Açılış
Berrin otuz dört yaşında, İznik'te kendi çini atölyesini işletiyor. Göl kıyısındaki eski bir evin alt katında fırını, tezgâhı, boya kavanozları var. Lale, karanfil, sümbül; İznik'in klasik desenlerini çalışıyor ve iyi çalışıyor. Son dört yılda iki ulusal seramik yarışmasında ödül aldı.
Her yarışmadan önce Berrin'in bir hazırlık ritüeli var. Üç hafta boyunca şekeri, kahveyi, eti bırakıyor; yalnızca sebze suyu ve çorba. «Arınıyorum,» diyor. «Elim daha temiz çiziyor.» Bu hazırlığı internette de paylaşıyor; takipçileri ona «disiplin kraliçesi» diyor.
Bu yıl bir şey ters gitti. Arınma haftalarının tam ortasında, yarışma için hazırladığı büyük panoya bakarken Berrin bir şey fark etti: desenler kusursuzdu ama ölüydü. Lalelerin her biri ötekinin aynısıydı. Atölyeye uğrayan yaşlı ustası Hayriye Hanım da panoya uzun uzun baktı, sonra yalnızca şunu dedi: «Kızım, bu laleleri jüri için çizmişsin.» Berrin kızdı. Üç haftadır aç kalıyordu, elinden gelen her şeyi yapıyordu. Hayriye Hanım ne demek istiyordu?
O gece Berrin telefonunu açtı ve geçen yılın ödül fotoğrafına baktı. Sonra kendini yarışmanın sonuçlarını, jürinin yüzünü, takipçilerinin yorumlarını hayal ederken buldu. Aklının bir saniye bile çiniye gitmediğini fark etti.
Bilgenin kapısı
Zhuangzi'nin on dokuzuncu bölümü «Da sheng», hayatı kavramak üzerinedir ve ustalara dair kısa hikâyelerle doludur. Bunlardan birinde Lu ülkesinin baş marangozu Qing, çalgı askısı oyar:
«Usta Qing tahtadan bir çalgı askısı oydu. Askı bitince, görenler onu sanki tanrıların ya da ruhların işi sandılar. Lu prensi onu görünce sordu: "Bunu hangi sırla yaptın?" Qing cevap verdi: "Ben bir zanaatkârım, ne sırrım olabilir? Yine de bir şey var. Bir askı yapacağım zaman, gücümü hiç boşa harcamam; mutlaka oruç tutarak gönlümü dinginleştiririm. Üç gün oruç tutunca, ödül, takdir, rütbe ve maaş düşünmeye cesaret edemem. Beş gün oruç tutunca, övgüyü ve yergiyi, ustalığı ve beceriksizliği düşünmeye cesaret edemem. Yedi gün oruç tutunca, dört uzvum ve bir bedenim olduğunu birden unuturum. … Sonra ormana girerim ve ağaçların doğasına bakarım."»
Metindeki kelime 齊 (zhai), burada 齋 anlamında: oruç, perhiz, arınma. Ama Qing'in orucunun konusu yemek değildir.
Bakmadığın yer
Perhizi genellikle bedenle ilgili bir şey olarak düşünürüz: yemekten, içecekten, bir alışkanlıktan uzak durmak. Berrin'in arınma haftaları da böyleydi. Şekeri, kahveyi, eti bırakıyor, sebze suyuyla yaşıyordu. Bunun eline, çizgisine, işine yansıyacağına inanıyordu. Ve bir ölçüde haklıydı da: aç kalmak ona bir disiplin duygusu veriyordu.
Qing'in orucu ise başka bir şeyden uzak durur. Üç gün sonra ödülü düşünmez; beş gün sonra övgüyü ve yergiyi, ustalığını ve beceriksizliğini düşünmez; yedi gün sonra bedenini bile unutur. Bu sıralama dikkat çekici. Qing'in bıraktığı ilk şey yemek değil, ödüldür. İkincisi, başkalarının ne diyeceğidir. Ve bunların ardından, ancak en sonunda, beden gelir. Qing için asıl perhiz, kafasındaki jüriden uzak durmaktır.
Berrin'in sıralaması ise tersineydi. O, üç hafta boyunca bedenine perhiz uygulamış ama kafasındaki jüriye hiç dokunmamıştı. Tam tersine, aç kaldıkça jürinin sesi daha da yükseliyordu. Sebze suyunu içerken ödülü düşünüyor, desen çizerken takipçilerinin yorumlarını hayal ediyordu. Hayriye Hanım'ın «jüri için çizmişsin» cümlesi tam olarak bunu söylüyordu: Berrin bedeniyle oruç tutuyor, ama zihniyle ziyafet çekiyordu. Ve o ziyafetin menüsü ödüldü, övgüydü, alkıştı.
Zhuangzi'nin dördüncü bölümünde Konfüçyüs'le Yan Hui arasında geçen bir konuşma, bu ayrımı daha da açık yapar. Yan Hui hocasına sorar: «Ailem yoksul; aylardır ne şarap içtim ne de et yedim. Bu oruç sayılmaz mı?» Konfüçyüs cevap verir: «Bu kurban töreninin orucudur, gönlün orucu değildir.»
Bu cevap bedensel perhizi küçümsemiyor; ona bir ad veriyor: törensel oruç. Ama aynı zamanda onun yetmediğini söylüyor. Berrin'in arınma haftaları bir törendi; gerçek ve emek isteyen bir tören. Ama tören, gönlün orucunun yerini tutmuyordu.
