İçeriğe geç

Lao Tzu ve Zhuangzi ile · Zihin ve düşünce

Oyuklardan geçen rüzgâr

Düşünceyi gören kim?

1.223 kelime · yaklaşık 6 dakika okuma · dinlemek için kadın ya da erkek anlatıcı sesi seçebilirsin

Açılış

Nihan yirmi dokuz yaşında, İzmir'de bir elektrik dağıtım şirketinin çağrı merkezinde müşteri temsilcisi. Günde yetmiş seksen çağrıya bakıyor. Kulaklığı takıp ilk «buyurun» dediği andan akşam çıkışına kadar, her çağrı içinden başka bir ses çıkarıyor.

Sabah dokuzda faturası iki katına çıkmış yaşlı bir adam arıyor; Nihan'ın içi acıyor. Dokuz buçukta bir müşteri ona bağırıyor; içi öfkeyle kasılıyor ama sesi tatlı kalıyor. Öğleden önce kesintiyi haber verdiği bir kadın ona teşekkür edip «Allah razı olsun kızım» diyor; Nihan bir an gülümsüyor. Öğleden sonra bir çağrının ortasında, hiçbir sebep yokken içine bir korku düşüyor: annesini kaç gündür aramadı? Dörtte sıkıntı, beşte boşluk, altıda tuhaf bir hafiflik.

Akşam ablasıyla telefonda konuşurken Nihan yorgun bir sesle şunu söylüyor: «Ben galiba dengesiz biriyim. Bir saatte beş ayrı insan oluyorum. Hangisi benim, bilmiyorum artık.»

Bilgenin kapısı

Zhuangzi'nin ikinci bölümü, adı «Şeylerin eşitlenmesi üzerine» diye çevrilen uzun bir metin, tuhaf bir sahneyle açılır. Güney Mahallesi'nden Ziqi bir sehpaya yaslanmış oturmaktadır. Göğe bakar, derin bir nefes verir ve sanki bir parçasını yitirmiş gibi dalar gider. Yanındaki öğrencisi şaşırır: bedenin kuru bir ağaç gibi, zihnin sönmüş kül gibi olabilir mi? Şimdi masaya yaslanan, az önce yaslanan kişi değil.

Ziqi'nin cevabı kısa ve garip:

«Bugün ben, beni yitirdim. Bunu anlıyor musun?»

Çincede burada iki ayrı «ben» sözcüğü yan yana durur: 吾 (wu) ve 我 (wo). Cümle kelimesi kelimesine «ben, beni yitirdim» der. Kimin kimi yitirdiği metinde açıklanmaz; yorumcular yüzyıllardır bu iki sözcüğün arasındaki boşluğu tartışır. Ziqi açıklamak yerine öğrencisine rüzgârı anlatır. Büyük toprağın soluğuna rüzgâr denir, der. Estiği zaman ormandaki ağaç kovukları, kayalardaki yarıklar, burun gibi, ağız gibi, kulak gibi, havan gibi oyuklar sesler çıkarmaya başlar: kimi ıslık çalar, kimi homurdanır, kimi bağırır, kimi inler. Rüzgâr dinince bütün oyuklar boşalır. Sonra sorar:

«Esiş on binlerce farklı oyuktan geçer ve her birini kendisi olarak bırakır; her biri kendi sesini kendi alır. Peki onları coşturan kim?»

Bakmadığın yer

Bir gün içinde birbirini tutmayan duygular ve düşünceler yaşadığımızda, bunu genellikle bir kusur sayarız. İnsanın bir çekirdeği olması, düşüncelerinin bu çekirdekten çıkıp tutarlı bir çizgi izlemesi gerekir sanırız. Çizgi bozulduğunda da çekirdeğin bozuk olduğunu düşünürüz: dengesizim, kararsızım, kendimi bilmiyorum.

