İçeriğe geç

Osho ile · Zihin ve düşünce

İkizlerin terazisi

Terazinin öbür kefesine kimi koyuyorsun?

1.203 kelime · yaklaşık 5 dakika okuma · dinlemek için kadın ya da erkek anlatıcı sesi seçebilirsin

Açılış

Esra ile Hande otuz bir yaşında, Bursa'da doğmuş tek yumurta ikizleri. Doğdukları günden beri yan yana tartıldılar. Hangisi önce yürüdü, hangisi önce okudu, hangisinin karnesi daha iyiydi. Akrabalar onları ayırt etmek için bile bir karşılaştırma kullanırdı: «Uslu olan Esra, yaramaz olan Hande.»

Bugün Hande İstanbul'da bir yazılım şirketinde ekip lideri. Evli, iki çocuklu, düzenli bir hayatı var. Esra Bursa'da kalmış; bir müzik okulunda çocuklara keman öğretiyor, akşamları küçük bir yaylı çalgılar dörtlüsüyle çalıyor, bekâr, kirada. Annelerinin evindeki her bayram yemeği aynı yerde biter: bir teyze ya da bir kuzen, iyi niyetle, Hande'nin başarılarını sayar, sonra Esra'ya döner: «Sen de artık bir düzen kursan.»

Esra yıllarca bu cümleye gülümsedi. Ama bu bayram eve döndüğünde ağladı. Ağlarken kendine kızdı; çünkü Hande'yi seviyor, kıskanmak istemiyor. Üstelik geçen ay Hande telefonda ona bir şey itiraf etmişti: «Bazen senin hayatını çok kıskanıyorum. Sen istediğin işi yapıyorsun. Ben toplantıdan toplantıya koşuyorum.» Esra o gece şunu düşündü: otuz bir yıldır ikimiz de aynı teraziye konmuşuz, ve ikimiz de kendi kefemizi hafif buluyoruz.

Bilgenin kapısı

Osho'nun karşılaştırma üzerine konuşmaları, OSHO International'ın sitesinde ayrı bir konu başlığı altında toplanmıştır. Bu konuşmalarda dönüp dolaşıp vardığı yer şudur: her insan biricik, eşsizdir; bu yüzden gerçek anlamda karşılaştırılamaz. Karşılaştırma, iki farklı varlığı tek bir ölçüye sığdırmaya çalışmaktır ve Osho bunu çok sert sözlerle eleştirir: hem insanın kendine saygısızlığı, hem de acısının başlıca kaynaklarından biri olarak görür.

Aynı sitedeki bir yazının başlığı bu düşünceyi doğaya taşır: varoluş karşılaştırma bilmez, onun gözünde her şey kendi yerinde en büyüktür. Bunu kendi örneğimizle söylersek: bir ağaç yanındaki ağaçla yarışmaz; karşılaştırma, insanın doğaya sonradan eklediği bir şeydir.

Osho'nun sözleri hâlâ telif kapsamında; bu yüzden onları aktarmak yerine özünü kendi kelimelerimizle aktarıyoruz.

Bakmadığın yer

Karşılaştırmanın acısını genellikle kaybeden tarafın acısı olarak düşünürüz. Terazide hafif gelen üzülür, ağır gelen sevinir. Bu yüzden çare de çoğu zaman kaybedeni yükseltmekte aranır: Esra'ya «sen de çok başarılısın, müziğin var» denir. Böylece terazi dengelenir ve acının biteceği sanılır.

Esra ile Hande'nin hikâyesi bu resmin eksik olduğunu gösteriyor. Teyzelerin terazisinde Hande ağır, Esra hafif geliyor. Ama Hande'nin kendi kurduğu terazide durum tersine: orada Esra'nın özgürlüğü ağır, Hande'nin toplantıları hafif. İki kardeş aynı ölçüyle değil, farklı ölçülerle tartılıyor ve her ölçüde biri kaybediyor. Kazanan kimse yok. Terazi kurulduğu sürece, hangi ölçü seçilirse seçilsin, birinin kefesi hafif kalacak.

