İçeriğe geç

Gazâlî ile · Duygular

Seni koruyan, senin koruduğun

Neden ürkek?

1.223 kelime · yaklaşık 6 dakika okuma · dinlemek için kadın ya da erkek anlatıcı sesi seçebilirsin

Açılış

Yeliz kırk dört yaşında, Aksaray'da bir kargo şirketinin şube müdürü. On beş yıl önce bu şirkete gişe görevlisi olarak girdi; dağıtım planlamacısı oldu, sonra bölge sorumlusu. Bu yıl şubenin müdürlüğüne atandığında hayatının en mutlu günlerinden birini yaşadı. Annesini aradı, ağladılar; arkadaşları bir kutlama yaptı.

Sevinç birkaç hafta sürdü. Sonra başka bir şeye dönüştü. Yeliz artık her akşam şubenin rakamlarına bakıyor; bir gün gecikme oranı yükselse uyuyamıyor. Genç dağıtım sorumlusu Emre'nin bölge müdürüyle samimi konuştuğunu gördüğünde içi kasılıyor; «Benim yerime göz dikiyor» diye düşünüyor. Toplantılarda her hatası kayda geçecekmiş gibi tedirgin. Müdürlüğün getirdiği sevinç, onu kaybetme korkusuyla yer değiştirmiş.

Bir pazar akşamı on üç yaşındaki oğlu Arda, eskiden birlikte oynadıkları satranç tahtasını getiriyor. «Anne, bir oyun?» Yeliz telefonuna bakıyor; bölge müdüründen bir e-posta var. «Sonra oğlum.» Arda tahtayı geri götürüyor. Yeliz o gece düşünüyor: eskiden en sevdiği şey, oğluna satranç öğretmek, yeni gelen kuryelere en kısa rotaları göstermekti. Şimdi neden hiçbiri ona sevinç vermiyor?

Bilgenin kapısı

Gazâlî, İhyâ'nın şükür bahsinde, nimetlerin ve onların verdiği hazların türlerini sayar. İnsanın aldığı hazları üç kısma ayırır:

«Bil ki nimet, her türlü hoşa gidene verilen addır. İnsan açısından hazlar üç türlüdür: akla ait olanlar; bazı hayvanlarla paylaşılan bedensel olanlar; ve bütün hayvanlarla paylaşılan bedensel olanlar. Akla ait olanlar, bilgi ve hikmetin hazzı gibidir; bunlar hazların en az bulunanı ve en şereflisidir.»

Gazâlî, ikinci türün örneği olarak makam, üstünlük ve baskın gelme hazzını sayar ve bunun aslanda, kaplanda da bulunduğunu söyler. Sonra bilgi hazzının neden şerefli olduğunu açıklar:

«Bilgi seni korur, sen ise malı korursun. Bilgi harcandıkça artar, mal harcandıkça azalır. Mal çalınır, makamdan azledilir; ama bilgiye ne hırsızların ne de sultanların azil eli uzanır. Bu yüzden bilgi sahibi daima bir güven ferahlığı içindedir; mal ve makam sahibi ise daima bir korku sıkıntısı içindedir.»

Bakmadığın yer

Sevincin neden ürkek olduğunu genellikle kişinin karakterinde ararız: kötümser biridir, kaygılıdır, mutluluğa güvenmez. Gazâlî'nin metni başka bir yere bakmayı öneriyor: sevincin kaynağına. Bazı sevinçler, doğaları gereği ürkektir. Makamın sevinci böyledir: makam elden alınabilir, onu koruyan sürekli bir bekçiliğe ihtiyaç duyar. Mal da öyledir: çalınabilir, harcandıkça azalır. Bu sevinçler gelir, ama yanlarında kaybetme korkusunu da getirirler. Gazâlî'nin cümlesi açık: makam sahibi daima bir korku sıkıntısı içindedir.

