İçeriğe geç

Osho ile · Zihin ve düşünce

Bulutlar ve gökyüzü

Sessizlik bir eksiklik mi, bir alan mı?

1.211 kelime · yaklaşık 6 dakika okuma · dinlemek için kadın ya da erkek anlatıcı sesi seçebilirsin

Açılış

Hakan otuz sekiz yaşında, Eskişehir'de bir yazılım şirketinde ekip lideri. Gün boyu ekranın başında; sabah toplantısı, kod incelemesi, müşteri araması, akşam yine bir toplantı. Eve geldiğinde bedeni yorgun, ama kafası susmuyor. Yatağa uzandığında yarım kalmış bir hata aklına geliyor, sonra yarınki sunum, sonra annesinin geçen hafta söylediği bir söz, sonra yine o hata. Saat bire, ikiye geliyor.

Bir arkadaşı ona meditasyon önerdi. Hakan bir uygulama indirdi, her akşam on dakika oturmaya başladı. Uygulamadaki ses, «zihnini boşalt» diyordu. Hakan bunu bir görev gibi aldı; işinde de böyleydi, bir hedef verildi mi onu bitirirdi. Gözlerini kapatıyor, düşünceleri durdurmaya çalışıyordu. Bir düşünce geldiğinde onu itiyor, «dur» diyordu kendine. Ama itilen her düşüncenin yerine iki tane daha geliyordu. On dakikanın sonunda başlamadan öncekinden daha gergin kalkıyordu.

Üçüncü haftanın sonunda bir gece, karanlıkta, eşine itiraf ediyor: «Ben buna uygun değilim galiba. Herkes sessizliğe varıyor, ben düşünceleri bir türlü durduramıyorum. Meditasyon bile beni başarısız hissettiriyor.» Eşi gülüyor, ama Hakan gülmüyor. Kafasında yeni bir düşünce dönmeye başlamıştı bile: neden başaramıyorum?

Bilgenin kapısı

Osho, düşünmeyi nasıl durdurabileceğini soran birine verdiği bir cevapta, sorunun kendisini ters çevirir. Ona göre düşünme zorla durdurulamaz; durdurmaya çalışmak içeride bir kavga başlatır ve bu kavga yeni bir gerginlik, yeni bir kaygı doğurur. Zihin, üzerine gidildikçe direnir. Önerdiği yol, düşüncelerle savaşmak değil, onları bir tanık gibi, yargılamadan ve hatta bir tür sevgiyle izlemektir. İzleme derinleştikçe, düşünceler arasında kendiliğinden aralıklar belirmeye başlar: bir düşünce gitmiştir, öbürü henüz gelmemiştir. Düşünmesizliğin ilk tadı, işte o aralıklarda alınır. Osho bu hâle «zihinsizlik» (no-mind) der ve ekler: zihinsizlik zihnin düşmanı değildir. Zihin bir araçtır, tıpkı bacaklar gibi; gerektiğinde koşarsın, gerekmediğinde oturup dinlenirsin.

Başka bir konuşmasında aynı aralığa bir imgeyle yaklaşır. Gökyüzüne bakan biri, bulutları izlemek yerine, bulutların içinden geçtiği boşluğa, gökyüzünün kendisine dikkat edebilir. İçeride de böyledir: düşünceler bulutlar gibi geçer, ama dikkat onların içeriğine değil, içinde belirdikleri geniş alana verilirse, aralar önce birkaç saniye sürer, sonra pratikle uzar.

Osho'nun sözleri telifli olduğundan burada onları aktarmıyoruz; düşüncesini kendi cümlelerimizle anlatıyoruz.

Bakmadığın yer

Sessiz bir zihin istediğimizde genellikle onu bir başarı olarak hayal ederiz: düşünceler susmuş, içerisi bomboş, pürüzsüz bir göl. Meditasyon da bu hedefe giden bir yöntem gibi görünür. Düşünce geldikçe onu kovarız, çünkü hedefe giden yolda bir engeldir. Ne kadar az düşünce, o kadar iyi meditasyon.

