İçeriğe geç

Lao Tzu ve Zhuangzi ile · Zihin ve düşünce

Gölgeden kaçan adam

Geleceği hazırlıyor mu, yalnızca prova mı ediyor?

1.242 kelime · yaklaşık 6 dakika okuma · dinlemek için kadın ya da erkek anlatıcı sesi seçebilirsin

Açılış

Ercan kırk bir yaşında, Kocaeli'de kendi hesabına çalışan bir elektrik ustası. Yanında bir kalfa, bir kamyonet, bir telefon. Telefon hiç susmuyor; Ercan da susmasından korkuyor.

Altı yıl önce bir kış iki ay hiç iş gelmemişti. Birikimi erimiş, kiracı olduğu dairenin kirasını ablasından borç alarak ödemişti. O kıştan beri Ercan bir şeye karar verdi: bir daha asla boş kalmayacak. Gelen her işi alıyor. Pazar günleri de çalışıyor. Akşam dokuzda arayan bir müşteriye «yarın sabah yedide oradayım» diyor. Takvimi üç hafta ileriye kadar dolu.

Ama tuhaf bir şey oluyor. İş arttıkça endişe azalmıyor, artıyor. Her yeni iş yeni bir müşteri, yeni bir müşteri yeni bir şikâyet ihtimali, yeni bir ödenmemiş fatura, yeni bir «abi şu priz yine çalışmıyor» telefonu demek. Ercan gece yatağa girdiğinde aklı yarın gideceği dört adreste, ödemesi geciken üç müşteride, kalfanın yaptığı bir bağlantının sağlam olup olmadığında. Geçen ay eşi ona «Sen boş kalmaktan korktuğun için hiç durmuyorsun, ama durmadığın için de hiç rahatlamıyorsun» dedi. Ercan cevap vermedi. Ertesi sabah altıda yine yoldaydı.

Bilgenin kapısı

Zhuangzi kitabının sonraki bölümlerinden biri «Yaşlı balıkçı» adını taşır. Bu bölümün Zhuangzi'nin kendi kaleminden değil, onun okulundan çıktığı genellikle kabul edilir. Bölümde Konfüçyüs bir göl kıyısında yaşlı bir balıkçıyla karşılaşır ve ona dert yanar: iki kez memleketinden kovulmuş, gittiği yerlerde kuşatılmış, başına dört kez felaket gelmiş; hatasının ne olduğunu bilmiyordur. Balıkçı ona bir hikâye anlatır:

«Bir adam vardı; gölgesinden korkar, ayak izlerinden nefret ederdi ve onlardan kaçmaya karar verdi. Ama ayağını ne kadar sık kaldırdıysa o kadar çok iz bıraktı; ne kadar hızlı koştuysa gölgesi bedeninden ayrılmadı. Bundan hâlâ yavaş gittiği sonucunu çıkardı, durmadan hızla koştu, gücü tükendi ve öldü.»

Balıkçı hikâyenin sonunu da söyler:

«Gölgeye girse gölgesinin dineceğini, durgun kalsa izlerinin biteceğini bilmiyordu.»

Bakmadığın yer

Endişeyle başa çıkmanın en yaygın yolu çalışmaktır. Bir şeyden korkuyorsak, o şeyi önlemek için daha çok çaba gösteririz. Parasız kalmaktan korkan daha çok çalışır, beğenilmemekten korkan daha çok uğraşır, terk edilmekten korkan daha çok verir. Bu, akla uygun görünür: korkulan şey ne kadar uzağa itilirse o kadar iyi.

Balıkçının hikâyesindeki adam da tam olarak bunu yapıyordu. Gölgesinden kaçmak istiyordu; daha hızlı koştu. İzlerinden kurtulmak istiyordu; daha çok adım attı. Ve her adımı yeni bir iz bıraktı. Koşmanın kendisi, kaçtığı şeyi üretiyordu. Bu hikâyenin acımasız mantığı bu: bazı korkulardan çabayla kaçılamaz, çünkü çaba onları besler.

Ercan'ın son altı yılı bu koşunun ta kendisi. Boş kalma korkusundan kaçmak için daha çok iş aldı. Her iş yeni bir müşteri, yeni bir müşteri yeni bir endişe ihtimali demekti. Gölge bedenden ayrılmadı; aksine koştukça büyüdü. Üstelik adam gibi Ercan da bundan yanlış bir sonuç çıkarıyor: endişe azalmıyorsa, demek ki hâlâ yeterince çalışmıyorum. Daha erken kalkıyor, daha geç dönüyor. Hikâyedeki adamın «hâlâ yavaş gidiyorum» cümlesi, Ercan'ın her gece kendine söylediği cümle.

Balıkçının önerdiği çare ise neredeyse alay eder gibi basit: gölgeye gir. Gölgede kimsenin gölgesi düşmez. Dur; duran kimse iz bırakmaz. Ercan için bu, ilk bakışta en korkutucu öneri. Durmak, tam olarak korktuğu şeyin, boş kalmanın, kendisi gibi görünüyor. Ama hikâyenin söylediği, durmanın gölgeyi yok etmediği, onu dinlendirdiği. Çince metindeki fiil «休»: dinlenmek, ara vermek. Gölge yok olmuyor; yalnızca peşinden koşmayı bırakıyor.

Buradaki ayrım ince ama önemli. Balıkçı «hiç çalışma» demiyor; «kaçarak çalışma» diyor. Aynı işi korkudan kaçmak için yapmakla, işin kendisi için yapmak arasında dışarıdan bir fark görünmez. Ercan'ın sabah altıda yola çıkması, iki durumda da aynı görünür. Fark, akşam eve döndüğünde belli olur: biri yorgun ama dinlenebilir, öbürü yorgun ve dinlenemez.

