Açılış
Hayriye Hanım altmış üç yaşında, Rize'nin Ardeşen ilçesinde emekli bir ebe. Mahallede bir ölüm olsa, taziye evine ilk gidenlerden biri odur. Kırk yıl doğumlarda bulunmuş, sonra yaşlandıkça cenazelerde. «Acılı insanı yalnız bırakmayacaksın,» der. «Konuşacaksın, oyalayacaksın, aklını dağıtacaksın.»
Geçen ay komşusu Leman'ın kocası Necmi, çay bahçesinde yaprak toplarken kalp krizinden öldü. Elli dokuz yaşındaydı; sabah evden çıkarken ıslık çalıyordu. Hayriye Hanım o günden sonra her öğleden sonra Leman'a gitti. Oturdu, konuştu: emekli maaşının nasıl bağlanacağını, Necmi'nin bahçesinin kime kiralanabileceğini, kendi annesinin dul kaldıktan sonra nasıl toparlandığını anlattı. Leman ağlamaya başladığında elini tuttu: «Ağlama kızım, ruhu üzülür. Zaman her şeyi iyileştirir. Allah sabır versin.»
Leman her seferinde başını salladı. Hayriye Hanım gittikten sonra yatağa uzanıp tavana baktı. Ağlayamadı.
İkinci hafta Leman'ın köyden çocukluk arkadaşı Zeliha geldi. Üç gün kaldı. Hayriye Hanım bir öğleden sonra kapıyı çaldığında, Zeliha'yı mutfakta Leman'la birlikte otururken buldu. Masada bir sepet fasulye vardı; ikisi fasulye ayıklıyordu. Kimse konuşmuyordu. Leman'ın yüzü ıslaktı, ama ilk kez rahatlamış görünüyordu. Hayriye Hanım bir süre kapıda durdu. Sonra, ne yapacağını bilemeden, oturup o da fasulye ayıklamaya başladı ve bir şey anlatmaya başladı. Leman'ın yüzü yeniden kapandı.
Bilgenin kapısı
Dao De Jing'in elli altıncı bölümü, iki kısa cümleyle açılır. Wang Bi'nin yorumu, her cümlenin altına birkaç kelime ekler:
«Bilen konuşmaz; konuşan bilmez. Ağzını kapatır, kapılarını örter; keskinliğini köreltir, düğümlerini çözer; ışığını yumuşatır, tozuyla bir olur. Buna derin birlik denir.»
Wang Bi, «Bilen konuşmaz» cümlesine: «Kendiliğindenliğe uyduğu için.» «Konuşan bilmez» cümlesine: «İşlerin başlangıcını yarattığı için.»
Wang Bi'nin kısa notu dikkat çekici: konuşmak «işlerin başlangıcını yaratır». Söz bir şeyi anlatmakla kalmaz; bir iş başlatır, bir cevap bekler, bir düzen kurar. Lao Tzu'nun bilgesi, ışığını yumuşatıp karşısındakinin «tozuyla bir olur»: kendi parlaklığını ortaya koymak yerine, karşısındakinin karanlığına iner.
Bakmadığın yer
Hayriye Hanım'ın konuşmasında kötü bir niyet yoktu. Söylediklerinin çoğu doğruydu da: emekli maaşının bağlanması için gerçekten başvuru gerekiyordu, bahçenin gerçekten bir çaresine bakılmalıydı. Kırk yıllık ebeliğinde, doğum sancısı çeken kadınlara konuşarak, oyalayarak yardım etmişti. Aynı yöntemi şimdi acı çeken birine uyguluyordu. Ona göre konuşmak, yanında olmanın kendisiydi.
Ama Wang Bi'nin notu, Hayriye Hanım'ın bakmadığı bir yeri gösteriyor. Hayriye Hanım'ın her cümlesi Leman'a bir iş veriyordu. «Maaş başvurusu» bir iş, «bahçeyi kiraya ver» bir iş, «annem nasıl toparlandı» bile bir işti: Leman'ın da toparlanması gerektiğini söylüyordu. Her cümle bir cevap, bir baş sallama, bir «haklısın» bekliyordu. Leman bu işleri yaparken, tek yapmak istediği şeyi, yani Necmi için ağlamayı yapamıyordu.
«Ağlama, ruhu üzülür» cümlesi ise ayrıca ağırdı. Hayriye Hanım bunu bir teselli olarak söylüyordu; ama Leman'a ulaşan şey bir yasaktı. Leman ağlamaya başladığı her an, biri onu durduruyordu. Yasın tek doğal hareketi, bir öğütle kesiliyordu. Wang Bi'nin dediği gibi, kendiliğinden olan bir şeyin önüne bir söz konmuştu.
Zeliha'nın mutfağındaki sessizlik ise bir boşluk değildi. Zeliha fasulye ayıklıyor, Leman da ayıklıyordu; elleri meşguldü, ağızları serbestti. Kimse ondan bir cevap beklemiyordu. Leman ağlamak istediğinde ağlayabiliyor, durduğunda kimse ona «iyi gelmiş» demiyordu. Lao Tzu'nun deyişiyle Zeliha ışığını yumuşatmış, Leman'ın tozuyla bir olmuştu. Leman'ın ilk kez rahat görünmesinin nedeni buydu.
Hayriye Hanım'ın o gün kapıda durduğu an, bütün bunları bir an için görmüştü. Ama sessiz mutfağa oturduğunda, eli fasulyeye uzanırken, ağzı da kendiliğinden açıldı. Kırk yıllık alışkanlık, gördüğünden hızlı davranmıştı. Hayriye Hanım için susmak, yanında olmamak demekti; ve yanında olmamak, onun için katlanılmaz bir şeydi. Belki de konuşması, Leman'ın acısından önce kendi huzursuzluğunu yatıştırıyordu.
