İçeriğe geç

Osho ile · Zihin ve düşünce

Makine ve perde

Olan ne, senin eklediğin ne?

1.203 kelime · yaklaşık 5 dakika okuma · dinlemek için kadın ya da erkek anlatıcı sesi seçebilirsin

Açılış

Nuray kırk beş yaşında, Isparta'da bir gül yağı işletmesinin muhasebe müdürü. On iki yıldır aynı yerde çalışıyor; işini bilir, sayıları sever, sessiz bir düzen içinde yaşar. Bu yıl şirketin kurucusu emekli oldu ve yerine genel müdür olarak Ankara'dan Rıfat Bey geldi.

Rıfat Bey altmış yaşlarında, kısa konuşan, az gülümseyen, gözlüklerini sık sık çıkarıp silen bir adam. İlk toplantıda Nuray'ın hazırladığı raporu eline alıyor, sayfaları çeviriyor ve yalnızca şunu söylüyor: «Bunu bir de grafikle görmek isterim.» Nuray o akşam eve ağlayarak dönüyor; yol boyunca o cümleyi kafasında belki yirmi kez tekrarlıyor. Eşine anlatırken sesi titriyor: «Raporumu beğenmedi. Bütün ekibin önünde küçümsedi.»

Sonraki haftalarda aynı şey tekrarlanıyor. Rıfat Bey bir e-postada «teşekkürler» yerine yalnızca «tamam» yazıyor; Nuray bunu soğukluk olarak okuyor. Koridorda karşılaştıklarında başını sallayıp geçiyor; Nuray bunu umursamazlık olarak okuyor. Bir sabah Rıfat Bey bir rakamı soruyor: «Bu kalem geçen yıl neden bu kadar düşük?» Nuray bunu bir suçlama olarak duyuyor ve savunmaya geçiyor; sesi yükseliyor. Rıfat Bey şaşkınlıkla ona bakıyor: «Nuray Hanım, yalnızca sordum.» O gece Nuray uyuyamıyor ve bir şeyi fark ediyor: Rıfat Bey'in sesi, kaşlarını kaldırışı, kısa cümleleri; hepsi ona birini hatırlatıyor. Çocukken karnesini masaya koyduğunda tek kelime etmeden sayfaları çeviren babasını.

Bilgenin kapısı

Osho'nun zihin üzerine konuşmalarının bir araya getirildiği konu sayfalarında, onun sık sık döndüğü bir imge vardır: zihin bir projeksiyon makinesidir, dışarıdaki dünya ise bir perde. Ona göre insan çoğu zaman olanı görmez; görmekte olduğu şeye, belleğinde biriktirdiği düşünceleri ve deneyimleri yansıtır. Bir şeyi doğrudan, belleğin ve zihnin araya girmesine izin vermeden gördüğünde, o bir olgudur; araya bellek girdiğinde, bir yoruma dönüşür.

Aynı düşünce Osho'nun başka konuşmalarından derlenmiş kısa bir metinde de geçer: dışarıda olup biten her şeyin kökü zihindedir; zihin projektördür, dışarıda yalnızca perdeler vardır ve insan kendini o perdelere yansıtır.

Osho'nun konuşmaları telif altında olduğu için cümlelerini değil, düşüncesinin özünü kendi Türkçemizle aktarıyoruz.

Bakmadığın yer

Bir olayı yorumladığımızda, genellikle o yorumun olayın içinden çıktığını düşünürüz. Rıfat Bey kısa konuştu; demek ki soğuk. Raporu grafikle istedi; demek ki beğenmedi. Yorum, olayın doğal bir uzantısı gibi gelir. Biri bize aynı olayı başka türlü yorumlamayı önerdiğinde de, bunu bir iyimserlik çağrısı gibi duyarız: «Belki öyle demek istemedi, iyi düşün.»

