Açılış
Şükran Hanım elli bir yaşında, Samsun'da bir ilkokulda öğretmen. Tek oğlu Mert bu eylül üniversiteyi kazandı ve İzmir'e gitti. Otogarda vedalaşırken Şükran Hanım ağlamadı; eve döndükten sonra da ağlamadı. Ama o akşamdan beri telefonunu elinden bırakamıyor.
Gitmeden önce Mert'le bir anlaşma yaptılar: konum paylaşımı açık kalacak. «Sadece içim rahat etsin diye» dedi Şükran Hanım. Mert gülerek kabul etti. İlk hafta Şükran Hanım günde birkaç kez baktı. İkinci hafta saatte bir. Şimdi gece yatağa girmeden önce son bir kez, gece yarısı uyanınca bir kez daha bakıyor. Haritada küçük mavi nokta yurdun olduğu yerdeyse rahatlıyor; birkaç dakika sonra yeniden bakıyor.
Bir gece nokta saat ikide bir sahil semtinde görünüyor. Şükran Hanım uykudan fırlıyor. Arıyor, açılmıyor. Bir daha arıyor. On dakika sonra Mert mesaj atıyor: «Anne arkadaşların doğum günündeyiz, iyiyim, yat uyu.» Şükran Hanım rahatlıyor, ama sabaha kadar uyuyamıyor. Ertesi gün okulda teneffüste bir meslektaşına itiraf ediyor: «Konumu açtırdım ki içim rahat etsin. Rahat ettiğim tek bir gün olmadı.»
Bilgenin kapısı
Osho'nun korkuya ayrılmış kitabının alt başlığı, onun bu konudaki tutumunu tek cümlede özetler: hayatın güvencesizliklerini anlamak ve kabul etmek. Kitap insanı korkutan şeylerin geniş bir yelpazesini dolaşır: bedenin gerçek bir tehlike karşısında verdiği ani tepkiden, zihnin ürettiği akla yatkın ya da akla yatmaz korkulara kadar. Bu korkuları alt edilecek engeller olarak değil, insanın kendini daha iyi tanımasına ve hayata güvenmesine götüren basamaklar olarak görmeyi önerir ve okura bu yönde tefekkür denemeleri sunar.
Bu kitabın hakları sürdüğü için Osho'nun sözlerini tırnak içinde vermiyoruz; aşağıda geçen her fikir, onun anlattığının kendi dilimizle yapılmış bir özeti.
Bakmadığın yer
Endişeyi genellikle bir eksiklik belirtisi olarak görürüz: bir şeyi yeterince kontrol etmiyorsak endişeleniriz, kontrol edersek endişe biter. Bu yüzden endişeli insanın ilk hamlesi kontrolü artırmaktır. Kapıyı bir kez daha kontrol etmek, mesajı bir kez daha okumak, haritaya bir kez daha bakmak. Şükran Hanım'ın konum paylaşımı da bu mantıkla kuruldu: bilirsem rahatlarım.
Osho'nun ayrımı bu mantığın neden çalışmadığını gösteriyor. Bedenin korkusu gerçek bir tehlikeye verilen bir cevaptır; tehlike geçince biter. Zihnin korkusu ise henüz olmamış, belki hiç olmayacak bir şeye yöneliktir ve bir türlü bitmez, çünkü bitebileceği bir an yoktur. Haritadaki mavi nokta yurtta da olsa, zihin yeni bir ihtimal bulur: ya şimdi çıkarsa? Ya telefonu başkasındaysa? Kontrol zihnin korkusunu doyurmaz; ona yeni malzeme verir.
Şükran Hanım'ın meslektaşına söylediği cümle bunun en açık kanıtı. Konumu içi rahat etsin diye açtırmıştı; tek bir gün rahat etmedi. Bilgi arttıkça endişe arttı. Gece ikide sahil semtindeki nokta, konum paylaşımı olmasaydı hiç görülmeyecekti; Mert arkadaşlarıyla bir doğum gününde olacak, annesi uyuyor olacaktı. Kontrol, endişeyi azaltmak yerine onun gözünü açtı.
Osho'nun burada önerdiği şey, kontrolü daha da artırmak değil, ilk bakışta tam tersi gibi görünen bir şey: hayatın güvencesiz olduğunu kabul etmek. Mert'in güvende olduğundan hiçbir zaman tam olarak emin olunamaz; İzmir'de de, Samsun'da da, annesinin yanında da. Bu bir felaket değil, hayatın kendisi. Endişe, bu gerçeği kabul etmemenin, güvencesizliği bir hata gibi düzeltmeye çalışmanın sonucu.
Bu bakışın gözden kaçan bir yanı var: kontrol, kontrol edilen kişiyi de değiştiriyor. Mert her gece annesinin haritaya baktığını biliyor. Bir doğum gününde saat ikide kalmak istediğinde, artık yalnızca eğlenip eğlenmeyeceğini değil, annesinin uyanıp uyanmayacağını da düşünüyor. Konum paylaşımı Şükran Hanım'ın endişesini Mert'in hayatına da taşıdı. Güvencesizliği bir annenin zihninden silmeye çalışan araç, on sekiz yaşındaki bir gencin özgürlüğünü daraltıyor. Bu yüzden kontrolü bırakmak yalnızca Şükran Hanım'ın rahatlaması için değil; Mert'in kendi hayatını kurabilmesi için de bir alan açıyor.
