İçeriğe geç

Lao Tzu ve Zhuangzi ile · Zihin ve düşünce

Ördeğin bacağı, turnanın bacağı

Terazinin öbür kefesine kimi koyuyorsun?

1.221 kelime · yaklaşık 6 dakika okuma · dinlemek için kadın ya da erkek anlatıcı sesi seçebilirsin

Açılış

Gülten Hanım kırk üç yaşında, Konya'da bir sigorta acentesinde çalışıyor. Oğlu Efe on bir yaşında, beşinci sınıfta. Efe yavaş okuyan, bir soruyu uzun uzun düşünen, ama eline kalem alınca saatlerce çizen bir çocuk. Defterlerinin kenarları kuşlarla, kalelerle, kendi uydurduğu haritalarla dolu.

Gülten Hanım'ın ablasının oğlu Yiğit de aynı yaşta. Yiğit bu yıl bir matematik olimpiyatında il birincisi oldu. Bayram ziyaretinde ablası telefonundan madalya töreninin fotoğraflarını gösterdi. Yemekte bütün sofra Yiğit'i konuştu. Efe sessizce tabağındaki pilavla oynadı.

Eve dönerken arabada Gülten Hanım dayanamadı: «Sen de biraz Yiğit gibi olsan. Bak, o da senin yaşında.» Ertesi hafta Efe'yi hafta sonu matematik kursuna yazdırdı. Resim kursunu bıraktırdı, «zaman yetmez» diye. Üç ay geçti. Efe'nin notları biraz yükseldi, ama başka bir şey değişti: artık çizmiyor. Defterlerinin kenarları boş. Bir akşam Gülten Hanım oğlunu odasında, karanlıkta oturmuş, hiçbir şey yapmadan pencereden bakarken buluyor. «Ne oldu?» diye soruyor. Efe omuz silkiyor: «Hiç. Ben zaten Yiğit gibi olamıyorum.»

Bilgenin kapısı

Zhuangzi kitabının sekizinci bölümü, «Perdeli ayak parmakları» diye çevrilen tuhaf bir başlık taşır. Bölüm, doğada fazla ya da eksik görünen şeylerin aslında fazla ya da eksik olmadığını anlatır. Ve bunu unutulmaz bir benzetmeyle söyler:

«Ördeğin bacakları kısadır, ama uzatılırsa ördek acı çeker; turnanın bacakları uzundur, ama kesilirse turna kederlenir. Bu yüzden yaradılıştan uzun olan kesilmemeli, yaradılıştan kısa olan uzatılmamalıdır; o zaman kaygı kalmaz.»

Bölüm bu benzetmeden hemen önce bir ilke koyar: kendi doğasına uygun olan için uzun olan fazlalık değildir, kısa olan eksiklik değildir.

Daodejing'in ikinci bölümü bu düşünceyi daha da köke götürür ve karşılaştırmanın kendisinin nasıl doğduğunu anlatır:

«Dünyada herkes güzeli güzel diye bildiği anda çirkin de ortaya çıkar; herkes iyiyi iyi diye bildiği anda iyi olmayan da ortaya çıkar. Böylece var ile yok birbirini doğurur, zor ile kolay birbirini tamamlar, uzun ile kısa birbirini biçimlendirir, yüksek ile alçak birbirine yaslanır.»

Bakmadığın yer

Karşılaştırmayı genellikle bir ölçme işi olarak düşünürüz: iki şeyi yan yana koyarız, hangisinin daha iyi, daha hızlı, daha başarılı olduğunu görürüz. Ölçü zaten oradadır; biz yalnızca okuruz. Yiğit matematikte daha iyidir; bu bir gerçektir ve Gülten Hanım yalnızca bu gerçeği görmüştür.