Osho'nun biriciklik vurgusu tam bu noktada bir anlam kazanıyor. Karşılaştırmanın sorunu yanlış ölçü seçmek değil, ölçünün kendisi. Esra ile Hande aynı genleri taşıyor, aynı evde büyüdü, aynı okula gitti; dünyada birbirine bu kadar benzeyen iki insan az bulunur. Ve yine de karşılaştırılamazlar. Biri sabahları kemanını akort ederken, öbürü bir yazılım ekibinin sorununu çözüyor. Bu iki sabahı tek bir terazide tartmak, bir ezgiyle bir algoritmayı tartmaya benzer.

Gözden kaçan bir başka şey de karşılaştırmanın iki taraflı bir yük olduğu. Esra, Hande'nin itirafını duyunca bir an rahatladı: demek o da kıskanıyormuş. Ama bu rahatlama terazinin dengelenmesinden geliyordu, terazinin kalkmasından değil. Osho'nun sözünü ettiği saygı başka bir şey: kardeşinin hayatını kendi hayatının ölçüsü olmaktan çıkarmak. Hande'nin başarısı Esra'nın eksikliği değil; Esra'nın özgürlüğü Hande'nin eksikliği değil. İkisi de yalnızca kendi hayatları.

Bu bakışın en zor yanı, bir ailenin içinde uygulanması. Teyzeler, kuzenler, belki anneleri bile karşılaştırmayı sevgiyle yapıyor; ikizleri ayırt etmenin, onlar hakkında konuşmanın alıştıkları yolu bu. Esra bayram sofrasındaki cümleyi değiştiremez. Ama o cümlenin içine girip girmemeyi seçebilir. «Sen de bir düzen kursan» dendiğinde, kendi hayatını Hande'ninkine göre savunmaya başlamak yerine, yalnızca kendi hayatını anlatabilir: bu hafta çocuklardan biri ilk kez bir parçayı baştan sona çaldı. Bu bir karşılık değil, bir terazi dışı cümle.

Derinleşme

Bu düşünceyi kolayca bir avuntuya çevirmek mümkün: «Herkes eşsizdir, kimse kimseyle karşılaştırılamaz, sen olduğun gibi mükemmelsin.» Böyle okunduğunda Osho'nun biriciklik vurgusu, insanın kendine hiç bakmamasının, hiçbir şey öğrenmemesinin bahanesi olabilir. Esra belki gerçekten bir düzen kurmak istiyor ve bundan korkuyor; Hande'nin hayatından bir şey öğrenebilir. Hande belki gerçekten toplantılarından yoruldu ve Esra'nın hayatından bir ilham alabilir.

Burada ince bir ayrım yapmak gerekiyor ve bu, Osho'nun konuşmalarından bizim çıkardığımız bir ayrım: başkasından öğrenmek ile başkasıyla tartılmak aynı şey değil. Öğrenen kişi başkasına bakar ve kendine sorar: bunun bende bir karşılığı var mı? Tartılan kişi başkasına bakar ve kendine sorar: ben ondan aşağı mıyım, yukarı mı? Birincisi bir kapı açar, ikincisi bir sıralama kurar. Esra kız kardeşinin düzeninden bir şey öğrenmek isteyebilir; ama bunu teyzelerinin terazisine yetişmek için değil, kendi hayatında gerçekten bir eksik gördüğü için yaparsa, bu bir karşılaştırma olmaktan çıkar.

Biriciklik fikrinin bir tuzağı daha var: kendi biricikliğini başkasının sıradanlığına karşı övmek. «Ben eşsizim, o sıradan bir kariyer peşinde.» Bu, terazinin ters çevrilmiş hâli. Esra bir an böyle düşünmenin rahatlığına kapıldığını fark ediyor: «En azından ben sanatımı yapıyorum, o bir şirket çarkında.» Ve hemen ardından bunun da aynı terazi olduğunu görüyor. Osho'nun önerisi kendini yükseltmek değil, teraziden inmek.

