olacağını varsay. Ve sor: olursa tam olarak ne olur? Neyi kaybederim, neyi kaybetmem? Ne kadar sürer? Kimden yardım isteyebilirim? Cevapları tek tek yaz.

Ardından 13. mektubun üç sorusunu sor: bu beni gerektiğinden fazla mı üzüyor, gerektiğinden önce mi, yoksa hiç üzmemesi gerekirken mi?

Son olarak Seneca'nın kısa cümlesini kendine söyle: belki olacak, belki olmayacak; bu arada henüz yok.

Yanında taşıyacağın soru

Korktuğun şeyi hiç ölçtün mü, yoksa yalnızca her gece yeniden mi yaşıyorsun?