Açılış
Harun otuz sekiz yaşında, Karaman'da bir elektrik dağıtım şirketinde teknisyen. On sekiz yaşında ilk kez Toroslar'a tırmandı ve o günden beri dağ onun hayatı. Hafta sonları Bolkar Dağları'nda, yazları Aladağlar'da. Dağdan döndüğü her pazartesi, eşi Aksu onun gözlerinde başka bir ışık görür. Kızları Nil'in odasında, babasının zirve fotoğraflarından yapılmış bir duvar var.
Üç yıl önce Harun yeni bir hedef koydu: Kırgızistan'daki yedi bin metrelik Lenin Zirvesi. Bu bir hafta sonu tırmanışı değildi; aylar süren hazırlık, pahalı ekipman, bir aylık izin ve büyük bir masraf demekti. Harun hazırlığa gömüldü. Sabah beşte koşu, akşam ağırlık, hafta sonları dağ. Aksu başta destek oldu. Ama zamanla Harun'un evde olduğu saatler azaldı, olduğu saatlerde de aklı hep başka yerdeydi.
Geçen ay Aksu bankadan gelen bir zarfı açtı. Harun, ondan habersiz, ekipman ve sefer masrafı için bir ihtiyaç kredisi çekmişti. Akşam Harun eve geldiğinde Aksu zarfı masaya koydu ve tek bir şey sordu: «Bunu bana ne zaman söyleyecektin?» Harun bir açıklama yaptı; aslında uzun zamandır hazırladığı, mantıklı görünen bir açıklama. Aksu dinledi ve sonra, sakin bir sesle, şunu dedi: «Sen dağı seviyorsun, biliyorum. Ama bu sevgi bizi yakmaya başladı.»
O gece Harun, Nil'in odasındaki fotoğraf duvarının önünde durdu. On sekiz yaşındaki çocuğun ilk zirve fotoğrafına baktı. O çocuğun gözlerindeki şey ile bugün kendi içindeki şey aynı mıydı?
Bilgenin kapısı
Gazâlî, İhyâ'nın kalbin harikaları üzerine yazdığı kitabında, kalbin «askerlerinden» söz eder. Bunların iki tanesi, insanı harekete geçiren güçlerdir: istediğine çeken şehvet ve kendini koruyan öfke. Sonra bu iki askerin insanla ilişkisinin iki farklı biçim alabileceğini söyler:
«Bil ki öfke ve şehvet askerleri bazen kalbe tam olarak boyun eğer; bu, kalbe yürüdüğü yolda yardım eder ve içinde bulunduğu yolculukta onlarla yol arkadaşlığı güzelleşir. Bazen de ona azgınca ve isyankârca başkaldırırlar; sonunda ona sahip olur, onu köleleştirirler. Onun helaki ve ebedi mutluluğa ulaştıracak yolculuğundan kopuşu bundadır. … İnsanların çoğunun hâli budur: akılları, şehvetlerini doyurmak için hileler bulmaya koşulmuştur. Oysa şehvetin, aklın ihtiyaç duyduğu şeylerde akla hizmet etmesi gerekirdi.»
Arapçadaki kelime «murâfaka»: yol arkadaşlığı. Gazâlî şehveti bir düşman olarak değil, bir yol arkadaşı olarak düşünür; ama yol arkadaşının da bir gün efendi olabileceğini bilir.
Bakmadığın yer
Tutkuyu genellikle iki ayrı şey sanırız. Biri iyi tutkudur: sanata, işe, bir uğraşa, bir insana duyulan derin bağlılık. Öteki kötü tutkudur: bağımlılık, saplantı, yıkıcı bir istek. Bu ayrıma göre tutkunun iyisi ya da kötüsü, neye yöneldiğine bağlıdır. Dağa duyulan tutku iyidir; kumara duyulan tutku kötü.