Osho'nun projektör imgesi meseleyi başka bir yere taşıyor. Sorun, olayı iyi ya da kötü yorumlamak değil; yorumun nereden geldiğini görmek. Projektörün yansıttığı görüntü, perdenin üstünde görünür; ama perdenin içinden çıkmaz. Rıfat Bey'in kısa cümleleri bir perdeydi. Nuray'ın o perdenin üstünde gördüğü görüntü ise, otuz yıl önce bir mutfak masasında, sessizce karne sayfalarını çeviren bir babanın görüntüsüydü.

Bu ayrımın rahatsız edici yanı, görüntünün çok gerçek görünmesi. Nuray Rıfat Bey'in onu küçümsediğinden emindi; bunu hissetmişti, göğsünde bir sıkışma olarak, gece uykusuzluğu olarak. Bir projeksiyonu bu kadar gerçek kılan şey, onun duygusal yükü. Çocukken yaşanmış bir değersizlik duygusu, otuz yıl sonra yabancı bir adamın yüzüne yansıtıldığında, o adam gerçekten değersizleştiren biri gibi görünür.

Projektörün bir özelliği daha var: hep aynı görüntüyü yansıtmaya eğilimlidir. Nuray'ın hayatında Rıfat Bey ilk perde değildi. Lisede bir matematik öğretmeni, üniversitede bir hoca, ilk işinde bir şef; Nuray'ın hafızasında hepsi aynı biçimde duruyordu: kısa konuşan, az gülen, onu yeterince beğenmeyen otorite figürleri. Belki bunların bazıları gerçekten öyleydi. Ama bu kadar çok farklı insanın aynı görüntüye bu kadar iyi uyması, görüntünün perdeden değil makineden geldiğine dair bir işaretti.

Burada bir şeyi karıştırmamak gerekiyor. Osho'nun düşüncesi, Rıfat Bey'in mükemmel bir yönetici olduğunu ya da Nuray'ın her algısının yanlış olduğunu söylemiyor. Rıfat Bey gerçekten kısa konuşan, az gülümseyen biri olabilir; bu, bir çalışanı gerçekten yorabilir. Ama bu gözlem ile «beni küçümsüyor» hükmü arasında bir gösterim çalışıyor ve o görüntünün makinesi Nuray'ın içinde.

Derinleşme

Osho'nun önerisi, projeksiyonu durdurmak değil, onu fark etmek. Projektörü kapatmak, insanın belleğini silmek anlamına gelirdi ve bu ne mümkün ne de istenen bir şey. Ama bir gösterim izlediğini bilmek, gösterimin içinde kaybolmaktan farklıdır. Duvara düşen bir gölge ne kadar korkutucu olursa olsun, ışığın arkadaki lambadan geldiğini bilen biri, odadan kaçmaz.

Nuray için bu fark etme o uykusuz gece başladı: Rıfat Bey'in yüzünde babasının yüzünü gördüğünü fark ettiğinde. Ertesi gün işe giderken bir şey deniyor. Rıfat Bey'le her karşılaşmada, içinde bir cümle belirdiğinde, ona kısaca soruyor: bu cümle Rıfat Bey'den mi geliyor, yoksa projektörden mi? «Bunu bir de grafikle görmek isterim» cümlesini yeniden düşünüyor. Rıfat Bey raporun kötü olduğunu söylememişti; grafik istediğini söylemişti. Belki gerçekten grafik seviyordu. Belki sayıları tablodan okumakta zorlanıyordu. Nuray bunların hiçbirini bilmiyordu; ama küçümseme olduğunu biliyor sanmıştı. Bilmediği yerleri, belleğindeki en tanıdık yüzle doldurmuştu. Bellek boşluk sevmez; bir cümlenin arkasında ne olduğunu bilmediğimizde, oraya en çok tanıdığımız şeyi koyar. Nuray için en tanıdık şey, bir babanın sessiz hayal kırıklığıydı.