Lao Tzu'nun ikinci bölümü bu resmi tersine çeviriyor. Ölçü önceden orada durmaz; karşılaştırma onu doğurur. «Uzun ile kısa birbirini biçimlendirir.» Efe'nin matematikteki yavaşlığı, Yiğit'in madalyası sofraya konmadan önce bir eksiklik değildi; Efe'nin bir özelliğiydi, çizim gibi, harita gibi. Madalya ortaya çıkınca, aynı özellik bir anda «eksik»e dönüştü. Efe değişmedi; değişen, onun yanına konan şeydi.

Bu, karşılaştırmanın sanıldığı kadar masum olmadığını gösteriyor. Bir terazi kurulduğunda yalnızca iki şeyin ağırlığı ölçülmüyor; neyin ağırlık sayılacağı da belirleniyor. Gülten Hanım'ın sofradan aldığı terazide tek bir kefe vardı: matematik. Efe'nin çizimleri o teraziye hiç konmadı. Konsaydı belki başka bir ölçü doğacaktı: Yiğit belki tek bir kuş çizemiyordu. Ama o soru sofrada sorulmadı.

Zhuangzi'nin ördeği burada bir adım daha ileri gidiyor. Karşılaştırma yalnızca bir eksiklik yaratmıyor, o eksikliği gidermek için bir müdahaleyi de davet ediyor. Ördeğin bacağı turnanınkinin yanında kısa görününce, birinin aklına onu uzatmak geliyor. Gülten Hanım'ın matematik kursu tam olarak bu: kısa görünen bacağı uzatma girişimi. Ve Zhuangzi'nin söylediği gibi, ördek acı çekiyor. Efe'nin karanlık odası, uzatılmaya çalışılan bir bacağın acısı.

Bu bakışın en ince yanı, iyi niyetin ne kadar az koruduğunu göstermesi. Gülten Hanım oğlunun iyiliğini istiyordu; kursu sevgiyle, kaygıyla yazdırdı. Ama iyi niyet, ördeğin bacağını uzatmanın acısını azaltmıyor. Hatta bazen artırıyor: Efe annesinin kendisini sevdiğini biliyor, bu yüzden kursa itiraz edemiyor. Sevgiyle kurulan bir terazi, çocuğun karşı çıkacağı yeri de ortadan kaldırıyor; geriye yalnızca sessiz bir «ben zaten olamıyorum» kalıyor.

Derinleşme

Peki bu, Efe'nin matematik öğrenmemesi gerektiği anlamına mı geliyor? Zhuangzi'nin bölümünü böyle okumak kolay ama yanlış olur. Ördeğin bacağı kısa; ama ördek yürüyor, yüzüyor, kendi işini görüyor. Zhuangzi ördeğin yürümeyi öğrenmemesini söylemiyor; ona turnanın bacağını takmaya çalışmamayı söylüyor. Efe'nin matematik öğrenmesi, kendi hızında, kendi yolunda, bir ördeğin yürümesi gibi doğal. Sorun Efe'nin matematik öğrenmesinde değil, Yiğit gibi öğrenmesinin beklenmesinde.

Bölüm «kendi doğasına uygun olan» ölçüsünü öne çıkarıyor. Çince metinde bu, «性命之情» diye geçer: kişinin yaradılışının, hayatının gerçek hâli. Zhuangzi'ye göre her varlığın kendi ölçüsü vardır ve o ölçüyle bakıldığında ne fazla ne eksik vardır. Ördek için kısa bacak eksik değil; turna için uzun bacak fazla değil. Eksiklik ancak birinin ölçüsü öbürüne uygulandığında doğar.

Bu ölçünün Gülten Hanım için pratik bir karşılığı var. Efe'ye Yiğit'in ölçüsüyle değil, Efe'nin kendi ölçüsüyle bakmak. Geçen yıl dakikada kaç kelime okuyordu, bu yıl kaç? Bir problemi çözmek için ne kadar düşünüyor, ve düşündüğünde nereye varıyor? Bu ölçüyle bakınca belki Efe'nin yavaşlığının bir derinlik olduğu, uzun düşündüğü soruları başkalarından daha iyi anladığı görülür. Belki görülmez; belki Efe gerçekten matematikte zorlanıyor ve yardıma ihtiyacı var. Ama o yardım, Yiğit'in madalyasına yetişmek için değil, Efe'nin kendi yolunda bir adım daha atması için olur.