Gazâlî'nin cümlesi bu ayrımı başka bir yere taşıyor. Ona göre aynı güç, aynı asker, hem yol arkadaşı hem efendi olabilir. Fark, tutkunun nesnesinde değil, tutkuyla insan arasındaki ilişkide. Şehvet kalbe boyun eğdiğinde yolculuğa yardım eder; kalbe başkaldırdığında onu yolculuğundan koparır. Dağ sevgisi de, tıpkı herhangi bir başka sevgi gibi, ikisini birden yapabilir.
Harun'un tutkusu on sekiz yaşında bir yol arkadaşıydı. Onu sabah erken kaldırıyor, bedenini güçlendiriyor, ona sabrı, dayanıklılığı, doğaya saygıyı öğretiyordu. Dağdan dönen Harun, evde daha sabırlı, işte daha dikkatli, kızına daha yakındı. Aksu'nun pazartesi günleri gördüğü ışık buydu. Tutku, Harun'un hayatının geri kalanını besliyordu; yakıttı.
Ama Lenin Zirvesi'yle birlikte bir şey değişti. Tutku artık hayatın geri kalanını beslemiyor, onu tüketiyordu. Evdeki saatler, kızıyla geçen akşamlar, ailenin birikimi; hepsi o yedi bin metreye yakıt olarak atılıyordu. Ve Gazâlî'nin cümlesindeki en ince ayrıntı tam burada gerçekleşmişti: Harun'un aklı, tutkusuna hizmet etmeye başlamıştı. Krediyi gizlemek, Aksu'ya hazırlanmış mantıklı açıklama, her şeyi haklı çıkaran hesaplar. Gazâlî'nin dediği gibi, akıl şehveti doyurmak için hileler bulmaya koşulmuştu.
Bu belki de tutkunun yangına dönüştüğünü gösteren en güvenilir işaret. Yangın, yalnızca daha büyük bir ateş değildir; kendine gerekçe üreten bir ateştir. Harun dağa giderken yalan söylemediğini düşünüyordu; yalnızca «doğru zamanda» söyleyecekti. Ama doğru zamanı her seferinde tutkusu belirliyordu. Aksu'nun «bizi yakmaya başladı» cümlesi, tutkunun nesnesini değil, bu ilişkiyi adlandırıyordu.
Derinleşme
Gazâlî'nin bakışının en önemli yanı, tutkuyu yok etmeyi önermemesidir. Aynı kitapta, aklın tek başına yeterli olmadığını, onu harekete geçirecek bir güce ihtiyaç olduğunu açıkça söyler:
«Eğer Allah, işlerin sonunu bilen aklı yaratıp da organları aklın hükmüne göre harekete geçiren bu itici gücü yaratmasaydı, aklın hükmü gerçekten boşa giderdi.»
Bu cümleyi bugünün diliyle açarsak: akıl bir harita, itici güç ise yakıttır. Harita olmadan yakıt yangına dönüşür; ama yakıt olmadan harita bir işe yaramaz. Bu, tutkuyu küçümseyenlere de bir cevaptır. Harun'un dağ sevgisini söndürmek, onun hayatından bir yakıtı çekip almak olurdu.
Harun bunu Aksu'yla konuşurken anladı. O gece fotoğraf duvarının önünden ayrıldıktan sonra mutfağa döndü. Bu kez hazırladığı açıklamayı yapmadı. Yalnızca şunu söyledi: «Haklısın. Bir yerde dağ benim için yürüdüğüm bir yol olmaktan çıktı, kaçtığım bir yer oldu.» Aksu ona sordu: «Neden kaçıyordun?» Harun bunu kendisi de bilmiyordu. Birlikte düşündüler. İşte geçen yıl bir terfi almamıştı; babası hastalanmıştı; kırkına yaklaşıyordu. Yedi bin metre, bütün bunların üstüne çıkılacak bir yer gibi görünmüştü.
