İçeriğe geç

Osho ile · Zihin ve düşünce

Yorum yapmadan bakmak

Düşünceyi gören kim?

1.211 kelime · yaklaşık 6 dakika okuma · dinlemek için kadın ya da erkek anlatıcı sesi seçebilirsin

Açılış

Gonca otuz sekiz yaşında, Ankara'da bir ilçe nüfus müdürlüğünde memur. İki çocuğu var, eşi vardiyalı çalışıyor. Gündüzleri her şey bir düzen içinde akıyor; asıl mesele geceleri başlıyor.

Saat on biri geçince, çocuklar uyuduktan, ev sustuktan sonra Gonca yatağa giriyor ve zihni açılıyor. Önce yarının işleri: kızının okul formu, faturalar, annesinin ilaç saati. Sonra öğleden sonra müdürle yaptığı konuşma, tekrar tekrar; söyleyebileceği ama söylemediği cümleler. Sonra radyoda duyduğu bir şarkının nakaratı. Sonra on yıl önce bir düğünde yaptığı bir patavatsızlık. Sonra yine form, yine fatura.

Gonca bu düşüncelerle savaşıyor. «Düşünme artık» diyor kendine. «Uyu.» Yastığı çeviriyor, sayı sayıyor, telefonu açıp kapatıyor. Ne kadar susturmaya uğraşırsa düşünceler o kadar gürültüyle geri geliyor. Gece ikide, yorgunluktan ağlamaklı, bir şeyi fark ediyor: bu düşüncelerin hiçbirini o istememişti. Ama hepsi onun kafasındaydı ve hepsi «ben» diye konuşuyordu.

Bilgenin kapısı

Osho, yirminci yüzyılın ikinci yarısında Hindistan'da ve sonra dünyanın pek çok yerinde konuşmaları dinlenen bir öğretmendir. Yazmaktan çok konuşmuş; kitapları bu konuşmaların derlemelerinden oluşur. Farkındalık üzerine konuşmalarının bir araya getirildiği kitapta merkezde duran düşünce şudur: insan zihnindeki düşünceler değildir; düşünceleri fark edebilen, onlara bakabilen bilinçtir.

Osho bu bakmanın biçimine de özel bir önem verir. Önerdiği tanıklık (sakshi), düşünceleri iyi ya da kötü diye ayırmadan, onlara yorum eklemeden izlemektir. Ona göre düşünceleri canlı tutan çoğu zaman düşüncelerin kendisi değil, onlara yaptığımız yorumlardır; yorum kesildikçe düşüncelerin akışı da yavaşlar. İzleyen kişi düşünceyle özdeşleşmez; izlemeyi bıraktığı anda düşüncenin kendisi olur.

Osho'nun konuşmalarından derlenen kitaplar telifli olduğu için burada hiçbir cümlesini aynen aktarmıyoruz. Okuduğun her şey, onun düşüncesinin bizim cümlelerimizle anlatılmış hâli.

Bakmadığın yer

Kafamızdaki gürültüden kurtulmak istediğimizde genellikle iki yol düşünürüz: ya düşünceleri susturmaya çalışırız ya da onlarla tartışıp kazanmaya. Gonca'nın gecesi bu iki yolun arasında gidip geliyor. «Düşünme» diyerek susturmaya uğraşıyor; müdürle konuşmayı kafasında yeniden kurarak tartışmayı kazanmaya uğraşıyor. İkisinin de ortak bir varsayımı var: düşüncelerle bir şey yapılmalı.

Osho'nun önerisi bu varsayımın dışında duruyor. Ne susturmak ne kazanmak; yalnızca bakmak. Ve bakarken bir şey eklememek. Bu ilk bakışta pasif, hatta tembel bir öneri gibi görünebilir. Ama Gonca'nın gecesine yakından bakınca, düşüncelerin nerede güç kazandığını gösteriyor.

