Açılış
Celal Bey elli altı yaşında, Malatya'nın Yeşilyurt ilçesinde babasından kalan kayısı bahçesini işletiyor. Üç yüze yakın ağaç, bir depo, iki mevsimlik işçi. Her yıl mart sonunda ağaçlar çiçeğe durduğunda Celal Bey'in uykusu kaçar. Çünkü bilir: nisanın tek bir ayaz gecesi bütün yılın emeğini silebilir.
Bu bahar da öyle oluyor. Hava tahmini don göstermese bile Celal Bey gece üçte uyanıyor ve aynı sahneyi kuruyor. Sabah bahçeye çıkıyor, çiçekler kararmış. Tüccar telefonu açmıyor. Bankaya olan borç. Oğlunun üniversite harcı. Sahneyi baştan kuruyor, bu kez biraz farklı: belki yarısı kurtulur. Sonra yine baştan: hayır, hepsi gider. Sabaha kadar bu provaları yapıyor ve gün ağarırken yorgun, gergin ama hiçbir şey yapmamış olarak kalkıyor.
Bir sabah komşusu Hüseyin'le çay içerken konuşuyorlar. Hüseyin'in bahçesi de aynı tehlike altında ama o farklı bir şey yapmış: kış bitmeden tarım sigortasına don teminatı eklemiş, bahçenin alçak köşesine birkaç don sobası koymuş, gece için bir nöbet çizelgesi yapmış. «Elimden geleni yaptım» diyor. «Gerisine gece kalkıp bakarım.» Celal Bey bir şey söylemiyor. O da her gece kalkıyor, ama bahçeye değil, kendi kafasındaki bahçeye bakıyor.
Bilgenin kapısı
Pali kanonunun Aṅguttara Nikāya derlemesinde «Gelecek tehlikeler» adlı kısa bir konuşma var. Buda burada ormanda tek başına yaşayan bir keşişin geleceği nasıl düşünmesi gerektiğini anlatır. Keşiş kendine şöyle der: Burada tek başıma yaşıyorum. Beni bir yılan, bir akrep ya da bir çıyan sokabilir. Bundan ölürsem yolumda bir engel olur. Ve her düşünce aynı cümleyle biter:
«Öyleyse ulaşılmamış olana ulaşmak, kavranmamış olanı kavramak için şimdi çabamı başlatayım.»
Konuşma beş tehlike sayar: yılan sokması, uçurumdan düşmek ya da zehirlenmek, yabani hayvanlar, ormandan geçen suçlular, ve ormanda yaşadığına inanılan yabani yaratıklar. Beşinin de sonu aynıdır: bu tehlikeyi görmek, şimdi çaba göstermek için yeterlidir.
Aynı Buda, Majjhima Nikāya'daki bir şiirde başka bir uyarı yapar:
«Geçmişin peşinden koşma, geleceğe bel bağlama. Geçmiş geride kaldı, gelecek henüz gelmedi. Bugün yapılacak işi gayretle yap; kim bilir, yarın ölüm gelebilir.»
Bakmadığın yer
Endişeyi genellikle ya tamamen kötü ya da gerekli bir kötülük olarak görürüz. Bir yanda «boş yere kafana takma» deriz; öbür yanda «endişelenmeyen insan hazırlıksız yakalanır» deriz. İkisinde de aynı varsayım var: geleceği düşünmek ve endişelenmek aynı şeydir. Ya ikisini birden bırakırız ya da ikisini birden taşırız.
Buda'nın iki konuşması yan yana konunca bu varsayım çözülüyor. Bir yanda, geleceğin tehlikelerini açıkça gören, yılanı, uçurumu, hastalığı tek tek sayan bir keşiş var. Öbür yanda «geleceğe bel bağlama» diyen bir şiir. Bu bir çelişki mi? Değil, çünkü keşişin gelecek düşüncesi hep aynı yerde bitiyor: «öyleyse şimdi çabamı başlatayım.» Gelecek tehlikesinin görülmesi, bugünün bir işine dönüşüyor. Düşünce geleceğe gidiyor ve bugüne bir görevle geri dönüyor.
Celal Bey'in gece üçteki düşüncesi ise geleceğe gidiyor ve orada kalıyor. Kararmış çiçekleri görüyor, açılmayan telefonu duyuyor, borcu hesaplıyor; sonra aynı sahneyi yeniden kuruyor. Bu düşüncenin sonunda «öyleyse şimdi şunu yapayım» diye bir cümle yok. Yalnızca bir sonraki prova var.
İşte gözden kaçan ayrım: geleceği düşünmenin iki biçimi var ve dışarıdan aynı görünürler. Biri bir hazırlıktır; tehlikeyi görür ve bugün yapılacak bir işe çevirir. Öbürü bir provadır; tehlikeyi görür ve onu tekrar tekrar yaşar. Hüseyin hazırlık yaptı: sigorta, soba, nöbet çizelgesi. Celal Bey prova yapıyor. İkisi de aynı ayazı düşünüyor; ama biri düşüncesini bahçeye taşıdı, öbürü yatağında tuttu.
Bu ayrımın insafsız bir yanı da var. Prova yapan kişi kendini hazırlık yapıyor sanır. Celal Bey gece üçteki düşüncelerini «tedbir» olarak görüyor; düşünmezse, bir şeyi gözden kaçıracağından korkuyor. Oysa bu düşünceler tek bir somut tedbir doğurmadı. Sabah kalktığında ne sigortaya bakılmış, ne soba alınmış. Endişe çalışıyormuş gibi hissettiriyor, ama hiçbir iş görmüyor.