Yeliz'in müdürlük sevincinin birkaç hafta içinde bir korkuya dönüşmesi bu yüzden şaşırtıcı değildi. Bu sevinç, onun bir yetkinliğinden değil, bir pozisyondan geliyordu; ve pozisyon, Yeliz'in elinde değil, bölge müdürünün, rakamların, rakiplerin elindeydi. Sevinç büyüdükçe koruma ihtiyacı da büyüyordu. Gece rakamlara bakmak, Emre'nin her samimi cümlesinde bir tehdit görmek, toplantılarda tedirgin olmak; bunların hepsi, ürkek bir sevincin bekçiliğiydi.

Gazâlî'nin ikinci tespiti daha da dikkat çekici: makam hazzı, insanın aslanla, kaplanla paylaştığı bir hazdır. Bu bir küçümseme değil, bir yerleştirme. Üstün gelmenin, bir sürünün başında olmanın sevinci gerçek bir sevinçtir; ama hayvanların da tattığı bir sevinçtir ve hayvanlar gibi, sürekli bir tetikte olmayı gerektirir. Aslan sürünün başında kalmak için her an genç bir rakibi kollar. Yeliz'in Emre'ye bakışı da tam buydu. Bu bakış Yeliz'in kendi geçmişini de unutturuyordu: on beş yıl önce, gişedeki genç kız da bir müdürün gözünde böyle bir «rakip» olabilirdi. O zaman ona rotaları öğreten, onu yetiştiren bir yönetici vardı; bugün Yeliz o yöneticinin yerindeydi ama onun sevincini değil, aslanın tedirginliğini taşıyordu.

Ama Gazâlî bir başka sevinç türünden de söz ediyor: bilgi ve hikmetin hazzı. Bu sevinç, onu taşıyanı korur; onu koruması gerekmez. Harcandıkça artar. Yeliz'in eski sevinçleri bu türdendi: oğluna satranç öğretmek, yeni kuryelere rotaları göstermek. Bunlar kimsenin elinden alamayacağı, verdikçe çoğalan sevinçlerdi. Ve Yeliz, ürkek sevincin bekçiliğine o kadar dalmıştı ki, bu sağlam sevinçlerin kapısını kapatmıştı.

Derinleşme

Gazâlî'nin «bilgi seni korur, sen malı korursun» cümlesi, iki tür sevinci birbirinden ayırmak için çok somut bir ölçü veriyor. Bir sevincin kaynağına bakarken sorulacak soru şu: ben mi onu koruyorum, yoksa o mu beni? Makam, mal, beğeni, unvan; bunları insan korur ve korudukça yorulur. Bir beceri, bir anlayış, bir sevgi, öğretilen bir şey; bunlar insanı korur ve verdikçe çoğalır.

Bu ayrım, makam ya da malın kötü olduğu anlamına gelmiyor. Gazâlî'nin kendi kitabı da bunları nimet sayıyor; insanın bunlara sevinmesini yasaklamıyor. Ama bu sevinçlerin doğasını bilmek, onlara ne kadar yaslanılacağını gösteriyor. Ürkek bir sevince bütün ağırlığını vermek, kırılgan bir dala tırmanmak gibidir. Sağlam bir sevinç ise kök gibi altta durur; üstteki dallar sallansa bile ağacı tutar.

Gazâlî aynı bölümde bir şey daha söyler: insanların çoğu bilgi hazzına ulaşamaz, çünkü onu hiç tatmamıştır; tatmayan bilmez, bilmeyen de özlemez. Yeliz için durum biraz farklıydı: o tatmıştı, ama unutmuştu. Satranç tahtasının başındaki o sabırlı saatler, yeni bir kuryenin gözlerinde bir şeyin yerine oturduğunu görmek; bunların tadı hâlâ hafızasındaydı. Ama makamın telaşı içinde bu tat, ulaşılamayacak kadar uzak görünüyordu.

