Açılış
Nail elli sekiz yaşında, Rize'de iki çay fabrikasının sahibi. On altı yaşında babasının dört dönümlük bahçesinde yaprak toplamaya başladı. Otuz yaşında ilk küçük atölyesini kurdu, kırk beşinde ilk fabrikasını, elli ikisinde ikincisini. Şimdi Çayeli'ne doğru üçüncü bir fabrika için arsa bakıyor. Bir yandan da belediye meclisine aday olmayı düşünüyor; şehirde herkes onu tanıyor, adının bir yerde yazılmasını istiyor.
Geçen ay bir sabah başı döndü, masasına tutundu. Hekimi tansiyonunu ölçtü ve uzun bir süre sustu. Sonra ona bir şey söyledi: «Nail Bey, bu tempoyla devam ederseniz üçüncü fabrikanın açılışını görür müsünüz, bilmiyorum.» Nail güldü, ilaçlarını aldı, ertesi gün arsa sahibiyle buluştu.
Ama o hafta bir akşam, ikinci fabrikanın bürosunda geç saatte yalnız otururken bir şey fark etti. Üçüncü fabrikayı neden istediğini kendine sorduğunda, bir cevap bulamıyordu. Para yetiyordu. Çocuklarının işi vardı. Şehirde zaten saygı görüyordu. İstiyordu, ama ne için istediğini bilmiyordu. Sanki istemek, kendi başına yürüyen bir makineydi; Nail yalnızca onun yolcusuydu.
Bilgenin kapısı
Dao De Jing'in kırk dördüncü bölümü üç kısa soruyla açılır:
«Ün mü, beden mi, hangisi daha yakın? Beden mi, mal mı, hangisi daha çok? Kazanmak mı, kaybetmek mi, hangisi daha çok hastalık? Bu yüzden aşırı sevgi büyük bedel ister; çok biriktirmek ağır kayba yol açar. Yetinmeyi bilen utanca düşmez; durmayı bilen tehlikeye girmez; uzun sürebilir.»
Wang Bi, metnin en eski yorumcularından biri, ikinci sorunun altına kısa bir not düşer: «Mala doymadan açgözlülük edenin bedeni mutlaka azalır.» (貪貨無厭,其身必少) Çincede «durmayı bilmek», 知止 (zhi zhi), bir sınırı tanımak demektir.
Bakmadığın yer
İstemeyi genellikle büyümenin doğal bir parçası olarak görürüz. Çalışkan insan ister, ister ki büyüsün; isteği olmayan durgun kalır. Bir fabrikayı ikincisi, ikincisini üçüncüsü izler; bu bir ilerleme çizgisidir. Nail de hayatını bu çizgi üzerinde kurmuştu. Dört dönümden iki fabrikaya; her basamak bir öncekinin doğal devamıydı.
Lao Tzu'nun üç sorusu bu çizgiye yandan bakıyor. Ün mü, beden mi daha yakın? Beden mi, mal mı daha çok? Bu sorular bir hesap sorusu gibi duruyor, ama cevabı herkes biliyor: elbette beden. Ama insan, cevabı bildiği hâlde, ünü ve malı bedenin önüne koyarak yaşayabilir. Nail'in hekiminin sorusu tam olarak bu üç soruydu, yalnızca tıbbi bir dille sorulmuştu. Nail cevabı biliyordu; ama ertesi gün arsa sahibiyle buluşmaya gitti.
Bu, Lao Tzu'nun «aşırı sevgi» dediği şeyin işleyişiydi. Nail fabrikaları seviyordu; bu sevgi bir zamanlar onu yoksulluktan çıkarmıştı. Ama sevgi aşırılaştığında, kendi bedelini bir bedenden, bir aileden, bir sağlıktan almaya başlıyordu. Ve en tuhafı, sevginin nesnesi silikleşmişti. Nail üçüncü fabrikayı neden istediğini bilmiyordu. İstemek, nesnesinden kopmuş, kendi başına yürüyordu.
Lao Tzu'nun kapanış cümlesi bu kopukluğun panzehirini söylüyor: yetinmeyi bilmek, durmayı bilmek. Burada «bilmek» kelimesi önemli. Lao Tzu yetinmeyi bir zorunluluk gibi değil, bir bilgi gibi anlatıyor. Ne zaman yettiğini bilmek, bir sınırı tanımak. Nail'in hayatında bu bilgi hiç kurulmamıştı. Her basamakta «yeter» denebilecek bir an vardı; ama Nail o anı tanımamış, bir sonraki basamağa geçmişti. Durmayı bilmeyen için, istemenin bir sonu yoktu; yalnızca bedenin bir sınırı vardı.
Üç sorunun ilki, Nail'in meclis adaylığına da dokunuyordu. Adının bir yerde yazılmasını istemek, fabrikadan bile daha belirsiz bir istekti; bir ad neye yarardı, ne zaman yeterdi? Nail kendine bunu sorduğunda yine bir cevap bulamadı. Belediye meclisinde ne yapacağını, hangi derdi çözeceğini hiç düşünmemişti; yalnızca adının o listede olmasını istiyordu. Lao Tzu'nun dilinde bu, adın bedene yakın olduğunu sanmaktı. Oysa ad, bedenden ayrı yürüyordu; beden yorulup dururken bile ad bir sonraki listeyi, bir sonraki kürsüyü istemeye devam edebiliyordu.