Zhuangzi'nin rüzgâr benzetmesi bu varsayımı yerinden oynatıyor. Ormandaki bir oyuk, ıslık çaldığı için ıslıkçı değildir; inlediği için de inleyen değildir. Ses oyuğun biçimiyle rüzgârın buluştuğu yerde doğar ve rüzgâr dinince oyuk boşalır. Nihan'ın günü bu ormana benziyor. Her çağrı içinden bir esinti geçiriyor ve Nihan'ın biçimi o esintiyi bir sese çeviriyor: acıma, öfke, sevinç, korku. Bu seslerin her biri gerçek. Ama hiçbiri Nihan'ın kendisi değil; her biri, o an içinden geçen rüzgârla onun biçiminin karşılaşması.

Zhuangzi aynı bölümde bunu doğrudan insanın iç dünyasına taşır. Sevinç ve öfke, hüzün ve haz, kaygı ve pişmanlık, der, boşluktan çıkan bir müzik gibi, rutubetten biten mantar gibi gelir; gece gündüz önümüzde birbirinin yerini alırlar ve nereden filizlendiklerini kimse bilmez.

«Rutubetten mantar» benzetmesi Nihan'ın öğleden sonraki korkusunu iyi anlatıyor. Bir sebep yoktu; çağrı sıradandı. Ama gün boyu biriken yorgunluk, havasız bir oda, günlerdir aranmayan bir anne; rutubet yeterince birikince mantar kendiliğinden bitti. Nihan bu korkuyu bir karakter özelliği saydı, oysa Zhuangzi'nin diliyle bir hava durumuydu.

Bu bakış dengesizliği mazur göstermek için değil. Zhuangzi duyguların kendiliğinden gelişini bir hüküm olarak değil, bir gözlem olarak koyuyor. Ondan çıkan sonuç, bu sesleri «ben» diye toplamaya çalıştıkça yorulduğumuz. Nihan'ın yorgunluğunun bir kısmı çağrılardan, ama bir kısmı da her çağrıdan sonra «şimdi ben neyim?» diye kendini yeniden tanımlamaya çalışmasından geliyor.

Derinleşme

Zhuangzi bu gözlemden hemen sonra Nihan'ın akşamki sorusunu, «hangisi benim?» sorusunu, kendisi sorar. Bunlar olmasa ben olmazdım, der; ben olmasam onları alacak kimse olmazdı. Buraya kadar yakınız; ama onları kimin yürüttüğünü bilmiyoruz:

«Sanki gerçek bir yönetici var; ama izini bir türlü bulamıyoruz.»

Zhuangzi'nin cevabı ne Buda'nınki gibi bir reddir, ne Epiktetos'unki gibi bir ad koymadır. Bir «sanki» ile durur. Belki bir yönetici var; işler yürüyor, bunu görüyoruz; ama biçimini göremiyoruz. Sonra insan bedenini sayar: yüz kemik, dokuz delik, altı iç organ. Hangisine daha yakınsın? Hepsini aynı mı seviyorsun? Hepsi hizmetkâr mı, yoksa sırayla birbirine efendi mi oluyorlar? Sorular cevapsız kalır ve bu bilerek yapılmıştır. «Düşünceyi gören kim?» sorusu Zhuangzi'de bir bilmece gibi değil, bir oyuk gibi açık bırakılır.

Lao Tzu'nun Daodejing'inin on altıncı bölümü bu açıklığın içinde ne yapılabileceğini söyler:

«Boşluğu en uca vardır, dinginliği sıkıca koru. On bin şey birlikte kıpırdar; ben onların dönüşünü seyrederim. Şeyler gürül gürül büyür, sonra her biri köküne döner.»

Burada da «seyreden ben» için Zhuangzi'nin kullandığı sözcük geçiyor: 吾. Ama bu ben bir yönetici gibi değil, bir boşluk gibi duruyor. On bin şey kıpırdıyor; ben onları durdurmuyorum, düzeltmiyorum, «ben»e katmıyorum. Yalnızca nasıl kalkıp nasıl köklerine döndüklerini görüyorum. Lao Tzu'nun boşluğu, Zhuangzi'nin oyuğuna benziyor: rüzgâr geçer, ses çıkar, rüzgâr diner, oyuk boşalır. Boşluk bir eksiklik değil, sesin mümkün olduğu yer.