Lao Tzu'nun ikinci bölümünün devamında bilgenin tutumu da anlatılır: bilge eylemsizlikle iş görür, sözsüz öğretir; şeyler ortaya çıkar ve o onları reddetmez, üretir ama sahiplenmez. Bu cümleler tek başına ebeveynliğe dair bir reçete değil. Ama karşılaştırmanın ötesinde nasıl bir bakış olabileceğine dair bir ipucu taşıyorlar: büyümeyi zorlamadan, büyüyeni reddetmeden izlemek.

Bir akşam Gülten Hanım, Efe'nin eski defterlerini karıştırırken bir sayfada duruyor. Efe bir harita çizmiş: bir ada, üzerinde dağlar, nehirler, köprüler. Haritanın köşesinde bir ölçek var ve kenarında küçük bir not: «1 cm = 10 km». Gülten Hanım bir an düşünüyor. Bu bir matematik. Oğlunun kendi doğasında, kendi ölçüsüyle yaptığı bir matematik. O akşam Efe'nin odasına gidiyor ve ona haritayı soruyor. Efe önce şaşırıyor, sonra yarım saat boyunca adasını anlatıyor.

Ertesi ay Gülten Hanım resim kursunu yeniden açtırıyor. Matematik kursunu bırakmıyorlar, ama haftada bir güne indiriyorlar. Ablasıyla konuşurken artık madalyalardan söz açılınca karşılık olarak Efe'nin çizimlerini göstermiyor. Göstermesi, aynı teraziyi ters yönde kurmak olurdu. Yalnızca dinliyor; yeğeninin başarısına sevinmek için oğlunu eksik saymak gerekmediğini fark ediyor.

Öbür bilgeler

Hemşire Nurcan'ın terfi kırgınlığında (STO-K02.3) Epiktetos, karşı kefedeki marulun yanında kendi kefedeki obolosu görmeyi öğretiyordu. Zhuangzi'nin ördeği bu hesabı bir adım daha ileri taşıyor: bazen iki kefeye konan şeyler hiç aynı birimle tartılamaz. Marul ile obolos aynı pazarda alınıp satılır; ördeğin bacağı ile turnanın bacağı ise aynı pazarda değildir.

Diş hekimi Alper'in bir günde üç kez kurduğu terazide (BUD-K02.3) Buda üç yanılgıyı sayıyordu: daha iyi, eşit, daha aşağı. Lao Tzu'nun ikinci bölümü bu üçlünün nereden geldiğini gösteriyor: güzel adı konunca çirkin doğuyor. Buda teraziyi fark etmeyi, Lao Tzu terazinin ölçüyü nasıl yarattığını görmeyi öneriyor.

Bugün bir kez dene

Bugün kendini ya da sevdiğin birini başkasıyla karşılaştırdığın bir anı yakala. Terazinin iki kefesine ne koyduğunu yaz.

Sonra sor: bu teraziyi kim kurdu? Hangi ölçü kullanılıyor ve bu ölçü kimin ölçüsü?

Ardından Zhuangzi'nin sorusunu sor: kısa görünen şey gerçekten eksik mi, yoksa yalnızca başka bir varlığın ölçüsüyle mi kısa? Onu uzatmaya çalışmak bir acıya yol açar mı?

Son olarak, karşılaştırdığın kişinin, ya da kendinin, ancak kendi ölçüsüyle bakınca görünen bir özelliğini bul. Onu, hiçbir başkasının adını anmadan, kısa bir not olarak kâğıda geçir.

Yanında taşıyacağın soru

Kısa bulduğun bacak, kimin bacağının yanında kısa?