İçeriğe geç

Lao Tzu ve Zhuangzi ile · Zihin ve düşünce

Zihnin orucu

Sessizlik bir eksiklik mi, bir alan mı?

1.215 kelime · yaklaşık 6 dakika okuma · dinlemek için kadın ya da erkek anlatıcı sesi seçebilirsin

Açılış

Selma kırk yaşında, Konya'da bir ortaokulun rehber öğretmeni. On beş yıldır bu işi yapıyor ve işini seviyor: öğrencilerle konuşmak, ailelerle görüşmek, bir çocuğun hayatında küçük bir şeyi düzeltmek. Masasının çekmecesinde broşürler, kitaplar, teknikler; her soruna bir cevabı var.

Bu dönem yedinci sınıftan Emre adında bir çocuk ona yönlendirildi. Notları düşmüş, sınıfta susuyor, teneffüslerde yalnız. Selma ilk görüşmede hemen işe koyuldu: bir çalışma planı önerdi, bir arkadaş edinme stratejisi anlattı, annesiyle görüşme ayarladı. Emre başını salladı, «tamam hocam» dedi ve çıktı. İkinci görüşmede Selma daha çok şey önerdi; Emre daha az konuştu. Üçüncü görüşmeye gelmedi.

Selma o akşam evde düşünüyor. Elinden geleni yapmıştı; doğru teknikler, iyi niyet, bol öneri. Ama Emre her görüşmede biraz daha kapanmıştı. Kendine bir soru soruyor ve cevabından rahatsız oluyor: o üç görüşmede, Emre'nin kaç cümle kurduğunu hatırlıyor mu? Hatırlamıyor. Kendi cümlelerini ise neredeyse kelimesi kelimesine hatırlıyor.

Bilgenin kapısı

Zhuangzi kitabının dördüncü bölümünde, Konfüçyüs'ün öğrencisi Yan Hui, zalim bir hükümdarı yola getirmek için onun ülkesine gitmeye hazırlanır. Planları, ilkeleri, söyleyeceği sözler hazırdır. Konfüçyüs onu dinler ve bu planların işe yaramayacağını söyler; önce oruç tutmalısın, der. Yan Hui, ailesinin yoksul olduğunu, aylardır şarap ve et yemediğini söyler. Konfüçyüs ona bunun bir ibadet orucu olduğunu, kendisinin ise başka bir oruçtan söz ettiğini anlatır:

«İradeni birleştir. Kulakla dinleme, zihinle dinle; zihinle dinleme, nefesle dinle. Duyma kulakta durur, zihin kendi işaretlerinde durur. Nefes ise boştur ve şeyleri bekler. Yol yalnızca boşlukta toplanır. Bu boşluk, zihnin orucudur.»

Burada «nefes» diye karşıladığımız sözcük Çincede 氣 (qi), yani nefes, can soluğu. Giles onu «soul» diye çevirir; bu, metnin kendisinden çok bir yorumdur.

Bakmadığın yer

Birine yardım etmek istediğimizde genellikle ne vereceğimizi düşünürüz: bir öneri, bir çözüm, bir teknik, bir bilgi. İyi bir yardımcı, elinde çok şey olandır. Selma da öyleydi; çekmecesi broşürlerle, zihni stratejilerle doluydu. Bu doluluk onun mesleki gururuydu.

Zhuangzi'nin «zihin orucu» bu tabloyu altüst ediyor. Yan Hui da elinde çok şeyle gidiyordu: ilkeler, planlar, söylenecek doğru sözler. Konfüçyüs ona bunların hepsini bırakmasını söylüyor. Zalim bir hükümdarı değiştirmek için ilk gereken şey, onu dinleyebilmek; ve dinleyebilmek için zihnin kendi planlarıyla dolu olmaması gerekiyor. «Zihin kendi işaretlerinde durur»: dolu bir zihin, karşısındakini kendi kalıplarına göre duyar. Emre ne söylerse söylesin, Selma onu önceden hazırladığı bir strateji kutusuna koyuyordu.