Derinleşme
Zhuangzi, bir bölümün sonunda, sözün ne işe yaradığını bir avcının araçlarıyla anlatır:
«Sepet balık içindir; balık tutulunca sepet unutulur. Tuzak tavşan içindir; tavşan tutulunca tuzak unutulur. Söz anlam içindir; anlam kavranınca söz unutulur. Sözü unutmuş bir insanı nereden bulayım da onunla bir konuşayım?»
Zhuangzi'nin son cümlesi bir çelişki gibi görünüyor: sözü unutmuş birini arıyor, ama onunla «konuşmak» için. Zhuangzi susmayı övmüyor; sözün kendisine takılmayan bir konuşmayı arıyor. Taziye cümleleri, Zhuangzi'nin deyişiyle, içinde balık olmayan sepetlerdi: «zaman her şeyi iyileştirir», «Allah sabır versin». Herkes bunları söyler, ama bu cümlelerle hiçbir şey tutulmaz.
Hayriye Hanım o akşam evine dönünce uzun süre oturdu. Sonraki günlerde Leman'a gitmeye devam etti, ama bir şeyi değiştirdi: elinde bir iş götürdü. Bir gün bir sepet çay yaprağı, bir gün örgüsü. Oturdu, işini yaptı. Konuşmak istediğinde kendine bir soru sordu: Bu cümle Leman'a bir iş mi verecek, yoksa bir şey mi alacak? Çoğu zaman cümleyi yuttu. İlk günler bu ona çok zor geldi; ellerindeki örgü sık sık durdu, boğazına bir şey takılır gibi oldu. Ama bir hafta sonra, Leman'ın kendiliğinden konuşmaya başladığını fark etti: Necmi'nin çay bahçesinde hangi sıranın en eski olduğunu, son yaz neden budamayı ertelediğini anlatıyordu. Hayriye Hanım dinledi ve bu anlatılanların, kendi kırk yıllık tesellilerinden hiçbirinin açamadığı bir kapıdan geldiğini gördü.
Kırkıncı günün akşamında, Leman'ın evinde mevlitten sonra kalabalık dağılmıştı. Hayriye Hanım ile Leman mutfakta yalnızdı. Hayriye Hanım bir süre bir şey demedi. Sonra, kimsenin kırk gündür yüksek sesle anmadığı bir şeyi söyledi: «Necmi sabahları bahçeye giderken ıslık çalardı. Ben pencereden duyardım, saati ondan bilirdim.» Leman bir an ona baktı. Sonra güldü; sonra ağladı. Hayriye Hanım bu kez «ağlama» demedi. Elini tuttu ve sustu.
Bu, Hayriye Hanım'ın bundan sonra hep susacağı anlamına gelmiyordu. Zeliha da tamamen susmamıştı; üç gün içinde birkaç kez Necmi'nin gençliğini, köydeki düğünlerini anmıştı. Hayriye Hanım'ın maaş bilgisi de boşa gitmedi: iki ay sonra Leman ona kendisi gelip başvurunun nasıl yapılacağını sordu ve Hayriye Hanım ona her adımı tek tek gösterdi. O gün aynı bilgi, sorulduğu için bir yardım oldu. Lao Tzu'nun ayrımı, sözün kendisiyle değil, sözün kime, ne zaman ve neyi başlatarak söylendiğiyle ilgili.
Öbür bilgeler
Dokuma atölyesinin temsilcisi Şenol'un kırk beş dakikalık toplantıları da yemekhanede altmış kişiyi susturuyor, söz ancak çay ocağında, ondan uzakta açılıyordu (NAS-K08.1). Hayriye Hanım'ın taziye cümleleri de aynı işi görüyordu: konuşan biri, öbürünün sesine yer bırakmıyordu. Hoca kürsüden inip cemaati birbirine konuşturur; Lao Tzu ışığını yumuşatıp karşısındakinin karanlığına iner. Şenol da Hayriye Hanım da, en çok söz söyledikleri yerde, başkasının sözünü kapattıklarını geç gördü.
Kastamonu'da emekli postacı İsmail Bey, kırk bir yıllık eşini kaybettikten sonra hiç ağlamamış, her sabah bir şeyi tamir ederek, kızına her pazar «İyiyim» diyerek altı ay geçirmişti (MEV-K03.1). Leman da, Hayriye Hanım'ın cümleleri arasında ağlayamıyordu. İsmail Bey'i susturan kendi «güçlülüğü», Leman'ı susturan bir başkasının tesellisiydi. Mevlânâ duyguları kapıdan içeri alınacak misafirlere benzetir; Lao Tzu kendiliğinden olanın önüne söz koymamayı öğütler. İkisinde de yas, ancak önü açıldığında akıyor.
Bugün bir kez dene
Yakın zamanda acı yaşayan birini düşün. Ona en son ne söyledin? O cümle ondan bir şey bekledi mi: bir cevap, bir «haklısın», bir toparlanma?
Bu hafta onun yanına giderken eline bir iş al: bir örgü, bir sepet, birlikte katlanacak çamaşır. Yanında otur ve konuşmak istediğinde bir an bekle. Söyleyeceğin cümle, onun için bir iş mi başlatıyor, yoksa bir yük mü alıyor?
Yanında taşıyacağın soru
Konuştuğunda, karşındakine bir yer mi açıyorsun, yoksa ona bir iş mi veriyorsun?