Derinleşme
Majjhima Nikāya'daki şiirin devamında Buda «geleceğe bel bağlamak» sözünü açar. Bu, der, insanın gelecekte şöyle bir bedene, şöyle bir duyguya, şöyle bir algıya sahip olmayı dileyip orada hoşnutluk aramasıdır. Pali metin burada «nandi» sözcüğünü kullanır: zevk alma, hoşnutluk bulma. Yani şiir, geleceğe umutla, iştahla uzanmayı anlatıyor.
Bunu dürüstçe söylemek gerekiyor: metin endişeden değil, geleceğe dair hoş beklentiden söz ediyor. Ama endişe aynı uzanmanın korkulu yüzü gibi duruyor. Hoşnutluk arayan zihin geleceğe gidip güzel bir sahne kuruyor; endişelenen zihin aynı yere gidip karanlık bir sahne kuruyor. İkisinde de zihin şimdiden kopuyor ve henüz gelmemiş bir zamanda yaşıyor. Bu, şiirin bizim tarafımızdan genişletilmiş bir okuması; ama Buda'nın uyarısının özüne uygun: gelecek henüz gelmedi.
Şiirin önerdiği şey ise basit: şimdiki hâlde ortaya çıkan şeyi açıkça görmek ve bugünün işini yapmak. «Ajjeva kiccamātappaṁ»: bugün, yapılacak işi gayretle. Bu cümle Celal Bey'e çok somut bir şey söylüyor. Bugün yapılabilecek iş nedir? Bu yıl için tarım sigortasına hâlâ başvurulup başvurulamayacağını öğrenmek. Bahçenin hangi köşesinin en çok don tuttuğunu yeniden yürüyüp görmek. Hüseyin'le konuşup sobaları birlikte almak. Belki bir gece nöbetini paylaşmak. Bunların hiçbiri ayazı engellemez. Ama hepsi, ayaz gelirse, Celal Bey'in elinin boş olmamasını sağlar.
Gelecek tehlikeler konuşmasındaki keşişin bir özelliği daha var. O, tehlikelerin hepsini önleyebileceğini düşünmüyor. Yılan sokabilir; keşiş yılanı yok edemez. Yaptığı tek şey, tehlikenin varlığını bugünün çabasına yakıt yapmak. Celal Bey için de durum bu. Ayaz gelebilir; Celal Bey havayı değiştiremez. Ama ayazın ihtimali, onun bugün yapacağı işin sebebi olabilir. Endişe ile hazırlık arasındaki fark, tehlikenin büyüklüğünde değil, düşüncenin nereye vardığında.
Bir de şiirin sert bir dizesi var: kim bilir, yarın ölüm gelebilir. Bu ilk bakışta endişeyi büyütecek bir cümle gibi duruyor. Ama bağlamında tam tersini yapıyor. Yarının belirsizliği, bugünün değerini artırıyor. Celal Bey her gece kafasında bir yarın kuruyor; şiir ona yarının zaten bilinmediğini, elinde yalnızca bugünün olduğunu hatırlatıyor. Endişenin kurduğu yarın da sonuçta bir tahmin; gerçek yarın onun kafasındakine hiç benzemeyebilir.
Bir hafta sonra Celal Bey ziraat odasına uğruyor; bu yılın don teminatı için geç kaldığını öğreniyor ve gelecek kış için takvimine bir not düşüyor. Hüseyin'le iki soba daha alıyorlar ve nöbeti paylaşıyorlar. Gece üçte yine uyanıyor; bu kez kalkıp bahçeye çıkıyor, termometreye bakıyor. Sıfırın üstünde. Geri dönüp yatıyor. Kafasında sahne yine kurulmak istiyor, ama bu kez Celal Bey'in elinde bir cevap var: «yapabileceğimi yaptım.» Prova o gece kısa sürüyor.
Öbür bilgeler
Müdür yardımcılığı listesinde adını göremeyen Sinan için (BUD-K02.1) Buda, zihni ormanda daldan dala atlayan bir maymuna benzetiyordu. Celal Bey'in gece provası, aynı maymunun hep aynı dala dönmesi gibi: dal değişmiyor, yalnızca tutuluş tekrarlanıyor. Gelecek tehlikeler konuşması o dala başka bir çıkış yolu gösteriyor: dalı bırakmak değil, dalın bir işe yaramasını sağlamak.
Kerem'in arabadaki hayali kavgalarında (BUD-K01.3) Buda'nın bir sözü öne çıkmıştı: insan neyi tekrar tekrar evirip çevirirse, zihni o yöne yatar. Her gece yapılan endişe provası da bir eğim kazıyor. Celal Bey'in her baharı biraz daha zor geçiyorsa, bunun bir sebebi her baharın önceki baharların provalarının üzerine kurulması olabilir.
Bugün bir kez dene
Bugün seni en çok meşgul eden endişeyi seç ve onu bir kâğıdın başına tek cümleyle yaz.
Altına keşişin cümlesini koy: «Öyleyse bugün şunu yapayım: ...» ve bugün yapılabilecek tek bir somut iş bul. Küçük olabilir: bir telefon, bir bilgi, bir konuşma, bir randevu.
O işi gün bitmeden yap.
Akşam endişe yine geldiğinde ona kâğıdı göster. Yeni bir iş çıkarıyorsa onu yarının listesine yaz. Çıkarmıyorsa, yalnızca aynı sahneyi yeniden kuruyorsa, ona «bu bir prova» de ve bırak.
Yanında taşıyacağın soru
Bugünkü endişen seni hangi işe götürdü, yoksa yalnızca aynı sahneye mi?