Açılış
Cem otuz dört yaşında, Antalya'da büyük bir otelin ön büro müdürü. İyi kazanıyor. Her yıl telefonunu yeniliyor. Geçen yıl arabasını değiştirdi, bu yıl bileğinde yeni bir saat var. Akşamları işten dönünce koltuğa uzanıyor ve alışveriş uygulamalarında geziniyor: bir kulaklık, bir koşu ayakkabısı, bir kahve makinesi, bir kamp sandalyesi. Sepete atıyor, çıkarıyor, yeniden atıyor.
Bir pazar Cem, balkondaki dolabı toplarken üç kutu buldu. Biri üç ay önce aldığı bir kulaklıktı; ambalajı hâlâ açılmamıştı. Öteki iki kutuyu ne zaman aldığını hatırlamıyordu. Kutuların başında uzun süre durdu. Kulaklığı sipariş ettiği akşamı hatırladı: bir hafta boyunca modelleri karşılaştırmış, yorumları okumuş, indirim beklemiş, sonunda sipariş verdiğinde içi kıpır kıpır olmuştu. Kargo geldiğinde de sevinmişti. Ama kutuyu açmaya bir türlü sıra gelmemişti; çünkü o hafta aklı yeni bir saate kaymıştı.
Kredi kartı ekstresi her ay biraz daha uzuyor. Eşi Selin bir akşam ekstreyi gördü ve sessizce bir şey sordu: «Cem, bunların hangisini gerçekten istedin?» Cem gülerek «Hepsini» dedi. Ama o gece uyuyamadı. Balkondaki açılmamış kulaklık aklından çıkmıyordu. Galiba istediği şey kulaklık değildi. İstediği, istemenin kendisiydi.
Bilgenin kapısı
Gazâlî, İhyâ'nın arzular üzerine yazdığı kitabını, insanın arzularının nasıl birbirini doğurduğunu anlatarak açar. Ona göre her şey midenin arzusuyla başlar; sonra bir zincir gibi uzar:
«Mide, gerçekte arzuların kaynağı, hastalıkların ve afetlerin filizlendiği topraktır. Onun ardından bedenin öteki arzuları gelir. Sonra yeme ve öteki arzuların ardından, bunlara daha bol ulaşmanın aracı olan makama ve mala karşı şiddetli bir istek gelir. Sonra malı ve makamı çoğaltmanın ardından türlü kibirler, rekabetler ve hasetler gelir. Sonra bunların arasından gösteriş ve övünme, çokluk yarışı ve büyüklenme doğar.»
Gazâlî bu zinciri, kendini nefsin terbiyesine adayanlara yazdığı bir kitapta, ahiret kaygısıyla kurar. Ama zincirin yapısı, bugün bir alışveriş uygulamasında da aynen işliyor: bir istek, kendisinden sonraki isteğin aracına dönüşüyor.
Bakmadığın yer
İstemeyi genellikle bir nesneye yönelmiş bir şey olarak düşünürüz. Bir şeyi isteriz; ona ulaşınca istek söner; sonra başka bir şey isteriz. Her istek kendi nesnesiyle başlar ve biter. Bu bakışta sorun, yanlış şeyleri istemekte ya da çok şey istemektedir; doğru şeyi bulunca istek dinecektir. Cem de yıllarca böyle düşünmüştü: doğru telefonu, doğru arabayı, doğru saati bulunca bir yere varacaktı.
Gazâlî'nin zinciri bu bakışın gözden kaçırdığı bir şeyi gösteriyor. Zincirde istekler birbirinin ardından gelmekle kalmıyor; her biri bir sonrakinin aracı oluyor. Mal ve makam, kendileri için değil, öteki arzulara daha bol ulaşmanın «vesilesi» olarak isteniyor. Yani istek, nesnesinde durmuyor; nesne, yeni bir isteğin basamağına dönüşüyor. Cem'in saati de böyleydi. Saati zamanı görmek için istememişti; telefonu zaten zamanı gösteriyordu. Saat, bir otel lobisinde misafirlerin ve meslektaşlarının bileğine bakışlarında bir yer edinmenin aracıydı. Ve o yer edinildiğinde, bir sonraki basamak hemen görünüyordu: yeni bir araba, daha iyi bir tatil, daha pahalı bir restoran.
Zincirin devamı da Cem'in hayatında tanıdıktı. Gazâlî mal ve makamın ardından rekabetin, hasedin, gösterişin geldiğini söylüyor. Cem, ön büroda yanında çalışan genç bir müdür yardımcısının yeni telefonunu gördüğü gün içinde bir şeyin kıpırdadığını hatırladı. O akşam kendi telefonunu değiştirmek için modelleri karşılaştırmaya başlamıştı. Telefonu değiştirmesinin sebebi telefonu değildi; bir başkasının telefonuydu. Yeni telefon geldiğinde birkaç gün sevindi; sonra müdür yardımcısı bir hafta sonu tatilinin fotoğraflarını paylaştı ve zincir bir halka daha uzadı.
Balkondaki kutular bu zincirin en çıplak kanıtıydı. Kulaklık, istendiği haftada canlıydı: karşılaştırmalar, yorumlar, indirim beklemek, sipariş vermenin heyecanı. Kargo geldiğinde iş bitmişti. Kutu açılmadan önce, istek çoktan bir sonraki nesneye geçmişti. Cem'in sevdiği şey kulaklığın sesi değil, kulaklığı istemenin sesiydi. Ve istemek bir kez bir nesneden ötekine atlamayı öğrenince, hiçbir nesne onu durduramıyordu.