Bir de Qing'in orucunun nereye vardığına bakmak gerekiyor. Yedinci günün sonunda Qing bir şey yapmaz, bir yere gider: ormana. «Ağaçların doğasına bakarım.» Perhizin sonunda bir boşluk değil, bir bakış vardır. Qing kafasındaki ödülü ve jüriyi boşalttığında, ilk kez ağacın kendisini görür. Berrin ise dört yıldır laleleri, jürinin beğendiği lalelerden kopyalıyordu. Gerçek bir laleye en son ne zaman baktığını hatırlamıyordu.
Derinleşme
Berrin, Hayriye Hanım'ın sözünden sonraki hafta, bir şey yaptı ki kendisi bile şaşırdı: sebze suyu orucunu bıraktı. Normal yemeye başladı, sabah kahvesini yeniden içti. Ama başka bir orucu başlattı; Qing'in sıralamasıyla, kendi diline çevirerek.
İlk üç gün, yarışmayı düşünmemeye çalıştı. Bu, sebze suyundan çok daha zordu. Ödül fikri her an geri geliyordu: fırına çini koyarken, fırçayı boyaya batırırken. Berrin bunu bir kâğıda not etmeye başladı; aklına ödül her geldiğinde bir çizgi. İlk gün otuz yedi çizgi oldu. Üçüncü gün on dört.
Sonraki beş gün telefonunu atölyenin dışında, arabada bıraktı. Takipçilerinin yorumlarını, eski ödül fotoğraflarını, başka sanatçıların işlerini görmedi. Qing'in dediği gibi, ne övgüyü ne yergiyi, ne ustalığını ne beceriksizliğini düşünmeye çalıştı. Bu günlerde atölyede bir şey değişti: Berrin aynı lale desenini yeniden çizmeyi bıraktı. Ne çizeceğini bilmiyordu.
Yedinci günün sabahı, Qing gibi, dışarı çıktı. Atölyesine yürüme mesafesindeki bir köyün kenarında, bir bahçede, yabani laleler açmıştı. Berrin bir saat boyunca yalnızca baktı. Lalelerin hiçbiri ötekine benzemiyordu. Biri rüzgârla yan yatmıştı, biri yarı açıktı, birinin yaprağı bir böcek tarafından yenmişti. Klasik İznik lalesinin o kusursuz kıvrımı, bu yabani lalelerin hiçbirinde yoktu; ama onların hepsinde, Berrin'in panosundaki lalelerde olmayan bir şey vardı.
O hafta Berrin yarışma panosunu baştan yaptı. Lalelerin her biri biraz farklıydı: biri hafifçe eğik, biri yarı açık, birinin yaprağının kenarı kesik. Hayriye Hanım panoya baktığında bu kez uzun süre sustu, sonra parmağıyla yarı açık laleye dokundu: «Bu nereden geldi?» Berrin güldü: «Bahçeden.»
Berrin o yıl yarışmada ödül almadı. Ama Qing'in hikâyesinin sonunu hatırladı: insanlar askıyı ruhların işi sanmıştı, ama Qing bunu ödül için değil, ağacın doğasıyla kendi doğasını buluşturmak için yapmıştı. Berrin yarışmadan sonra ilk kez, bir panoyu satmak yerine atölyenin duvarına astı. Altına küçük bir not yazdı: «Yedinci gün.»
Burada iki şeyin altını çizmek gerekiyor. Birincisi, Qing'in «yedi gün oruç»u metinde bir zihin arınması olarak geçer; buradan uzun süreli yemek yoksunluğu önerisi çıkarılmamalıdır. Sebze suyuyla haftalarca beslenmek gibi uygulamalar bedeni zayıflatabilir, özellikle düzenli bir işi ve fiziksel emeği olan biri için; beslenme düzeninde köklü bir değişiklik yapılacaksa bir hekime danışmak gerekir. İkincisi, işini başkalarının onayına bu kadar bağlamış biri için onaydan uzaklaşmak kolay değildir; bu yük kaygıya, uykusuzluğa, işten soğumaya dönüşmüşse bir psikologla konuşmak işe yarar.
Öbür bilgeler
Alanya'daki Cüneyt, üç aylık bir ölçüm tablosuyla ailesinin neyi gerçekten özlediğini görmüştü (STO-K04.8). Berrin'in yedi günlük orucu da bir ölçümdü; ama Cüneyt bir gelirin yokluğunu ölçerken, Berrin bir alkışın yokluğunu ölçtü. Epikuros «ne kadar eksik kalıyorum?» diye sorar; Qing ise «ödülü bırakınca geriye ne kalıyor?» diye. İkisinin cevabı da beklenenden sadeydi.
Yozgat'taki Nazife'nin hekimi, onun bedeninin ortayı hiç tanımadığını söylemişti (GAZ-K04.8). Berrin'in sorunu ise bedeninde değil, kafasındaki sofradaydı: aç bir beden ama doymak bilmeyen bir onay iştahı. Gazâlî'nin karıncası kızgın halkanın ortasını arar; Qing ise halkanın kendisini, yani ödülü ve övgüyü, bir kenara koyar.
Bugün bir kez dene
Bir perhiz uyguladığın bir alanı düşün: yemek, ekran, harcama. Kendine sor: bu perhizi uygularken kafamda kim oturuyor? Bir jüri mi, bir izleyici mi, bir alkış mı?
Bugün Qing'in ilk adımını dene: yaptığın işin karşılığında alacağın ödülü, takdiri, beğeniyi düşünmeden çalışmaya çalış. Aklına her geldiğinde bir kâğıda bir çizgi çek.
Bu hafta bir kez, işinin konusunu gerçekte gör: bir ağacı, bir çiçeği, bir insanı, bir malzemeyi. Kopyasını değil, kendisini.
Yanında taşıyacağın soru
Bedeninle oruç tutarken, zihninle neyi yemeye devam ediyorsun?