Açılış
Serkan otuz dokuz yaşında, İzmir'de bir bankanın bilgi işlem bölümünde veri analisti. Hilal'le on yıldır evliler; yedi yaşında bir kızları var, Defne. Hilal bir süredir ikinci bir çocuk istediğini söylüyor. Serkan da istediğini sanıyor; ama emin değil. Bu belirsizlikten utanıyor da; bir baba böyle bir şeyi bilmeli, diye düşünüyor, ve bilemediği için kendine kızıyor.
Serkan emin olmadığı her konuda yaptığı şeyi yaptı: bir tablo açtı. Bir sütunda maliyetler: kreş, büyük bir ev, Hilal'in işine bir yıl ara vermesi. Bir sütunda kazançlar: Defne'ye bir kardeş, büyük bir aile, ileride birbirine destek olacak iki çocuk. Bir sütunda riskler: yaş, sağlık, uykusuz geceler, kariyer. Her satıra bir puan verdi, ağırlıklandırdı, toplamları hesapladı.
Sonuç her hafta değişti. Bir hafta yüzde elli bir lehte, ertesi hafta yüzde elli iki aleyhte. Serkan yeni satırlar ekledi, ağırlıkları yeniden ayarladı. Altı ay sonra tabloda kırk iki satır vardı ve karar hâlâ yoktu. Bir akşam Hilal, Serkan'ın omzunun üstünden tabloya baktı ve sessizce şunu söyledi: «Bunu bir tabloyla bulamayacaksın, biliyorsun değil mi?» Serkan kızdı; sonra o gece uyuyamadı, çünkü Hilal'in haklı olduğundan korktu.
Bilgenin kapısı
Osho'nun karar vermek üzerine konuşmalarında sık dönen bir düşünce vardır: bir karar ihtiyacı, insanın içinde bir bölünme olduğunu gösterir. Bir parçası «yap» der, öbür parçası «yapma». Karar, bu iki parçadan birinin öbürüne galip gelmesidir; bu yüzden hep bir parçanın kararıdır, bütünün değil. Ve yalnızca kafadan çıkan bir karar, Osho'ya göre hiçbir zaman gerçekten kesin olamaz; seçenekler hep açık kalır ve zihin bir yandan öbür yana gidip gelir.
Başka bir konuşmasında Osho bu düşünceyi tersinden kurar: seçenekler, bulanık bir zihinde ortaya çıkar. Berrak bir zihin seçeneklerle uğraşmaz; ona yol kendiliğinden görünür. Osho bu hâle «seçimsiz farkındalık» der. Ama aynı konuşmalarda bunun gündelik hayatta seçim yapmamak anlamına gelmediğini de belirtir: pratik işlerde seçim yapılır, yalnızca bu seçimlere yapışmadan.
Burada Osho'nun kendi cümlelerine yer vermiyoruz; telif onun ve yayıncısının. Aktardığımız, düşüncesinin bizim dilimizdeki hâli.
Bakmadığın yer
Zor bir karar karşısında genellikle iki yaklaşımdan birini seçeriz: ya «kalbimin sesini dinleyeceğim» deriz, ya da «mantıklı olacağım» deriz. Serkan ikincisini seçti ve elinden gelenin en iyisini yaptı. Tablosu titizdi, hesapları doğruydu. Kırk iki satırın hiçbiri yanlış değildi.
Osho'nun bakışı bu tablonun neden bir sonuca varmadığını açıklıyor. Tablo, Serkan'ın içindeki iki parçanın tartışmasının kâğıda dökülmüş hâliydi. Bir sütun «yap», öbür sütun «yapma» diyordu. Her yeni satır, bir parçanın öbürüne karşı yeni bir argümanıydı. Bu tartışmanın bitmesi mümkün değildi, çünkü iki parça da Serkan'dı. Bir parça kazandığında öbürü yenilmiş olacak, ama kaybolmayacaktı; bir sonraki hafta yeni bir satırla geri gelecekti. Yüzde elli bir ile yüzde elli iki arasındaki salınım, bir hesap hatası değil, bölünmüş bir zihnin nefes alıp verişiydi.
Gözden kaçan ince nokta şu: Serkan'ın sorunu bilgi eksikliği değildi; tablo bilgiyle doluydu. Sorun, bu bilginin bir kararı taşıyamamasıydı. İkinci bir çocuk istemek ya da istememek, kreş ücretleriyle ve uyku saatleriyle ölçülebilecek bir şey değildi. Bunlar önemliydi, ama kararın merkezinde değildi. Merkezde olan şey, Serkan'ın tablosunun hiçbir satırına girmeyen bir sorudu: bir çocuğu daha sevmeye, onun için uyanmaya, onunla büyümeye hazır mıyım?
Hilal'in «bunu bir tabloyla bulamayacaksın» cümlesi bu yüzden yerindeydi. Tablolar parçaları ölçer; bu soru ise bütünü soruyordu.
Bir şey daha var ve Serkan'ın mesleği bunu görünmez kılıyordu. Veri analisti olarak her gün kararları sayılarla destekliyordu; işinde bu yöntem işe yarıyordu, çünkü işteki kararlar gerçekten parçalara ayrılabilen kararlardı. Bir kredi modelinin hangi değişkeni daha ağır tartacağı bir hesaptır. Ama bir çocuğu istemek, o çocuğun henüz olmayan yüzünü, sesini, gülüşünü istemektir. Serkan iş yerinin aracını evine taşımış, aracın ölçemeyeceği bir şeyi onunla ölçmeye çalışmıştı.
