İçeriğe geç

Buda ile · Zihin ve düşünce

Dal değiştiren maymun

Düşünceyi gören kim?

1.298 kelime · yaklaşık 6 dakika okuma · dinlemek için kadın ya da erkek anlatıcı sesi seçebilirsin

Açılış

Sinan kırk beş yaşında, Eskişehir'de bir Anadolu lisesinde fizik öğretmeni. Bu bahar müdür yardımcılığına başvurdu; görüşmeye girdi, iyi geçtiğini sandı. Bir hafta sonra listeye başka bir ismin yazıldığını öğretmenler odasında, çay ocağının yanında duydu.

O akşamdan beri kafasında bir cümle dönüyor: «Sen hep kenarda kalan adamsın.» Sinan bu cümleye inanıyor ve inanmasının sebebi de basit: bunu kimse ona söylemedi. Cümle kendi kafasından çıktı. Başkası söyleseydi itiraz ederdi; ama kendi düşüncesine kime itiraz edecek?

Ertesi sabah otobüste başka bir cümle beliriyor: «Bırak bu okulu, özel bir dershaneye geç, orada kıymetini bilirler.» Öğle arasında, bir öğrencisi deney düzeneğini kurup da sarkaç beklediği gibi salınınca sevinçle bağırdığında, bir üçüncüsü: «Senin yerin zaten burası, sınıf.» Akşam yemekte karısı ne olduğunu soruyor. Sinan ağzını açıyor ve duraksıyor. Hangisini anlatacak? Bir günde üç ayrı Sinan konuşmuş. Hepsi de «ben» diye.

Bilgenin kapısı

Pali kanonunun Saṃyutta Nikāya derlemesinde kısa bir konuşma var; adı «Öğrenmemiş» anlamına gelir. Buda burada şaşırtıcı bir karşılaştırma yapar. Sıradan bir insan, der, dört ana unsurdan oluşan bu bedenden soğuyabilir, ondan çözülebilir; çünkü bedenin biriktiği ve dağıldığı, edinildiği ve bırakıldığı görülür. Ama aynı insan «zihin», «düşünce», «bilinç» denen şeyden soğuyamaz:

«Çünkü uzun zamandır ona bağlanmış, onu kendi saymış, onu yanlış kavramıştır: ‹Bu benimdir, bu benim, bu benim özümdür.›»

Sonra daha da tuhaf bir şey söyler. Madem insan bir şeyi kendi özü sayacak, bedeni saysa daha iyi ederdi; çünkü beden bir yıl, on yıl, yüz yıl dayanır. Zihin ise gece gündüz bir şey olarak doğar, başka bir şey olarak söner:

«Ormanda dolaşan bir maymun gibidir. Bir dalı tutar, bırakır, bir başkasını tutar; onu da bırakır, yine bir başkasını tutar.»

Bakmadığın yer

Kim olduğumuzu düşündüğümüzde bedeni genellikle bir kabuk sayarız. Yaşlanır, kilo alır, saçları ağarır; bunlar bize olur ama biz değildir. Asıl «ben» içeridedir: düşünen, karar veren, kafamızın içinde konuşan. Bedenimizden kopabiliriz ama düşüncelerimiz bizizdir. Bir düşünceye itiraz etmek, kendine itiraz etmek gibi gelir.

Buda'nın karşılaştırması bu sıralamayı ters çeviriyor. Beden bir kabuk olabilir, ama en azından yıllarca aynı kalan bir kabuk. Düşünce ise bir dakika önceki düşünceyle bile aynı değil. Kendini bir şeye dayamak istiyorsan, der Buda, hiç değilse daha az kıpırdayan bir şey seç. Bunu, bedenin gerçek öz olduğunu söylemek için söylemiyor; konuşmanın sonunda bedenin de, duyguların da, bilincin de aynı soğumayla bırakıldığını anlatıyor. Karşılaştırmanın işi bir öz önermek değil, bir alışkanlığı sarsmak: en çok güvendiğimiz şeyin en az dayanıklı şey olduğunu göstermek.

Sinan'ın yaşadığı tam olarak maymunun ormandaki yolculuğu. «Kenarda kalan adam» bir daldı. «Dershaneye geç» başka bir dal. «Yerin sınıf» bir başkası. Maymun hepsini sırayla tuttu ve bıraktı. Sinan ise her dalı tuttuğu anda o dalın kendisi olduğunu sandı. Akşam yemeğindeki duraksama, bu sanının çatladığı andı: bir gün içinde birbirini yalanlayan üç cümle varsa, hangisi Sinan?

Buda'nın açıklamasında gözden kaçan bir ayrıntı var. İnsanın zihinden soğuyamamasının sebebi zihnin güvenilir olması değil, «uzun zamandır» ona bağlanmış olmasıdır. Yakınlık burada bir kanıt gibi işliyor. Sinan'ın düşüncesine inanmasının gerekçesi de buydu: kimse söylemedi, kendi kafamdan çıktı. Ama bir düşüncenin kendi kafamızdan çıkması onun doğru olduğunu göstermez; yalnızca yakın olduğunu gösterir. Başkasının ağzından duysak hemen tartacağımız bir cümleyi, kendi iç sesimizle duyunca tartmadan kabul ederiz.

Bu, düşünceleri küçümsemek anlamına gelmiyor. Sinan'ın üç cümlesinin her birinde bir parça doğru olabilir. Belki gerçekten yıllardır görünmez kaldı. Belki gerçekten başka bir yerde daha çok takdir görürdü. Belki gerçekten sınıfta en canlı hâlindedir. Mesele cümlelerin yanlış olması değil, her birinin gelir gelmez «işte ben buyum» kılığına girmesidir. Maymun kötü bir hayvan değil; yalnızca dal değiştirmeden duramıyor.

