İçeriğe geç

Mevlânâ ile · Duygular

Ağlayıştım, gülüş oldum

Neden ürkek?

1.207 kelime · yaklaşık 5 dakika okuma · dinlemek için kadın ya da erkek anlatıcı sesi seçebilirsin

Açılış

Gökhan kırk bir yaşında, Ankara'da bir bankanın risk analizi biriminde çalışıyor. İşi, olası her kötü senaryoyu önceden görmek: bir kredinin batma ihtimalini, bir yatırımın kaybettirme olasılığını, piyasanın çöküş eşiklerini. İşinde çok iyi; yöneticileri onun «hiçbir şeyi gözden kaçırmayan» tavrını över.

Üç yıl önce boşandı. On iki yıllık evliliğin sonu acı olmuştu; Gökhan o günden beri kimseye yaklaşmadı. Altı ay önce bir arkadaşının doğum gününde Leyla'yla tanıştı. Leyla bir anaokulunda müzik öğretmeni; kahkahası odanın öbür ucundan duyulan, çocuklar gibi şaşırabilen biri. Birlikte geçirdikleri her akşam Gökhan'ın içinde bir şey kıpırdıyor; uzun zamandır hissetmediği bir hafiflik.

Ama Gökhan bu sevince teslim olamıyor. Her güzel akşamdan sonra eve dönerken kafasında bir analiz başlıyor: «Çok mu hızlı gidiyoruz? Ne istiyor benden? Bir yıl sonra ne olacak? Yine aynı hayal kırıklığı mı?» Leyla bir pazar günü onu denize götürmek istediğinde, Gökhan hava durumunu, yol trafiğini, olası aksaklıkları sıraladı; sonunda gitmediler. Leyla bir akşam, gülerek ama yorgun bir sesle, ona şunu söyledi: «Gökhan, seninle olmak çok güzel. Ama sen benimle olurken bile hep başka bir yerdesin; bir yıl sonrasında, bir felaketin içinde.»

Bilgenin kapısı

Mevlânâ'nın Divan-ı Kebir'deki en bilinen gazellerinden biri, bir dönüşümün sevincini anlatarak açılır:

«Ölüydüm, dirildim; ağlayıştım, gülüş oldum. Aşkın devleti geldi, ben de kalıcı bir devlet oldum.»

Gazelin devamında bir ses ona, bu sevince neden giremediğini söyler; ve şair her seferinde o engeli bırakır:

«Dedi ki: ‹Sen zekisin; hayalin ve şüphenin sarhoşusun.› Ahmak oldum, korkuya düştüm, her şeyden koptum.»

Mevlânâ'nın gazellerinde «aşk», çoğu zaman Tanrı'ya duyulan aşkın dilidir; ama bu dil, insanın insana, hayata, bir ana duyduğu sevince de kapı açar.

Bakmadığın yer

Sevinci genellikle kontrolle birlikte düşünürüz. Mutlu olmak için önce güvende olmak gerekir; güvende olmak için de her şeyi düşünmek, her riski hesaplamak. Akıllı insan, sevinmeden önce sevincin bedelini hesaplar. Gökhan'ın işi bu düşüncenin en saf hâliydi; ve iş, hayatının geri kalanına da sızmıştı. Leyla'yla geçirdiği her güzel akşam, bir risk analizinin konusu olmuştu.

Mevlânâ'nın gazeli bu hesaba başka bir yerden bakıyor. Gazeldeki ses, şairin sevince neden giremediğini söylüyor: «Sen zekisin; hayalin ve şüphenin sarhoşusun.» Zekâ burada bir övgü değil, bir teşhis. Hayalin sarhoşu olmak, gelecekte olabilecek her şeyi önceden kurmak; şüphenin sarhoşu olmak, her güzelliğin arkasında bir tuzak aramak. Gökhan tam olarak bu ikisinin sarhoşuydu. Bir yıl sonrasının hayalini kuruyor, Leyla'nın sevgisinin arkasında bir şüphe arıyordu. Ve bu sarhoşluk, şimdiki akşamın sevincine yer bırakmıyordu.

Şairin cevabı ilk bakışta tuhaf: «Ahmak oldum.» Bu, aklı bütünüyle bırakmak değil; sevince girerken aklın bekçiliğini bir an için gevşetmek. Çocukların sevinci böyledir: hesapsız, sonrasını düşünmeden. Leyla'nın şaşırabilen, odayı dolduran kahkahası da böyleydi. Gökhan bu kahkahaya hayrandı ama onu kendine yasaklıyordu; çünkü hesapsız sevinmek, ona tehlikeli bir saflık gibi geliyordu. Mevlânâ'nın gazelinde ise o «ahmaklık», bir zayıflık değil, bir cesaret.

Gazelin daha başında aynı ses bir kez daha konuşur: «Deli değilsin, bu eve layık değilsin.» Şair gider ve deli olur. Bu sahne bir aklın kaybı değil, bir eşiğin aşılması. Sevincin evine, her şeyi hesaplayan, her kapıyı önceden kontrol eden biri olarak girilmiyor; kapıda bir şey bırakmak gerekiyor. Gökhan'ın kapıda bırakması gereken, belki de hesap makinesiydi.

Gökhan'ın ürkekliğinin bir kökü de vardı: boşanma. On iki yıllık bir evliliğin acı sonu, ona güvenin bir bedeli olduğunu öğretmişti. Analiz, bir daha o kadar incinmemek için kurulmuş bir surdu. Bu sur onu korumuştu; ama aynı zamanda dışarıda bırakmıştı. Sevinç, surun dışında bekliyordu ve Gökhan surun içinden onu izliyor, ama kapıyı açmıyordu.