Bu metnin ince bir yanı, oruç benzetmesi. Oruç, bir şeyi yememek değil, bir şeye yer açmaktır. Zihin orucu da düşünmeyi bırakmak değil, hazır cevapları bir kenara koyup, karşıdakinin söyleyeceği şeye yer açmak. Nefes boştur ve şeyleri bekler: tam olarak bu. Beklemek. Ne söyleneceğini bilmeden, bir öneri hazırlamadan, karşıdaki çocuğun kendi cümlesini kurmasını beklemek.

Selma'nın üç görüşmesinde bu bekleme hiç yoktu. Emre bir cümleye başladığında, Selma onun nereye varacağını tahmin edip bir öneriyle karşılık veriyordu. Emre'nin cümlesi bitmeden Selma'nın cevabı geliyordu. Bir zaman sonra Emre cümle kurmayı bıraktı; çünkü kurduğu her cümle, bir tavsiyeyle kapatılıyordu.

Selma'nın bunu kötü niyetle yapmadığını söylemek gerekiyor. Tam tersine, Emre'ye bir an önce yardım etmek istiyordu; çocuğun acı çektiğini görüyor ve o acıyı hemen gidermek istiyordu. Ama acele, dinlemenin en büyük düşmanı. Yardım etme isteği ne kadar güçlüyse, karşıdakinin sözünü bitirmesini beklemek o kadar zorlaşıyor. Zhuangzi'nin Yan Hui'si de böyleydi: zalim hükümdarın halkı acı çekiyordu ve Yan Hui hemen bir şey yapmak istiyordu. Konfüçyüs'ün ona ilk öğrettiği, bu aceleyi oruçla dizginlemekti.

Derinleşme

Lao Tzu'nun Daodejing'inde boşluğun ne işe yaradığını anlatan çok bilinen bir bölüm var, on birinci bölüm:

«Otuz tekerlek parmağı tek bir göbekte birleşir; ama tekerleğin işe yaraması, göbeğin ortasındaki boşluğa bağlıdır. Kilden kaplar yapılır; ama kabın işe yaraması, içindeki boşluğa bağlıdır. Kapılar ve pencereler oyularak bir oda yapılır; ama odanın işe yaraması, içindeki boşluğa bağlıdır.»

Bu bölüm bir rehber öğretmenin odası için neredeyse bir tarif gibi okunabilir. Selma'nın odasının değeri, içindeki broşürlerde, kitaplarda, tekniklerde değil; o odada bir çocuğun kendi cümlesini kurabileceği boşlukta. Kabın değeri, içine konacak suya ayrılmış boşlukta. Selma'nın görüşmeleri, içi doldurulmuş bir kaba benziyordu: Emre'nin söyleyeceklerine yer kalmamıştı.

Zihin orucu ile Lao Tzu'nun boşluğu birlikte okunduğunda, sessiz zihin bir eksiklik değil, bir işlev olarak görünüyor. Sessiz bir zihin tembel ya da cevapsız bir zihin değil; başka bir şeyin girebileceği bir oda. Tekerleğin göbeğindeki delik boş olmasaydı aks takılamaz, tekerlek dönemezdi. Selma'nın zihnindeki stratejiler de değerliydi; ama ortada bir boşluk bırakılmadığı sürece, hiçbiri dönmüyordu. Selma'nın öğrencilerine verebileceği en değerli şey, belki de hiçbir tavsiyenin karşılayamayacağı bir şeydi: dinlenilmek; dinlenirken de yargılanmamak.