Derinleşme

Peki düşünce ben değilse, düşünceyi gören kim? Bu soru Buda'nın en kısa öğütlerinden birinin çevresinde açılıyor. Udāna derlemesinde Bāhiya adında bir münzevinin hikâyesi anlatılır. Bāhiya deniz kıyısında, kendisine saygı gösteren insanların arasında yaşar. Bir gün tek başına otururken aklına bir düşünce gelir: ben bu dünyada ermişlerden ya da ermişliğe giden yoldakilerden biriyim.

Metin bu düşüncenin yanlış olduğunu hemen söyler: eskiden bir akrabası olan bir tanrı Bāhiya'ya gelir ve ne ermiş olduğunu ne de o yolda bulunduğunu söyler. Hikâyenin bütün yolculuğu, bir insanın kendisi hakkında bir düşünceye inanmasıyla başlar. Bāhiya bu uyarı üzerine yola düşer, Buda'yı bulur ve üç kez öğüt ister. Buda ona şunu söyler:

«Görülende yalnızca görülen olacak; duyulanda yalnızca duyulan; düşünülende yalnızca düşünülen; bilinende yalnızca bilinen.»

Sujato'nun «düşünülen» diye çevirdiği Pali sözcük (muta) başka çevirilerde «duyumsanan» diye de karşılanır; dörtlünün bütünü ise duyuların ve zihnin önüne gelen her şeyi kapsar. Buda bu alıştırmanın sonucunu da söyler: böyle çalışırsan «onunla» olmazsın; «onunla» olmayınca «onun içinde» olmazsın.

Dikkat çekici olan, Buda'nın «düşünceyi gören kim?» sorusuna yeni bir «ben» ile cevap vermemesi. «Düşünce sen değilsin, sen düşünceyi seyreden tanıksın» demiyor. Böyle deseydi maymun yalnızca yeni bir dala, «tanık» dalına atlamış olurdu. Buda yalnızca düşünceyi kendi boyuna indiriyor: düşünülende yalnızca düşünülen. «Sen hep kenarda kalan adamsın» cümlesi geldiğinde, onda yalnızca o cümle var. Onun arkasında bir hüküm, bir kader, bir kimlik yok; o cümlenin üzerine bir «ben» kurulmadıkça.

Sinan için bunun pratik bir karşılığı var. Düşünceyle tartışmak zorunda değil; «hayır, ben kenarda kalan adam değilim» demek de aynı oyunun içinde kalmak olurdu, maymunu başka bir dala itmek. Yapabileceği şey daha sade: cümle geldiğinde onu bir cümle olarak duymak. «Kafamda bir cümle var: kenarda kalan adam.» Bu küçük ekleme, «ben kenarda kalan adamım» ile «aklımdan kenarda kalan adam olduğum düşüncesi geçiyor» arasındaki farktır. Birincisinde Sinan cümlenin içinde. İkincisinde cümle Sinan'ın önünde.

Akşam yemeğindeki duraksama aslında bu ikinci hâlin ilk anıydı. Üç cümleyi yan yana görünce, hiçbirinin tam olarak kendisi olmadığını sezdi. Karısına anlatabileceği şey üç Sinan'dan biri değil, üç cümlenin bir gün içinde nasıl gelip gittiğiydi. Bu, cümleleri yok saymak değil; onları bir haber gibi taşımak. Bir haber önemli olabilir, üzerine düşünülmeyi hak edebilir; ama haberi getiren ile haber aynı şey değildir.

Öbür bilgeler

Arabada eniştesiyle hayali kavgalar kuran Kerem'in hikâyesinde (BUD-K01.3) Buda, sık düşünülen şeyin gönlün eğimine dönüştüğünü anlatıyordu. Maymun benzetmesi aynı resme başka bir taraftan bakıyor: dallar gelip geçicidir, ama maymun hep aynı dallara uzanırsa ormanda bir patika açılır. Sinan «kenarda kalan adam» dalını her akşam tutarsa, o dal bir gün en kolay uzanılan dal olur.

Sokrates'in yalnızca «dur» diyen işaretini konuşurken (SOK-K01.3) Hülya'nın içinde beliren duraksama, bir cevap olarak dinlenmeyi bekliyordu. Buda'nın yaklaşımı bu duraksamayı da düşüncelerden biri sayar ve onu da kendi boyunda tutar. İki tutum birlikte okunduğunda bir ayrım beliriyor: bir iç sese kulak vermek başka, onu «ben» ilan etmek başka.

Bugün bir kez dene

Bugün kendinle ilgili bir hüküm cümlesi kafandan geçtiğinde onu yakala: «Ben hep...», «Ben hiçbir zaman...», «Ben zaten böyle biriyim...»

Cümleyi değiştirmeye ya da çürütmeye çalışma. Yalnızca başına küçük bir ek koy: «Aklımdan şu düşünce geçiyor: ...» ve cümleyi bu ekle bir kez içinden tekrarla.

Gün içinde kaç farklı «ben» cümlesi geldiğini say. Akşam onları alt alta yaz. Birbirini yalanlayan iki cümle bulursan ikisinin yanına da aynı soruyu not et: bunu kimse söylemeseydi, yalnızca bir başkasından duysaydım, inanır mıydım?

Yanında taşıyacağın soru

Bir düşünceye yalnızca senin kafandan çıktığı için mi inanıyorsun?