Derinleşme

Gazelin ortasına doğru, şairin bütün çabalarının ardından bir başka ses konuşur. Bu kez bir engel değil, bir müjde getirir:

«Yeni devlet bana dedi ki: ‹Yola düşme, kendini yorma; çünkü ben lütfumdan, cömertliğimden sana doğru geliyorum.›»

Bu beyit, sevinçle ilgili çok yerleşik bir inancı tersine çeviriyor: sevinci kazanmak, hak etmek, ona doğru koşmak gerektiği inancını. Mevlânâ'nın «yeni devleti» koşarak ulaşılan bir şey değil; kendisi gelen bir şey. Yorulmak, hesaplamak, önceden her riski kapatmaya çalışmak onu getirmiyor. Tersine, onun gelişini engelliyor. Sevinç, bir lütuf gibi, kapıyı açık bırakana gelir.

Gökhan bu beyti okuduğunda, Leyla'yla tanıştığı akşamı hatırlıyor. O akşam hiçbir şey hesaplamamıştı. Arkadaşının doğum gününe isteksizce gitmiş, köşede bir bardakla durmuştu. Leyla gelip yanında durmuş, bir şakaya gülmüştü; Gökhan da gülmüştü. Hiçbir analiz yapılmadan, hiçbir risk hesaplanmadan, bir sevinç kendiliğinden gelmişti. Ondan sonraki her akşam ise Gökhan, o kendiliğinden gelen sevinci kontrol altına almaya, garanti altına almaya çalışmış ve her seferinde onu biraz daha kaçırmıştı.

Bir cumartesi Leyla onu bir kez daha denize davet ediyor. Gökhan'ın kafasında yine bir liste başlıyor: hava, trafik, dönüş saati. Bu kez listeyi tamamlamıyor. «Tamam,» diyor, «gidelim.» Yolda trafik var; Gökhan'ın içinden bir ses yükseliyor ama Leyla radyoda çalan bir şarkıya eşlik etmeye başlayınca, Gökhan da kendini onunla birlikte söylerken buluyor. Kıyıya vardıklarında hava kapalı. Leyla ayakkabılarını çıkarıp suya giriyor; soğuk diye çığlık atıp gülüyor. Gökhan bir an durup sonra o da ayakkabılarını çıkarıyor. Su gerçekten soğuk. İkisi de gülüyor. Gökhan'ın kahkahası, kendi kulağına bile yabancı geliyor; en son ne zaman bu kadar yüksek sesle güldüğünü hatırlamıyor.

Dönüş yolunda Gökhan bir şey fark ediyor: o gün bir yıl sonrasını hiç düşünmedi. Hava kapalıydı, trafik vardı, su soğuktu; hiçbiri sevinci bozmadı. Hesaplamadığı için kaçırmadı. Mevlânâ'nın sesi gibi: yola düşme, yorulma; ben geliyorum.

O akşam Leyla'yı evine bıraktıktan sonra arabada bir süre oturuyor ve ona bir mesaj yazıyor; ilk kez bir analiz değil, bir itiraf: «Sana yaklaşmaktan korkuyorum. Eski yaralarımdan. Ama bugün korkmadım.» Leyla'nın cevabı kısa: «Biliyorum. Bekliyordum.»

Bu hikâyede bir dengeyi de korumak gerekiyor. Mevlânâ'nın «ahmaklığı» bütün dikkati bırakmak değildir. Bir ilişkide gerçek tehlike işaretleri, kontrol, aşağılama, şiddet gibi durumlar, görmezden gelinmemesi gereken uyarılardır; böyle bir durumda dikkatli olmak bir şüphe sarhoşluğu değil, bir korunmadır. Gökhan'ın şüphesi ise bir işarete değil, geçmişin yarasına dayanıyordu. Bir de, uzun süre güvenememek, her yakınlığı bir tehdit olarak görmek, eski bir ilişkinin bıraktığı izlerin bir sonucu olabilir; bir terapistle bu izleri konuşmak, yeni bir sevince alan açabilir.

Öbür bilgeler

Çankırılı mühendis Taner, sevinci hak etmediğini düşündüğü için ondan kaçıyordu; dedesinin köyündeki dere kenarında, ceviz ağacının altında oturduğu sabah bu kaçışı bıraktı (BUD-K03.7). Gökhan sevinci hak etmediğinden değil, onu garantiye almak istediğinden kaçırıyordu. Buda'nın erik ağacı ile Mevlânâ'nın yeni devleti aynı yerde buluşuyor: sevinç kazanılmaz, gelir; insan yalnızca ona yer açar.

Bebeğinin doğumunu kutlamayı «nazar değer» diye erteleyen çelik fabrikası teknisyeni Onur, mutluluğunu kaybetme korkusuyla kısıyordu; Epiktetos'un başak benzetmesi ona kırılganlığı adlandırmayı öğretmişti (STO-K03.7). Gökhan'ın analizleri de bir tür kontroldü. Epiktetos kırılganlığı kabul etmeyi, Mevlânâ ise kontrolü bir an için bırakmayı öneriyor; ikisi de sevinci garantinin dışında arıyor.

Bugün bir kez dene

Bugün seni sevindiren bir şey olduğunda, aklının hemen başlattığı hesabı fark et: bu ne kadar sürer, sonra ne olur, bir bedeli var mı?

O hesabı bir anlığına bırak. Mevlânâ'nın «ahmaklığı» gibi, sonrasını düşünmeden o anın içinde kal. Bir şarkıya eşlik et, bir şakaya gül, ayakkabılarını çıkar.

Gün bitmeden düşün: hesabını yapmadığın o anda bir şey kaybettin mi, yoksa bir şey mi geldi?

Yanında taşıyacağın soru

Sevincini garantiye almaya çalışırken, onu kaç kez kapıdan geri çevirdin?