Form düşüncesi geliyor. Gonca hemen bir yorum ekliyor: «Yine unutacağım, ben hep unutuyorum.» Müdürle konuşma geliyor. Yorum: «Neden hiç kendimi savunamıyorum?» Düğündeki patavatsızlık geliyor. Yorum: «Ne kadar utanç verici bir insanım.» Her düşünce kendi başına geçip gidebilecek kısa bir görüntüydü. Ama her birine eklenen yorum onu Gonca'nın kimliğine bağlıyor ve uzatıyordu. Form bir hatırlatma olmaktan çıkıp «ben unutkanım» hükmüne, düğün bir anı olmaktan çıkıp «ben utanç verici biriyim» hükmüne dönüşüyordu. Osho'nun söylediği tam olarak bu: düşünceyi yaşatan, ona eklediğimiz yorum.

Burada bakmadığımız ince bir yer var. «Düşünme» demek de bir yorumdur. Bir düşünceyi istenmeyen ilan etmek, ona bir yer açar. Gonca'nın susturma çabası, düşüncelere «sen tehlikelisin, seninle uğraşmam gerek» mesajı veriyordu. Yorumsuz bakmak ise ne çağırıyor ne kovuyor. Form düşüncesi geldiğinde yalnızca orada olduğunu görüyor ve onu kendi hâline bırakıyor.

Bu bakışın gündelik bir benzeri Gonca'nın kendi işinde bile var. Nüfus müdürlüğünde gişenin önünden gün boyu yüzlerce insan geçiyor; Gonca her birinin evrakına bakıyor ama hiçbirini eve götürmüyor. Bir vatandaş kızgın, bir başkası telaşlı, bir üçüncüsü sohbetçi; Gonca onları görüyor, işlerini görüyor ve sıradakini çağırıyor. Gündüz gişede kendiliğinden yaptığı şey, gece kendi zihninin önünde yapamadığı şey. Fark, gişedeki insanların «ben» olmadığını bilmesi; gecedeki düşüncelerin ise «ben» diye konuşması.

Derinleşme

«Düşünceyi gören kim?» sorusuna Osho'nun cevabı açık: tanık. Ona göre insanın en derin yanı, düşüncelerin gelip geçtiği ama kendisi gelip geçmeyen bu bakıştır. Düşünceler değişir; onları gören bilinç değişmez.

Bu cevabı dürüstçe tartmak gerekiyor, çünkü bu konuyu konuştuğumuz öbür bilgeler aynı soruya farklı cevaplar verdi. Buda düşünceyi gören kalıcı bir «ben» önermekten kaçınıyordu; tanığı bile bir dal sayıyordu. Osho ise tanığı insanın gerçek merkezi olarak koyuyor. Bu ayrım küçük değil ve okurun kendi deneyimiyle sınaması gereken bir yer. Tanık bir öz müdür, yoksa yalnızca bakmanın kendisi mi? Bu sohbet bu soruyu çözmeye çalışmıyor. Ama Gonca'nın gecesi için ikisinin pratik önerisi şaşırtıcı biçimde birbirine yaklaşıyor: düşünceyi «ben» saymadan görmek.

Bu tanıklığın bir sınırını da söylemek gerekiyor. Osho'nun önerisi sağlıklı bir zihnin gündelik gürültüsüyle çalışırken işe yarayabilir. Ama günlerce süren uykusuzluk, dinmeyen kaygı ya da insanın kendine zarar vermeyi düşündüğü anlar, yalnızca izleyerek geçilecek şeyler değildir. Gonca'nın geceleri haftalardır böyle sürüyorsa, tanıklık alıştırması bir hekime ya da bir psikoloğa gitmenin yerine geçmez; olsa olsa onun yanında durur.

Gündelik ölçekte ise tanıklığın Gonca'ya önerdiği şey sade. Gece düşünceler geldiğinde onlarla savaşmayı bırakmayı denemek. Form geliyor: «form». Müdür geliyor: «müdür». Şarkı geliyor: «şarkı». Bir ad, bir an, sonra bırakmak. Yorum eklemeden. Gonca bunu ilk denediğinde düşünceler hemen azalmıyor; hatta birkaç dakika daha hızlı geliyor gibi. Ama bir şey değişiyor: artık düşüncelerin içinde değil, onların karşısında yatıyor. Saat ikide ağlamaklı olmasının sebebi düşüncelerin çokluğu kadar, onlarla girdiği savaşın yorgunluğuydu. Savaş bitince yorgunluğun bir kısmı da bitiyor.