Derinleşme
Osho'nun «seçimsiz farkındalık» kavramı ilk okuyuşta Serkan için kullanışsız görünebilir. Bir babanın ikinci çocuk kararını «seçmeden» vermesi ne demek? Burada Osho'nun kendi ayrımı önemli: pratik hayatta seçim yapılır. Serkan sonunda evet ya da hayır diyecek. Osho'nun «seçimsizlik» dediği şey, kararın kendisini ortadan kaldırmak değil, kararın nereden geldiğiyle ilgili.
Bizim bu düşünceden çıkardığımız ayrım şu: kafada iki parçanın tartışmasından doğan bir karar ile insanın bütününden doğan bir karar arasında fark var. Birincisi hep geri dönüşe açıktır; bir parça kazanmıştır, öbürü pusuda bekler. İkincisi ise bir bilgiye benzer: insan bir sabah uyanır ve artık tartışmanın bittiğini fark eder. Bu ikincisini zorla üretmek mümkün değil. Ama onun gelmesini engelleyen şeyleri bırakmak mümkün.
Serkan'ın tablosu bu engellerden biriydi. Her hafta yeni satırlar eklemek, iki parçanın tartışmasını canlı tutuyordu. Bir akşam, Hilal'in sözünden birkaç gün sonra, Serkan tabloyu kapatıyor ve bir daha açmıyor. İlk günler zor geçiyor; elinde hesap yapacak bir şey olmayınca kaygısı artıyor. Ama birkaç hafta sonra küçük bir şey oluyor. Bir pazar sabahı Defne'yi parka götürüyor. Kızı salıncakta sallanırken yanındaki salıncakta oynayan iki kardeşi izliyor; biri öbürünü itiyor, gülüyorlar, sonra kavga ediyorlar, sonra yine gülüyorlar. Serkan orada bir şey hissediyor ve tabloya hiç girmeyen bir cümle beliriyor: «Defne'nin de böyle biri olsun istiyorum.»
Bu cümle bir hesabın sonucu değil. Bir tartışmayı kazanmadı; yalnızca tartışma sustuğunda ortaya çıktı. Osho'nun dilinde bu, zihnin bulanıklığı biraz azaldığında seçeneklerin kendiliğinden azalmasıdır. Serkan'ın iki parçası birbirini yenmedi; ikisi de geri çekildi ve aralarından başka bir şey göründü.
Bu yaklaşımı eleştirmeden geçmek doğru olmaz. «Kafayla değil, bütünle karar ver» öğüdü, düşünmeden verilen kararları haklı çıkarmak için de kullanılabilir. Bir insanın içinden gelen her his bir bilgelik değildir; bazen bir korkudur, bazen bir dürtüdür, bazen bir alışkanlık. Serkan'ın parktaki hissi de tek başına bir karar için yeterli olmayabilir. Hilal'le konuşmaları, gerçekçi hesapları, sağlık kontrolleri yine gerekli. Osho'nun bakışını, hesabı bırakmak olarak değil, hesabın kararın tamamı olmadığını görmek olarak okumak daha sağlam duruyor.
Serkan o akşam Hilal'e parkı anlatıyor. Tablodan değil, salıncaktaki iki kardeşten söz ediyor. Hilal gülümsüyor; aylardır beklediği şey bir sonuç değil, bu cümleydi. Ertesi hafta birlikte oturup bir doktordan randevu alıyorlar, bütçeye birlikte bakıyorlar. Hesaplar yine yapılıyor; ama bu kez bir kararı üretmek için değil, verilmiş bir karara yol açmak için. Tablo yine açılıyor, ama artık bir mahkeme değil; bir yol haritası. Serkan için en tuhaf olan şey, bu yeni tablonun eskisinden çok daha kısa olması: on iki satır. Kırk iki satırlık tablo bir kararsızlığın tutanağıydı; on iki satırlık olan, bir kararın yapılacaklar listesi.
Öbür bilgeler
Safranbolulu pansiyoncu Aysel Hanım'ın konak kararında (LAO-K02.6) Lao Tzu, bulanık suyun durgun bırakılırsa durulacağını söylüyordu. Serkan'ın tablosu suyu her hafta yeniden karıştırıyordu; tabloyu kapatmak, suyu durgun bırakmanın onun hayatındaki karşılığıydı. Lao Tzu ile Osho aynı yere işaret ediyor: berraklık zorlanarak değil, bekleyerek gelir.
Stoacılarla kararsızlığı konuştuğumuz yerde (STO-K02.6), nişanlısı hakkındaki kararı kahve fincanlarına bırakan bir editör için Seneca'nın denizcilik benzetmesi vardı: varılacak yer belli değilse esen rüzgârın yönü bir anlam taşımaz. Serkan'ın tablosu da bir rüzgâr ölçeriydi: her satır bir esinti. Ama liman, tablonun dışındaydı; bir parkta, bir salıncağın yanında.
Bugün bir kez dene
Uzun süredir verilemeyen bir kararı düşün ve onun için yaptığın hesapları, listeleri, artı eksi tablolarını hatırla.
Bir hafta boyunca bu hesapları açma. Kararı da zorla vermeye çalışma. Yalnızca gündelik hayatına devam et ve dikkatini açık tut.
Hafta içinde, hesapla ilgisi olmayan bir anda kararla ilgili bir his, bir cümle, bir görüntü belirirse onu bir yere not et. Hafta sonunda bu notlara bak: tablonun hiç göstermediği ne var orada?
Yanında taşıyacağın soru
Kararsız kaldığın konuda, tablonun hiçbir satırına girmeyen soru hangisi?