Hakan da tam olarak bunu yapıyordu. Yazılımda bir hatayı nasıl ayıklıyorsa, zihnindeki düşünceleri de öyle ayıklamaya çalışıyordu: bul, sil, devam et. Ama zihin bir kod dosyası değil. Her silme girişimi yeni bir satır yazıyordu: «dur», «yine geldi», «neden olmuyor», «ben beceremiyorum». Düşünceleri susturmak için kullandığı her cümle, kendisi de bir düşünceydi. Kavgayı kazanmak için kavgaya sürekli yeni asker gönderiyordu.

Osho'nun önerisi bu tabloyu kökünden değiştiriyor. Sessizlik, düşüncelerin yenilgisi değil; düşüncelerle kavga bırakıldığında kendiliğinden beliren bir şey. Bunun ilk sonucu, meditasyondaki başarı ölçüsünün değişmesi. Artık soru «kaç düşünce geldi» değil, «gelen düşünceyi ne kadar sakin izleyebildim». Yüz düşüncenin geldiği bir oturum, onlarla kavga edilmeden izlendiyse, iyi bir oturum. Üç düşüncenin geldiği ama her birinin öfkeyle kovulduğu bir oturum ise, Osho'ya göre asıl gerginliği büyüten oturum.

İkinci sonuç daha ince. Hakan sessizliği düşüncelerin yokluğunda arıyordu; Osho ise onu düşüncelerin arasında gösteriyor. Aralık zaten orada. Her iki düşünce arasında, ne kadar kısa olursa olsun, bir boşluk var. Hakan onu göremiyordu, çünkü dikkati hep düşüncelerin üstündeydi; ya onları kovmakla ya da onlara kızmakla meşguldü. Sessiz zihin, yeni yaratılacak bir şey değil, fark edilmeyi bekleyen bir şey.

Üçüncüsü ise belki en rahatlatıcısı. Osho zihne düşman değil. Hakan'ın akşamları susmayan zihni, gündüz bir yazılım hatasını bulan, bir ekibi yöneten, bir müşteriyi ikna eden aynı zihindi. Sorun zihnin çalışması değil, kapatma düğmesinin unutulmuş olması. Bacaklarını gün boyu kullanan biri akşam oturur; oturmak bacaklara bir ihanet değildir. Zihin de akşam dinlenebilir; dinlenmek, onun kıymetini azaltmaz.

Derinleşme

Hakan bir akşam uygulamayı açmıyor. Balkona çıkıyor, sandalyesine oturuyor ve gökyüzüne bakıyor. Eskişehir'in sonbahar akşamı; batıdan birkaç bulut geçiyor. Osho'nun önerdiği şeyi deniyor: bulutlara değil, gökyüzüne bakmak. Önce zor. Gözü sürekli bir buluta takılıyor, onun şeklini izliyor; bir tavşana benziyor, sonra bir dağa. Ama bir süre sonra bulutların içinden geçtiği maviye dikkat etmeye başlıyor. Bulutlar geliyor, gidiyor; gökyüzü hep orada.

Sonra gözlerini kapatıyor ve aynı şeyi içeride deniyor. Bir düşünce geliyor: yarınki sunum. Hakan onu kovmuyor. Yalnızca «sunum» diye fark ediyor ve geçmesine izin veriyor. Ardından başka bir düşünce: annesinin sözü. Onu da fark ediyor. Sonra bir an, çok kısa, belki bir saniye, hiçbir şey yok. Yalnızca sokaktan gelen bir araba sesi ve kendi nefesi. Hakan şaşırıyor; sonra şaşırmanın da bir düşünce olduğunu fark edip gülümsüyor.

Bu bir saniyelik aralık, Hakan'ın üç haftada aradığı ama bulamadığı şeydi. Onu kovalarken kaçmıştı; kovalamayı bıraktığında kendiliğinden belirmişti. Osho'nun «zihinsizlik» dediği şey belki tam olarak bu değil, ama onun ilk tadı. Ve bu tat, başarılması gereken bir hedef olarak değil, bir hediye gibi geliyor. Kazanılmadı; yalnızca fark edildi.