Bir de şunu fark ediyor: düşünceler arasında küçük boşluklar var. Formla müdür arasında bir an hiçbir şey yok; müdürle şarkı arasında yine bir an. Bu anlar hep oradaymış; ama Gonca her düşünceye yorum eklediği için o anlar yorumlarla doluyormuş. Yorumu bırakınca boşluklar görünür oluyor. Bu, Osho'nun yorumsuz tanıklığından bizim çıkardığımız bir sonuç: dikkat düşüncelerden onların arasındaki aralığa kaydığında, zihin biraz genişler. Gonca'nın uykusu belki de bu aralıklardan birinde geliyor.

Birkaç gece sonra Gonca bir şey daha görüyor. Tanıklık sabaha da taşınabiliyor. Öğleden sonra müdür yine sert bir cümle kurduğunda, içinden tanıdık bir yorum yükseliyor: «Yine savunamadın.» Gonca bu kez onu da bir ad ile karşılıyor: «yorum». Cümle geçip gidiyor ve geride bir boşluk kalıyor; o boşlukta, şaşırtıcı biçimde, müdüre sakin bir cevap vermek mümkün oluyor. Tanıklık burada bir kaçış değil, bir alan açma biçimi. Düşünceyle savaşan bir zihin hiçbir yere bakamaz; düşünceyi bırakan bir zihin karşısındaki insana bakabilir. Osho'nun önerisinin gündelik değeri belki de en çok burada görünüyor: geceleri uykuya, gündüzleri karşıdaki insana yer açmak.

Öbür bilgeler

Terzi Rıza Usta'nın gecesinde Epiktetos (STO-K02.1) düşünceyi kapıda durdurup sınamayı istiyordu; bir usta için bu, ölçmeden kesmemek demekti. Osho'nun tanığı ise sınamaz, yalnızca bakar. Stoacının aklı hüküm verir; Osho'nun tanığı hükmü bile bir yorum sayar. Gonca'nın gecesinde belki ikisine de yer var: sabah formu bir deftere yazmak Epiktetos'un işi, gece formu bırakmak Osho'nun.

Çağrı merkezindeki Nihan'ın gününe Zhuangzi'yle bakarken (LAO-K02.1), duygular oyuklardan geçen rüzgâr gibi geliyor, «gerçek yönetici» bir «sanki» ile açık bırakılıyordu. Osho o açıklığı bir tanıkla dolduruyor. Lao Tzu'nun dönüşü seyreden'i ile Osho'nun tanığı birbirine çok yakın duruyor; ama Zhuangzi'nin bıraktığı «sanki», Osho'da bir kesinliğe dönüşüyor.

Bugün bir kez dene

Bu gece yatağa girdiğinde, ya da gün içinde birkaç dakika boş kaldığında, düşüncelerinle savaşmayı bırakmayı dene. Amaç onları yok etmek değil, yalnızca bir süre onların içinde değil karşısında durmak.

Bir düşünce geldiğinde ona yalnızca tek kelimelik bir ad ver: «iş», «anı», «şarkı», «kaygı». Ad verdikten sonra ona hiçbir şey ekleme; iyi, kötü, utanç verici, tehlikeli demeden bırak.

Kendini bir yorum eklerken yakalarsan onu da düzeltmeye çalışma; yorumu da bir ad ile karşıla: «yorum».

Birkaç dakika sonra iki düşünce arasındaki boşluğu fark etmeye çalış. Ne kadar kısa olursa olsun, orada bir an hiçbir şey yok. O anın tadına bak.

Yanında taşıyacağın soru

Bugün düşüncelerinden hangisini, ona eklediğin yorumla büyüttün?