Nihan için bu ne anlama gelebilir? Çağrı merkezinde günde seksen esinti durmayacak. Duygular gelmeye devam edecek; mantar rutubette bitmeye devam edecek. Ama Nihan her sesi bir kimlik hükmüne çevirmek zorunda değil. Bir öfke geldiğinde «ben öfkeli biriyim» yerine «şu an içimden öfke sesi geçti» diyebilir. Bir çağrı bittiğinde, kulaklığı çıkarmadan önce bir nefeslik süre oyuğun boşalmasına izin verebilir. Lao Tzu'nun deyişiyle şeylerin köküne dönüşünü seyredebilir: öfkenin, acımanın, korkunun gelip nasıl söndüğünü.

Akşam ablasına söylediği cümle de belki biraz değişir. «Bir saatte beş ayrı insan oluyorum» yerine şöyle diyebilir: «Bir saatte içimden beş ayrı rüzgâr geçiyor.» İlk cümle bir teşhis gibi; insanı bir hastalığın içine kapatıyor. İkincisi bir hava raporu gibi; yarın başka bir hava olacağını kendiliğinden içeriyor. Teşhis koyan cümle Nihan'dan bir şeyi düzeltmesini ister ve düzeltemeyince onu suçlar. Hava raporu ise yalnızca dikkat ister: bugün rüzgâr nereden esti, hangi oyuktan hangi ses çıktı, akşama doğru nasıl dindi. Ziqi'nin öğrencisine yaptığı da buydu; ona bir tanım vermedi, rüzgârı dinlemeyi öğretti.

Öbür bilgeler

Eskişehirli fizik öğretmeni Sinan'ın bir günde üç çelişen cümlesini Buda'yla konuşurken (BUD-K02.1), dal değiştiren maymun düşüncelerin hızını gösteriyordu; maymunun arkasına bir seyirci, bir tanık da yerleştirilmiyordu. Zhuangzi'nin oyukları aynı hızı bir ormanın sesine çeviriyor; ama Buda'dan farklı olarak kapıyı tümden kapatmıyor, bir «sanki» ile aralık bırakıyor.

Terzi Rıza Usta'nın geri gelen ceketinde Epiktetos (STO-K02.1) görünüşleri yargılayan akıl yetisini düşünceyi gören diye adlandırıyordu. Lao Tzu'nun seyreden'i yargılamıyor; yalnızca dönüşü izliyor. Stoacı kapıda durup soruyor, Daoist kapıyı açık bırakıp rüzgârın geçmesine bakıyor. İkisinin arasındaki fark, bir düşünceyle ne yapacağın sorusunda belirginleşiyor: sınamak mı, geçişine izin vermek mi?

Bugün bir kez dene

Bugün içinden geçen duyguları saymayı dene; tek tek, yargılamadan. Bir kâğıdın kenarına her birinin adını ve saatini yaz: «10.15 öfke», «11.40 sevinç», «15.00 sebepsiz korku».

Her birini yazarken onu bir kimlik cümlesine çevirme. «Öfkeliyim» yerine «öfke geçti» yaz.

Akşam listeye bak. Bu sesler sırayla nasıl geldi, nasıl dindi? Hangisi bir çağrıdan, bir sözden, bir olaydan doğdu; hangisi rutubetten biten mantar gibi kendiliğinden bitti?

Son olarak gün içinde bir kez, bir işi bitirdiğinde, bir nefeslik süre hiçbir şey yapma. Oyuğun boşalmasına izin ver.

Yanında taşıyacağın soru

Bugün içinden geçen rüzgârlardan hangisine kendi adını verdin?