Derinleşme
Zhuangzi kitabının ilk bölümünde, efsanevi hükümdar Yao tahtını münzevi bir bilge olan Xu You'ya bırakmak ister. Xu You geri çevirir:
«Siz yönettiğinizden beri ülke huzur içinde. Şimdi ben sizin yerinizi alsam, bir ün mü kazanacağım? Ün, gerçeğin konuğudur; ben konuk mu olacağım? Derin ormanda yuva kuran küçük kuş tek bir daldan fazlasını kullanmaz. Nehirden su içen köstebek karnını doyuracak kadarından fazlasını içmez. Geri dönün, efendim; benim ülkeyle yapacak bir işim yok.»
Xu You'nun iki hayvanı istemenin ölçüsünü bedenin kendisine bağlıyor. Kuş bütün ormanın içinde yaşar, ama bir dala sığar. Köstebek koca bir nehrin kıyısındadır, ama bir karın dolusu içer. Orman ve nehir yok olmuyor; yalnızca bir canlının ihtiyacı, onun bedenin ölçüsüyle sınırlı kalıyor. Giles'ın «tapir» diye çevirdiği hayvan, Çincede 偃鼠, toprak altında yaşayan küçük bir kemirgendir; bütün nehir önündedir, ama içtiği bir yudumdur.
Nail bir eylül sabahı, ikinci hasadın son haftasında, fabrikaya gitmek yerine babasından kalan eski bahçeye çıktı. Bahçe hâlâ duruyordu; yaprakları yine köydeki kadınlar topluyordu. Nail onlara katıldı, kırk iki yıl sonra ilk kez, sırtında sepetle. Yarım saat sonra nefesi tıkandı, bir çay ağacının dibine oturdu. Başının üstünde bir dalda küçük bir kuş, bir kızılgerdan, öğle sıcağında kıpırdamadan duruyordu. Bütün yamaç onundu; ama o, tek bir dala sığmıştı.
O akşam Nail eski defterlerini açtı ve basit bir hesap yaptı. İki fabrika ona, ailesine ve yüz yirmi çalışana yetiyordu. Üçüncüsünün getireceği para onun hayatında hiçbir şeyi değiştirmeyecekti; ama üçüncüsünün alacağı yıllar, hekiminin sözüyle, hayatın kendisi olabilirdi. Lao Tzu'nun sorusu ilk kez bir hesap sorusu gibi değil, gerçek bir soru gibi geldi: kazanmak mı, kaybetmek mi, hangisi daha çok hastalık?
Ertesi hafta arsa sahibini aradı ve görüşmeyi iptal etti. Meclis adaylığı fikrini de rafa kaldırdı. İkinci fabrikanın yönetimini oğluna devretti; birincisinde, sabahları, eskisi gibi kendi kalıyor. Öğleden sonraları ise haftada iki gün bahçeye çıkıyor. Sepet artık sırtında değil; ama yaprak toplayanların yanında oturup onların konuşmasını dinliyor. Şehirde hâlâ adı biliniyor; ama Xu You'nun dediği gibi, ünün yalnızca gerçeğin konuğu olduğunu artık daha iyi anlıyor.
Bu hikâye büyümeye karşı bir vaaz değil. Nail'in fabrikaları yüz yirmi kişiye iş veriyor; onları kurmak bir açgözlülük değil, bir emekti. Lao Tzu da her istemeyi kınamıyor; aşırı sevgiyi ve biriktirmeyi, durmayı bilmeyen istemeyi kınıyor. Bir de, Nail'in hikâyesindeki tansiyon, bir felsefi uyarı değil, tıbbi bir durumdu. Yüksek tansiyon ilaçla, düzenli kontrolle ve yaşam biçimindeki değişikliklerle tedavi edilir; Nail'in bahçe yürüyüşleri, hekiminin verdiği tedavinin yerine değil, yanına konmuş bir adımdı.
Öbür bilgeler
Bursa'daki kalite müdürü Zehra, kızının voleybol maçında telefonunu evde bırakıp tribünden el sallamayı öğrenmişti; Epiktetos ona henüz gelmemiş tabağa uzanmamayı göstermişti (STO-K04.1). Nail'in tabağı ise yıllardır önüne gelmeye devam ediyordu; onun öğrenmesi gereken, tabağa uzanmamak değil, tabak geldiğinde «yeter» diyebilmekti. Epiktetos'un ziyafeti ile Lao Tzu'nun kuşu aynı sofrada buluşuyor.
Denizli'de işten işe atlayan İpek'in huzursuzluğu yataydı; Nail'inki dikey bir büyüme çizgisiydi (BUD-K04.1). Buda'nın maymunu daldan dala atlıyordu; Zhuangzi'nin kuşu ise tek bir dalda kalıyordu. İkisi de aynı ormandaydı. Fark, ormanın büyüklüğünde değil, bir dalın yetip yetmediğini bilmekteydi.
Bugün bir kez dene
Şu an büyütmeye çalıştığın bir şeye bak: bir birikim, bir ün, bir işletme, bir koleksiyon. Kendine Lao Tzu'nun üç sorusunu sor: bu mu, beden mi daha yakın? Bu mu, sağlığım mı daha çok? Bunu kazanmak mı, kaybetmek mi daha çok hastalık?
Sonra Xu You'nun ölçüsünü uygula: bu konuda senin «bir dalın», «bir karın dolusu»n ne kadar? Bir sayı, bir miktar, bir sınır yaz.
Bu hafta bir kez, bir şey daha istediğin anda, o yazdığın sınıra bak. Yetip yetmediğini bilmeyi dene.
Yanında taşıyacağın soru
Bütün orman önündeyken, sana gerçekten kaç dal yetiyor?