Osho hakkında bu sohbetlerde dile getirilen bir şeyi burada da akılda tutmak gerekiyor: onun kurduğu topluluğun tarihinde ağır olaylar yaşandı ve öğretisi eleştirisiz okunmamalı. Biriciklik düşüncesi de eleştiriye açık: bazı karşılaştırmalar gerçek haksızlıkları görünür kılar. Kadın ile erkek arasındaki ücret farkı, bir mahalle ile öbürü arasındaki okul farkı, karşılaştırma olmadan görülemez. Osho'nun eleştirisi, insanın kendi değerini başkasının hayatına göre ölçmesine yönelik; toplumsal adaleti ölçmek için yapılan karşılaştırmayı bu eleştirinin içine katmak yanlış olur.

Bir ay sonra Esra kız kardeşini arıyor. Uzun bir konuşma yapıyorlar; belki otuz bir yılın ilk konuşması. Esra ona teyzelerin cümlesinin ne hissettirdiğini anlatıyor. Hande de kendi tarafını anlatıyor: bayram sofralarında övülmenin de bir yük olduğunu, her yıl bir sonraki başarıyı getirmek zorunda hissettiğini. İkisi de gülüyor. Sonunda Hande bir öneri yapıyor: bir sonraki bayramda biri karşılaştırmaya başlarsa, ikisi birden konuyu değiştirecek. Küçük bir anlaşma. Ama ilk kez terazinin iki kefesindeki insanlar, teraziyi birlikte indirmeye karar veriyor. Telefonu kapattıktan sonra Esra kemanını alıp bir süre çalıyor; kimse için değil, bir sınav ya da konser için değil. Yalnızca o akşam o parçayı çalmak istediği için. Otuz bir yıldır ilk kez, çaldığı şeyi kafasında kimseninkiyle yan yana koymadan dinliyor.

Öbür bilgeler

Konyalı annenin oğlunu yeğeniyle tarttığı sohbette (LAO-K02.3) Zhuangzi'nin ördeği ve turnası, her varlığın kendi ölçüsünü taşıdığını anlatıyordu. Osho'nun biriciklik vurgusu bu düşünceye çok yakın; ama Zhuangzi doğadan bir benzetmeyle konuşurken, Osho doğrudan insanın kendine saygısına dokunuyor. Ördek kendini turnayla tartmaz; insan ise tartar ve tartıldıkça kendinden uzaklaşır.

Diş hekimi Alper'in salı gününü izleyen sohbette (BUD-K02.3), Soṇa'ya yapılan konuşma «daha iyi», «daha aşağı» ve «denk» sanılarını aynı listeye koyuyordu. Esra'nın Hande'nin itirafıyla duyduğu rahatlama tam olarak bu: terazinin dengelenmesi. Buda ile Osho aynı yerde buluşuyor: dengeli bir terazi de bir terazidir.

Bugün bir kez dene

Hayatında seninle en sık karşılaştırılan kişiyi düşün: bir kardeş, bir arkadaş, bir meslektaş. Ya da kendini en sık karşılaştırdığın kişiyi.

Bir kâğıda iki sütun aç. Birincisine, ondan gerçekten öğrenmek istediğin bir şeyi yaz. İkincisine, onunla tartıldığında hissettiğin şeyi yaz.

Sonra iki sütuna bak ve sor: birincisi bir kapı mı açıyor, ikincisi bir sıralama mı kuruyor?

Eğer mümkünse, o kişiyle bu terazi hakkında bir kez konuş. Suçlamadan, savunmadan; yalnızca sizi yan yana koyan bakışın ikinize de ne hissettirdiğini sorarak. Belki o da aynı terazinin öbür kefesinde, kendi ağırlığını hafif buluyordur.

Yanında taşıyacağın soru

Seninle tartılan kişi, kendi kefesini nasıl buluyor?