Sonraki haftalarda iki karar aldılar. Birincisi Gazâlî'nin dediği gibi, aklı yeniden tutkunun efendisi yapmaktı. Lenin Zirvesi seferini bir yıl ertelediler; kredinin ödemesini birlikte planladılar ve Harun'un ekipman listesindeki her şeyi Aksu'yla birlikte gözden geçirdiler. Gereksiz pahalı olanlar iade edildi. Sefer iptal edilmedi; ama artık bir aile kararıydı, gizli bir kaçış değil.
İkinci karar, yakıtı yeniden evin içine getirmekti. Harun, Nil'le birlikte Bolkar Dağları'nda, on iki yaşındaki bir çocuğun çıkabileceği kolay bir rotada bir hafta sonu geçirdi. Nil zirveye vardığında ağladı; sonra babasına döndü ve «Senin duvarındaki fotoğraflar böyle mi?» diye sordu. Harun o akşam, çadırın önünde, kızına ilk dağ yürüyüşünü anlattı: on sekiz yaşındaki çocuğu, ödünç alınmış botlarını, zirvede yediği kuru ekmeği.
Pazartesi Aksu, Harun'un gözlerinde yine o ışığı gördü. Ama bu kez bir şey farklıydı: o ışık yalnızca Harun'a ait değildi. Nil de aynı ışıkla okula gitmişti.
Bu hikâyeyi okurken iki noktayı akılda tutmak iyi olur. Gazâlî'nin bu bölümdeki dili dinidir; o, şehvet ve öfkenin insanı ebedi mutluluğa giden yolculuğundan koparabileceğini anlatır. Ama tutkunun insana hizmet etmesi ile insanın tutkuya hizmet etmesi arasındaki ayrım, inançtan bağımsız olarak da gözlenebilir. Bir de, bir uğraşa duyulan bağlılığın gizli borçlara, yalanlara ve aileden kopuşa dönüştüğü durumlarda, bazen altta yatan bir kaçış ya da çökkünlük olabilir; bunu fark etmek için bir aile danışmanının ya da bir psikoloğun bakışı, tutkuyu söndürmeden ona bir sınır çizmeye yardım eder.
Öbür bilgeler
İznik'teki çini sanatçısı Berrin, yedi günlük bir zihin orucunun sonunda bir köy bahçesinde yarı açık, yan yatmış yabani lalelere bakmıştı (LAO-K04.8). Berrin'in sanat tutkusu da bir noktada yol arkadaşlığından çıkıp bir jüriye hizmet etmeye başlamıştı. Zhuangzi'nin ustası Qing ödülü bırakarak işine döner; Gazâlî ise aklı yeniden tutkunun önüne koyarak. İkisinde de tutku sönmüyor, yalnızca yönü değişiyor.
Alanya'daki Cüneyt, bir marangoz atölyesi tutkusunu yıllarca bastırmış, sonra bir ölçüm tablosuyla onu ailesinin hayatına yerleştirmenin yolunu aramıştı (STO-K04.8). Harun ile Cüneyt aynı ipin iki ucunda duruyor: biri tutkusunu fazla saklamış, öteki tutkusuna fazla teslim olmuştu. İkisinin de çıkışı, tutkuyu ailenin önünde açık bir karar hâline getirmekti.
Bugün bir kez dene
Hayatındaki bir tutkuyu düşün: bir uğraş, bir iş, bir sevgi. Gazâlî'nin sorusunu sor: bu tutku bugün benim yol arkadaşım mı, yoksa efendim mi?
Bir işarete bak: aklın son zamanlarda tutkun için gerekçe mi üretiyor? Bir şeyi saklıyor, bir hesabı «doğru zamanı» bekleyerek erteliyor musun?
Bu hafta, tutkunun bir parçasını sevdiğin biriyle paylaş. Onu gizli bir kaçış olmaktan çıkarıp, ortak bir yolculuğa dönüştürmeyi dene.
Yanında taşıyacağın soru
Tutkun seni yolculuğunda mı taşıyor, yoksa seni yolundan mı koparıyor?