Selma bir hafta sonra Emre'yi yeniden çağırıyor. Bu kez masasının üstü boş; broşürler çekmecede. Emre geliyor, oturuyor, sessizlik oluyor. Selma eski alışkanlıkla bir şey söylemek istiyor; ama söylemiyor. Bekliyor. Bir dakika geçiyor, iki dakika. Sonra Emre, yere bakarak, konuşmaya başlıyor: babası birkaç ay önce işsiz kalmış, evde sürekli bağırış varmış, geceleri uyuyamıyormuş. Selma dinliyor. Bir öneri hazırlamıyor; yalnızca dinliyor ve arada bir «anlıyorum» diyor. Görüşmenin sonunda Emre ilk kez Selma'nın gözüne bakıyor ve «Haftaya da gelebilir miyim?» diye soruyor. O akşam Selma kendi notlarına bakıyor; bu kez yazdığı tek şey Emre'nin cümleleri. Kendi önerilerinden hiçbiri kâğıtta yok. Ve on beş yıllık meslek hayatında ilk kez, bir görüşmeden çıkarken bir öğrencisini gerçekten tanıdığını hissediyor.

Bu hikâyede bir şeyi atlamamak gerekiyor. Zihin orucu, bir rehber öğretmenin mesleki sorumluluklarını bırakması anlamına gelmiyor. Emre'nin anlattıkları, aile içinde bir risk olup olmadığına dair dikkatli bir değerlendirmeyi, gerekirse aileyle ya da ilgili birimlerle görüşmeyi gerektirebilir. Dinlemek, yapılması gereken her şeyin yerini tutmuyor; ama o her şeyin ancak dinlemekle doğru başlayabileceğini hatırlatıyor.

Zhuangzi'nin hikâyesinin devamı da bunu söylüyor. Yan Hui zihin orucunu anladıktan sonra hükümdarın ülkesine yine gidecekti; Konfüçyüs onu bir şey yapmaktan alıkoymuyordu. Yalnızca yaptığı şeyin, kendi planlarından değil, karşısındakini gerçekten duymaktan doğmasını istiyordu. Selma için de durum bu. Haftalar içinde Emre'yle birlikte yeniden bir çalışma planı yapacaklar, annesiyle bir görüşme ayarlanacak, belki okulun desteğiyle babasının durumu için bir yol aranacak. Ama bu kez planlar Emre'nin kendi anlattıklarından çıkacak; ve Emre onlara «tamam hocam» deyip kapıdan çıkmayacak, içlerinde kendi sesini bulacak.

Öbür bilgeler

Bozcaada'ya taşınıp horozla uğraşan Saliha Hanım'ın sohbetinde (STO-K02.9), Seneca dışarıdaki gürültüden çok içerideki kargaşaya bakıyordu. Zhuangzi bir adım daha ileri gidiyor: içerideki sessizlik yalnızca kendi huzurumuz için değil, başkasını duyabilmek için de gerekli. Zihin orucu, bir başkasına yer açan bir sessizlik.

Sessiz zihni Buda'yla düşündüğümüz yerde (BUD-K02.9), Sutta Nipāta'dan bir imge vardı: gürleyen dereler ve sessiz akan nehirler. Lao Tzu'nun boş kabı aynı doluluğun başka bir yüzü: dolu nehir sessiz akar, boş kap ise bir şey alabilir. İkisi de sessizliği bir yokluk değil, bir imkân olarak görüyor.

Bugün bir kez dene

Bugün biriyle konuşurken, bir kez, karşındakinin cümlesini bitirmesini bekle. Cevabını o konuşurken hazırlama. Cümle bittiğinde de hemen konuşma; bir nefes al.

Bu bekleme sırasında içinde neler kıpırdadığını fark et: bir öneri, bir hüküm, kendi hikâyen. Onları bir kenara koy; oruç tutar gibi. İlk denemede bu çok zor gelebilir; cümlenin ortasında araya girmek, cevap vermek, düzeltmek neredeyse kendiliğinden olur. Kaçırdığında kendine kızma. Fark etmen yeter; bir sonraki cümlede yeniden bekle. Bekleyişin uzunluğu değil, karşındakinin sesine ne kadar yer açıldığı önemli. Bazen karşındaki de sessizliğe şaşıracak, biraz bekleyip yeniden konuşmaya başlayacak; o ikinci cümleler çoğu zaman ilkinden daha gerçek olur.

Akşam kendine sor: bugün kimin sözüne gerçekten yer açtım?

Yanında taşıyacağın soru

Birine yardım etmek isterken, ona konuşacak yer bıraktın mı?