Derinleşme
Gazâlî aynı kitapta azla yetinmenin faydalarını sayarken, bir şeye alışmış bir insanın durumunu çok somut bir benzetmeyle anlatır:
«Az yemeye alışan kişiye malın küçük bir miktarı yeter. Tokluğa alışan kişinin ise midesi, yakasına yapışmış bir alacaklıya döner; her gün boğazından tutar ve ‹Bugün ne yiyeceksin?› diye sorar. Bilgelerden biri şöyle demiştir: ‹İhtiyaçlarımın çoğunu bırakarak görürüm; bu, kalbim için daha rahatlatıcıdır.›»
Gazâlî'nin alacaklı benzetmesi, istemenin bir nesne değil bir alışkanlık olduğunu söylüyor. Alacaklı bir kez doyurulunca gitmez; her gün yeniden gelir. Çünkü borç, bir defalık bir yemekte değil, tokluğa alışılmış olmasındadır. Cem'in ekstresindeki her satır, o alacaklının bir günlük tahsilatı gibiydi. «Bugün ne alacaksın?» sorusu her akşam koltukta, telefon elindeyken soruluyordu. Soruyu soran bir ihtiyaç değil, sorulmaya alışmış bir iştahtı.
Bilgenin cümlesi ise ilk okumada tuhaf geliyor: ihtiyacı bırakarak görmek. Bir ihtiyacı karşılamanın iki yolu vardır: ya istediğini elde edersin, ya da isteğin kendiliğinden geçip gitmesine izin verirsin. İkincisi Cem'in hiç denemediği bir yoldu. O, her isteği bir eksiklik sanıyor ve bir alışverişle kapatıyordu. Oysa isteklerin çoğu, bir alacaklının kapıyı çalması gibi, bir süre beklenirse kendiliğinden uzaklaşıyordu.
Cem bunu denemeye karar verdi. Bir şey istediğinde sepete atıyor ama satın almıyor. Sepetteki her ürünün yanına, telefonunun not uygulamasına bir tarih yazıyor ve bir hafta bekliyor. İlk ay sepetinde on bir ürün birikti. Bir hafta sonra baktığında dokuzunu artık istemediğini gördü; birini hatırlamıyordu bile. Kalan ikisinden birini, eski koşu ayakkabısı gerçekten yırtıldığı için aldı. Öteki de hâlâ sepette bekliyor.
Ama asıl değişiklik, beklerken fark ettiği bir şeydi. Akşamları koltukta telefonu eline aldığında içinde tanıdık bir kıpırtı başlıyordu; bir şey istemeye hazır bir boşluk. Bu kıpırtı belirli bir nesneye yönelik değildi. Gazâlî'nin alacaklısı gibiydi: kapıda bekleyen, ne istediğini bilmeyen ama bir şey isteyen. Cem bu kıpırtıyı ilk kez nesnesiz olarak gördü. Bir akşam telefonu bırakıp balkona çıktı ve üç aydır açılmayan kulaklık kutusunu açtı. Selin'le birlikte, aynı kulaklığın iki tarafını paylaşarak, düğün şarkılarını dinlediler. Kulaklık, istenmekten çıkıp ilk kez kullanıldı.
Burada bir dengeyi korumak gerekiyor. Gazâlî'nin kitabı bir zühd kitabıdır ve aşırı açlığı da yerer; aynı kitabın ilerleyen bölümünde istenen şeyin bir uç değil orta yol olduğunu açıkça söyler. İstemek kendiliğinden kötü değildir; insan bir işe, bir sevgiye, bir öğrenmeye isteyerek yönelir. Sorun, istemenin nesneden kopup kendi başına bir alacaklıya dönüşmesidir. Bir de, bazı insanlarda alışveriş dürtüsü kontrol edilemez bir hâl alır: borç birikir, ilişkiler bozulur, alınan şeyler saklanır. Böyle bir durumda bir ruh sağlığı profesyonelinden destek almak, borçlar büyümüşse bir borç danışmanlığı hizmetine başvurmak, tek başına irade göstermeye çalışmaktan daha etkilidir.
Öbür bilgeler
İzmir'deki sosyal medya yöneticisi Esra da sakinliği alışverişle kurmaya çalışmıştı: mumlar, uygulamalar, renkli bir günlük (MEV-K03.10). Babaannesinin bakır tepsisini görünce bir şey eklemek yerine çıkarmayı seçmişti. Cem'in balkondaki kutuları ile Esra'nın kullanılmayan mumları aynı zincirin halkalarıydı: bir isteği gidermek için alınan, ama isteğin kendisini besleyen nesneler.
Konya'daki mobilya atölyesinde avukatını her sabah arayan Erdal ise, kaygısını yatıştırmak için sürekli daha fazla bilgi istiyordu (GAZ-K03.10). Gazâlî'nin iki kitabı, iki ayrı alacaklıyı anlatıyor: biri bilgi, öbürü eşya isteyen. İkisinde de alacaklı, beslendikçe daha sık kapıyı çalıyor.
Bugün bir kez dene
Bugün bir şey istediğinde, satın almadan, sipariş vermeden, elde etmeden önce dur ve not al: ne istiyorum, ne zaman istemeye başladım?
Bir hafta bekle. Sonra listeye yeniden bak: hangisini hâlâ istiyorsun, hangisi kendiliğinden geçti?
Evinde açılmamış ya da bir kez kullanılmış bir eşya ara. Onu bugün gerçekten kullan, ya da ihtiyacı olan birine ver.
Yanında taşıyacağın soru
Bugün kapını çalan istek, bir şeye mi yöneliyor, yoksa yalnızca istemeye alışmış bir alacaklı mı?