Bir hafta sonra Nuray, Rıfat Bey'le yalnız kaldıkları bir toplantının sonunda ona doğrudan soruyor: «Rıfat Bey, raporlarımda değiştirmemi istediğiniz bir şey var mı?» Rıfat Bey şaşırıyor; sonra ilk kez biraz uzun konuşuyor. Gözlerinin son yıllarda zayıfladığını, uzun tabloları okumakta zorlandığını, bu yüzden her şeyi grafikle görmek istediğini anlatıyor. Raporların titizliğini çok beğendiğini ekliyor. «Ben pek iltifat etmeyi bilmem» diyor, «ama sizin raporlarınıza güveniyorum.»

Bu cümleyle birlikte perde değişmiyor; Rıfat Bey yine kısa konuşuyor, yine az gülümsüyor. Değişen, Nuray'ın makinesinin artık o perdeye aynı görüntüyü yansıtmaması. Rıfat Bey'in «tamam» yazan e-postaları artık bir soğukluk değil, kısa yazan bir adamın e-postaları. Nuray bir gün kendini Rıfat Bey'e raporlarını grafiklerle hazırlarken buluyor ve bunu bir boyun eğme gibi değil, gözleri zayıflamış bir meslektaşa gösterilen bir özen gibi yaşıyor.

Bu düşünceye yöneltilebilecek bir itiraz da var ve onu duymak gerekiyor. «Her şey projeksiyon» düşüncesi, gerçek haksızlıkları görmezden gelmek için de kullanılabilir. Bir yönetici gerçekten aşağılayıcı davranıyorsa, gerçekten bir çalışanı küçümsüyorsa, bunu «senin projeksiyonun» diye geçiştirmek, mağdurun algısını inkâr etmek olur. Osho'nun projektör imgesi bu yüzden dikkatle kullanılmalı: amacı insanın kendi görüntüsünü fark etmesi, başkasının haksızlığını aklamak değil. Nuray'ın durumunda görüntü gerçekten içerideydi; ama her durumda böyle olmayabilir ve bunu ayırt etmenin yolu da yine sormaktır.

Osho'nun öğretisini aktarırken kendi hayatının tartışmalı yanlarını da akılda tutmak gerektiğini bu sohbetlerin başka yerlerinde söyledik; burada da onun düşüncesini bir otorite olarak değil, sınanacak bir bakış olarak alıyoruz.

Öbür bilgeler

Ankaralı hasar uzmanının tavanından sızan suyu anlatan sohbette (LAO-K02.8), Zhuangzi boş bir kayığa kimsenin kızmadığını, öfkenin kayığa birini bindirince başladığını söylüyordu. Osho'nun projektörü aynı şeyin mekanizmasını gösteriyor: kayığa binen kişiyi biz seçiyoruz ve çoğu zaman o kişinin yüzü, geçmişimizden tanıdığımız bir yüz.

Stoacılarla olay ve yorumu konuştuğumuz yerde (STO-K02.8), Marcus'un defterinden bir cümle öne çıkmıştı: «Çocuğumun hasta olduğunu görüyorum; tehlikede olduğunu görmüyorum.» Osho bu fazlalığın nereden geldiğini söylüyor: bellekten. Marcus'un «ekleme» dediği şey, Osho'nun «yansıtma» dediği şey.

Bugün bir kez dene

Bugün birinin sana karşı tavrından incindiğin bir anı yakala. Ne söylendiğini ya da ne yapıldığını tek cümleyle yaz.

Sonra projektörün izini sür: bu tavır bana daha önce kimi hatırlatıyor? Bu yüzde başka bir yüz görüyor muyum?

Eğer bir yüz beliriyorsa, o kişiye karşı hissettiklerini, şu anki kişiye karşı hissettiklerinden ayırmaya çalış. Bunu bir kâğıtta iki ayrı sütun olarak yazmak işe yarayabilir: birinde eski yüze ait duygular, öbüründe bugünkü kişinin gerçekten yaptığı şey. Çoğu zaman ilk sütun ikincisinden çok daha uzun çıkar. Ve mümkünse, şu anki kişiye bir soru sor; bir hüküm vermeden önce.

Yanında taşıyacağın soru

Bugün birinin yüzünde, aslında kimin yüzünü gördün?