Sonraki günlerde Hakan bu aralıkları zorlamamaya çalışıyor. Bazı akşamlar hiç gelmiyorlar; düşünceler birbiri ardına dönüyor ve Hakan onları yalnızca izliyor. Eskiden bu akşamları başarısızlık sayardı; şimdi yalnızca kalabalık akşamlar diyor onlara. Bazı akşamlarsa aralıklar biraz uzuyor; iki saniye, beş saniye. Hakan bunları da kendine mal etmiyor. Gökyüzü bulutsuz kaldığında, bunu kimse kendi başarısı saymaz.

Bir yerde dürüst olmak da gerekiyor. Hakan'ın uykusuzluğu tamamen geçmedi. Bazı geceler, özellikle iş yükünün arttığı haftalarda, hâlâ ikiye kadar uyanık kalıyor. Bu sohbet bir uyku tedavisi vaat etmiyor; haftalarca süren bir uykusuzluk, bir hekime ya da bir uyku uzmanına danışmayı gerektirebilir. Osho'nun önerisi bir ilaç değil, bir bakış değişikliği: zihinle savaşmayı bırakmak. Ama bu değişikliğin bir yan etkisi var. Hakan uyuyamadığı gecelerde artık kendine kızmıyor. Uyanık yatarken düşüncelerini izliyor, aralarındaki boşlukları fark ediyor; ve bazen, fark etmeden, uykuya dalıyor.

Bir şey daha değişiyor. İş yerinde, bir toplantıda tartışma kızıştığında, Hakan bir an kendi zihnine bakıyor. Bir düşünce geliyor: «bu adam beni dinlemiyor». Eskiden bu düşünce hemen bir cümleye dönüşürdü. Şimdi onu bir bulut gibi görüyor, geçmesine bir saniye izin veriyor; ve o bir saniyede, karşısındakinin aslında ne söylediğini duyuyor.

Öbür bilgeler

Emekli spiker Erdal Bey'in sessizlikten kaçışını Buda'yla okuduğumuzda (BUD-K02.9), sessizlik bir doluluğun işaretiydi: küçük dereler gürler, büyük nehirler sessiz akar. Osho aynı sessizliğe başka bir kapıdan giriyor: onu bir doluluk olarak beklemek yerine, düşünceler arasındaki boşlukta, şimdi, küçük parçalar halinde buluyor.

Konyalı rehber öğretmen Selma'nın Zhuangzi'yle tanıştığı yerde (LAO-K02.9), zihin orucu başkasını duymak için yer açmaktı. Hakan'ın toplantıdaki bir saniyelik aralığı da aynı işi görüyor: kendi düşüncesine yapışmayınca, karşısındakinin sesi içeri girebiliyor. Daoist boş kap ile Osho'nun gökyüzü aynı alanı anlatıyor; biri onu dışarıya, öbürü içeriye dönük olarak.

Bugün bir kez dene

Bugün beş dakika otur ve düşünceleri durdurmaya çalışma. Yalnızca gelişlerini fark et. Her düşünceye tek kelimelik bir ad ver: «iş», «anı», «plan», «kaygı». Sonra bırak geçsin.

Bunu yaparken dikkatini zaman zaman düşüncenin içeriğinden çekip, düşüncelerin arasına koy. Bir düşünce bitip öbürü başlamadan önce kısa bir boşluk var mı? Varsa, uzatmaya uğraşma; yalnızca orada olduğunu gör.

Bir boşluk bulamazsan da sorun yok. Oturumun değeri bulduğun aralıkların sayısında değil, düşüncelerle kavga etmeden oturabilmende. Akşam kendine sor: bugün zihnimle savaştım mı, yoksa onu izleyebildim mi?

Yanında taşıyacağın soru

Düşüncelerini susturmaya çalışırken, aralarındaki boşluğu hiç fark ettin mi?