Derinleşme
Bu kabul ilk duyulduğunda soğuk gelebilir, hatta sorumsuz. Bir anne çocuğunun güvenliğini düşünmesin mi? Osho'nun ayrımına geri dönmek burada yardımcı oluyor. Bedenin korkusu, gerçek bir tehlike karşısında harekete geçmeyi sağlar ve değerlidir. Mert bir gece gerçekten yardım isterse, Şükran Hanım'ın bu korkuyla harekete geçmesi doğaldır. Zihnin korkusu ise henüz olmamış tehlikeleri sürekli yeniden üretir ve hiçbir eyleme dönüşmez. Kabul edilmesi önerilen, bu ikincisi.
Osho'nun korkuyu bir basamak olarak görmesinin anlamı da burada beliriyor. Şükran Hanım'ın endişesi ona bir şey söylüyor; ama bu söylenen, Mert'in tehlikede olduğu değil. Belki şu: hayatında ilk kez, en sevdiği kişinin hayatını göremediği bir yere bıraktı. On sekiz yıl boyunca Mert'in nerede olduğunu hep biliyordu: okulda, odasında, arkadaşının evinde. Konum paylaşımı bu bilme alışkanlığını uzaktan sürdürme çabası. Endişenin altında belki bir korkudan çok bir yas var: bir dönemin bitişi.
Bu fark edildiğinde endişeye başka bir yerden bakmak mümkün olabilir. Şükran Hanım'ın asıl ihtiyacı Mert'in mavi noktası değil, onunla bağının kopmadığını hissetmek. Bu ihtiyaç haritayla değil, başka yollarla karşılanabilir: haftada bir uzun bir telefon, Mert'in anlattıklarını gerçekten dinlemek, ona güvendiğini söylemek. Güven, Osho'nun korkunun öbür yüzü olarak gösterdiği şey. Kontrol güveni zayıflatır; çünkü her bakış, içten içe «sana güvenmiyorum» der. Mert belki bunu henüz söylemiyor, ama gece ikideki telefonların ona ne hissettirdiğini Şükran Hanım biliyor.
Bu düşünceyi yalnızca övmek de dürüst olmaz. Hayatın güvencesizliğini kabul etmek, güvencesi zaten olan biri için daha kolay söylenen bir öğüt. Gerçek bir tehlikenin içinde yaşayan, ya da bir kaybın ardından endişesi travmaya dönüşmüş birine «güvencesizliği kabul et» demek yetmez; bazen bir uzman yardımı gerekir. Şükran Hanım'ın endişesi gündelik ölçekte kaldığı sürece Osho'nun bakışı bir kapı açabilir. Endişe uykuyu, işi ve ilişkileri haftalarca bozuyorsa, bu kapının yanında bir hekime de gitmek gerekir.
Birkaç hafta sonra Şükran Hanım Mert'le konuşuyor ve ona konum paylaşımını kapatmayı öneriyor. Mert şaşırıyor, sonra gülümsüyor. Yerine bir anlaşma yapıyorlar: Mert her pazar akşamı arayacak ve gerçekten konuşacaklar. İlk hafta Şükran Hanım'ın eli yine telefona gidiyor; harita artık boş. Bir boşluk hissediyor. Ama o boşluğun içinde, endişenin altında duran şeyi ilk kez açıkça görüyor: oğlunu özlüyor. Özlem endişeden daha ağır gelmiyor; aksine daha sade. Endişe gece ikide uyandırıyordu, özlem ise pazar akşamı telefon çaldığında sevince dönüşüyor. İlk pazar konuşması kırk dakika sürüyor. Mert yurttaki oda arkadaşını, bir hocasının tuhaf alışkanlığını, İzmir'in rüzgârını anlatıyor. Şükran Hanım haritada hiçbir zaman göremeyeceği şeyleri ilk kez duyuyor.
Öbür bilgeler
Boş kalmaktan korkup her işi alan Ercan'ın sohbetinde (LAO-K02.2), Zhuangzi'nin balıkçısı gölgesinden kaçan bir adamı anlatıyordu; adam koştukça daha çok iz bırakıyordu. Ercan'ın her yeni işi ile Şükran Hanım'ın her yeni bakışı aynı türden: korkuyu yatıştırmak için atılan ve korkuya yeni yem olan adımlar. Şükran Hanım'ın haritaya her bakışı da bu izlerden biri. Zhuangzi'nin gölgeye girme önerisi ile Osho'nun güvencesizliği kabul etme önerisi aynı yere işaret ediyor: kaçmayı bırakınca, kaçılan şeyin ne olduğu görünür.
Seneca'nın kafeci Feride Hanım'a önerdiği ölçüm (STO-K02.2) korkuyu tartmayı istiyordu. Osho ise korkunun altındakini aramayı öneriyor. İkisi farklı yönlere bakıyor ama birbirini tamamlayabilir: önce ölçmek, sonra ölçtüğün şeyin altında ne olduğunu sormak.
Bugün bir kez dene
Bugün endişe duyduğunda yaptığın bir kontrol hareketini fark et: telefona bakmak, birini aramak, bir şeyi tekrar tekrar kontrol etmek.
Bir kez, yalnızca bir kez, o hareketi yapmadan bekle. Birkaç dakika boyunca içinde ne olduğuna bak. Bu bir bedensel korku mu, gerçek ve şimdiki bir tehlikeye mi tepki, yoksa zihnin ürettiği bir ihtimal mi?
Zihnin ürettiği bir ihtimalse kendine sor: bu endişenin altında başka bir şey var mı? Bir özlem, bir yas, bir değişime direnç?
Akşam bulduğun şeyi bir cümleyle yaz ve onu karşılamanın kontrol dışında bir yolunu düşün. Bu bir telefon, bir mektup, bir ziyaret ya da yalnızca o duyguya kendi adıyla seslenmek olabilir; önemli olan, endişenin yerine altındaki ihtiyaca cevap vermek.
Yanında taşıyacağın soru
Endişenle kontrol etmeye çalıştığın şeyin altında hangi özlem duruyor?