Arda'nın satranç teklifinden bir hafta sonra Yeliz bir pazar sabahı tahtayı kendisi getiriyor. Arda şaşırıyor; sonra oturuyorlar. Arda'nın oyunu çok gelişmiş; Yeliz iki kez kaybediyor. Üçüncü oyunda Arda bir hamlesini açıklıyor; Yeliz ona eskiden öğrettiği bir açılışı, oğlunun şimdi kendisine öğrettiğini görüyor. O sabah telefonuna hiç bakmıyor. Öğleye doğru içinde uzun zamandır hissetmediği bir sevinç var; ve bu sevinç, onu kaybetme korkusunu getirmiyor.

Ertesi hafta şubede başka bir şey yapıyor. Emre'yi rakip gibi kollamak yerine, ona bir proje veriyor: yeni başlayan kuryelere rota eğitimi hazırlamak. İlk eğitimde kendisi de oturuyor; eski bir rota hilesini anlatıyor. Kuryelerden biri, bir haftalık gecikmeleri nasıl azalttıklarını anlatırken Yeliz'in içinde eski bir sevinç kıpırdıyor. Gazâlî'nin dediği gibi: verdikçe artan bir şey. Emre de birkaç hafta sonra ona teşekkür ediyor; kıskandığı genç, bir rakip olmaktan çıkıp bir öğrenciye dönüşüyor.

Gazâlî'nin hazlar sıralaması, onun inanç dünyasında en yükseğe Tanrı'yı bilmenin hazzını koyar; buradaki bilgi ve hikmet vurgusu bu çerçevenin bir parçasıdır. Ama bu sıralamanın gündelik hayata taşınabilecek bir yanı da var: sevincini nereye yasladığını bilmek. Bir terfinin, bir başarının sevinci meşrudur; ona sevinmek bir kusur değildir. Ayrıca iş yerindeki sürekli tetikte olma hâli, uyku bozukluğu ve tükenmişlik belirtileriyle birleşiyorsa, bunu yalnızca bir felsefi düzeltmeyle değil, iş yükünü ve destek imkânlarını gözden geçirerek ele almak gerekir.

Öbür bilgeler

Boşandıktan sonra her güzel akşamı bir risk analizine çeviren Ankaralı Gökhan, Mevlânâ'nın gazelinde «yeni devletin» kendiliğinden geldiğini duymuştu (MEV-K03.7). Yeliz'in sevinci de bir analiz yüzünden değil, bir bekçilik yüzünden ürkekti. Mevlânâ sevincin lütufla geldiğini, Gazâlî ise bazı sevinçlerin kaynağı yüzünden hep korunmak zorunda olduğunu gösteriyor. Biri kapıyı açmayı, öbürü hangi kapının açılacağını seçmeyi öğretiyor.

Kızı Nehir'in beşiği başında kırılganlığı adlandırmayı öğrenen Onur, Seneca'dan sevincin derindeki damarını aramayı öğrenmişti (STO-K03.7). Gazâlî'nin bilgi hazzı, o derin damarın bir başka adı gibi. Seneca yüzeydeki sıvayı, Gazâlî ise insanın korumak zorunda olduğu sevinci ürkek buluyor; ikisi de sevinci, elden alınamayacak bir yere yerleştirmeyi öneriyor.

Bugün bir kez dene

Bugün seni sevindiren şeyleri bir kâğıda yaz. Her birinin yanına Gazâlî'nin sorusunu sor: ben mi bunu koruyorum, yoksa bu mu beni?

İlk türdekilere, korumak zorunda olduğun sevinçlere, ne kadar yaslandığını gözle. Onlarla ilgili korkuların, gece uykularına mı giriyor?

İkinci türden, verdikçe çoğalan bir sevinci bu hafta yeniden ziyaret et: birine bir şey öğret, bildiğin bir beceriyi paylaş, eski bir oyunu yeniden oyna.

Yanında taşıyacağın soru

Sevincini, seni koruyan bir şeye mi, yoksa senin korumak zorunda olduğun bir şeye mi yasladın?