Derinleşme

Lao Tzu'nun Daodejing'i ilk bakışta balıkçının öğüdüne ters bir şey söyler gibidir. Altmış dördüncü bölüm, bir şeyle henüz belirmeden ilgilenmeyi öğütler:

«Durgun olanı tutmak kolaydır; henüz belirti vermemiş bir şeye karşı önlem almak kolaydır. Bir şey ortaya çıkmadan onunla ilgilen; karışıklık başlamadan düzeni kur. Kucak dolusu ağaç en ince filizden büyür; dokuz katlı kule bir avuç topraktan yükselir; bin fersahlık yolculuk tek bir adımla başlar.»

Bir önceki bölüm aynı düşünceyi bir adım ileri taşır: bilge, zor olanı kolayken tasarlar, büyük olanı küçükken yapar; kolay görünende bile zorluğu gördüğü için sonunda hiç zorlukla karşılaşmaz.

Peki bu, gölgeye girmeyi öğütleyen balıkçıyla nasıl bağdaşıyor? Biri «dur» diyor, öbürü «önceden davran». Fark, ne yaptığında değil, ne kadar yaptığında. Lao Tzu'nun önlemi küçüktür: filiz hâlindeyken, bir avuç toprakken, tek bir adımla. Ercan'ın çabası ise büyüktür ve hiç bitmez. Lao Tzu bir şeyi küçükken halledip bırakır. Ercan hiçbir şeyi bırakmaz.

Ercan'ın korkusunun kökü, altı yıl önceki o iki aylık kış. O kışın tekrar etmemesi için Lao Tzu'nun yolu, küçük ve sakin bir önlem olurdu: birkaç aylık gideri karşılayacak bir birikim, iki üç düzenli bakım sözleşmesi yapılan bir apartman yönetimi, belki kış aylarında daha çok iş çıkaran bir alanda kendini geliştirmek. Bunlar bir kez kurulur ve sonra kendi kendine işler. Altmış dördüncü bölümün diliyle: karışıklık başlamadan kurulmuş bir düzen.

Ercan'ın yaptığı ise her gün yeniden koşmak. Hiçbir düzen kurulmuyor, çünkü düzen kurmak için durmak gerekiyor ve Ercan duramıyor. Altı yıldır gelen her işi alıyor ama tek bir bakım sözleşmesi yapmamış, birikim için ayrı bir hesap açmamış. Koşmaktan, önlem almaya vakit kalmamış.

Balıkçının öğüdüyle Lao Tzu'nun öğüdü burada birleşiyor. Gölgeye girmek, yani bir süre durmak, Ercan'a ilk kez küçük ve kalıcı önlemleri düşünme alanı açabilir. Bir pazar günü işe gitmeyip oturduğunda, belki ilk saatler korkuyla geçer; telefon çalarsa açmamak ona ağır gelir. Ama o durgunlukta belki şu soru belirir: altı yıldır neden koşuyorum ve bu koşu beni o kıştan gerçekten koruyor mu? Koruyorsa neden hâlâ korkuyorum?

Lao Tzu'nun altmış üçüncü bölümünde gözden kaçan ince bir cümle de var: kolay görünende zorluğu gören, sonunda zorlukla karşılaşmaz. Bu, endişeye benziyor ama değil. Endişe her şeyde felaket görür ve hiçbir şey yapmaz ya da her şeyi yapar. Lao Tzu'nun bilgesi ise küçük şeyin büyüyebileceğini görür ve tam o küçüklükte, sakin bir elle onu halleder. Biri gölgesinden kaçan adam, öbürü filizi gören bahçıvan.

Öbür bilgeler

Buda'yla konuşulan endişe sohbetinde (BUD-K02.2), bahçesini ayazdan korumaya çalışan Celal Bey üzerinden hazırlık ile prova birbirinden ayrılıyordu. Lao Tzu'nun filiz hâlindeki önlemi Buda'nın hazırlığına çok yakın. Ama balıkçının hikâyesi bir şey daha ekliyor: hazırlık da bir koşuya dönüşebilir. Ercan provayı değil, hazırlığı abartıyor; ve abartılmış hazırlık da gölgeyi büyütüyor.

Kadıköy'deki kafeci Feride Hanım için Seneca (STO-K02.2) korkuyu ölçmeyi öğütlüyordu. Ercan'ın korkusu altı yıldır hiç ölçülmedi; çünkü ölçmek için de durmak gerekiyor. Gölgeye girmek, Seneca'nın ölçümüne de yer açabilir.

Bugün bir kez dene

Bugün endişeyle başa çıkmak için yaptığın bir şeyi fark et: fazladan çalışmak, tekrar tekrar kontrol etmek, bir mesajı defalarca düzeltmek, sürekli birilerini aramak.

Kendine balıkçının sorusunu sor: bu koşu gölgemi küçültüyor mu, yoksa her adımda yeni bir iz mi bırakıyor?

Sonra bugün bir kez gölgeye gir. Kısa olabilir: on beş dakika, bir öğle arası, bir akşam. O sürede endişenin konusu hakkında hiçbir şey yapma.

Durgunluk biraz yerleşince Lao Tzu'nun sorusunu sor: bu korkuyu küçükken halledecek, bir kez yapılıp bırakılacak tek bir önlem var mı? Varsa onu yaz.

Yanında taşıyacağın soru

Kaçtığın gölgeyi, koşarak büyütüyor olabilir misin?