Açılış
Leman kırk beş yaşında, Edremit'te bir ilkokulun idari memuru. Altı yıl önce, bir kış sabahı, okulun bahçesinde donmak üzere olan bir yavru kedi buldu. Onu eve götürdü, ısıttı, besledi, veterinere götürdü. Kedi iyileşti ve Leman'ın hayatında bir kapı açıldı. Sokak hayvanlarına yardım etmek onun tutkusu oldu.
İlk yıllar güzeldi. Leman hafta sonları mahalledeki kedileri besliyor, yaralıları veterinere götürüyor, iyileşenlere yuva arıyordu. Sosyal medyada bir sayfa açtı; insanlar ona yaralı hayvanların fotoğraflarını göndermeye başladı. Her mesaj bir çağrıydı ve Leman her çağrıya koştu.
Şimdi Leman'ın iki odalı evinde yirmi üç kedi ve iki köpek var. Maaşının büyük kısmı mamaya ve veteriner masraflarına gidiyor; iki kredi kartı limitte. Komşular yönetime şikâyet etti. Kız kardeşi Figen artık ziyarete gelmiyor; geldiğinde Leman'ın yorgun yüzüne bakamıyor. Leman geceleri dört saat uyuyor; telefonu hiç susmuyor. Bir gece saat ikide yine bir mesaj geldi: Akçay yolunda yaralı bir köpek. Leman kalktı, montunu giydi ve kapının önünde durdu. Bacakları onu taşımıyordu. Kapının eşiğine oturdu ve ağladı.
O gece kendine ilk kez bir soru sordu: «Ben bu hayvanları kurtarıyor muyum, yoksa onlarla birlikte batıyor muyum?»
Bilgenin kapısı
Saṃyutta Nikāya'nın bir konuşmasında, Uṇṇābha adında bir brahman, Buda'nın yakın öğrencisi Ānanda'ya gelir ve ona Buda'nın yolunun amacını sorar. Ānanda cevap verir: arzuyu bırakmak. Brahman itiraz eder: bunun için de bir arzu gerekir; arzu arzuyla bırakılamaz, öyleyse bu yolun sonu yoktur. Ānanda ona bir soruyla karşılık verir:
«Ne dersin, brahman? Daha önce "parka gideceğim" diye bir isteğin oldu mu; ve parka vardığında, o istek dindi mi?» «Evet, efendim.» «Daha önce "parka gideceğim" diye bir çaban oldu mu; ve parka vardığında, o çaba dindi mi?» «Evet, efendim.» … «Aynı şekilde, yolu tamamlamış, yapılacak olanı yapmış, yükünü indirmiş kişinin, oraya varmak için daha önce bir isteği vardı; vardığında, o istek dindi.» «Açıktır, Ānanda; bu durumda yolun bir sonu vardır, sonsuz değildir.»
Ānanda'nın kullandığı kelime «chanda»: istek, şevk, bir şeye yönelmiş arzu. Pali gelenekte chanda, her zaman bırakılması gereken açgözlülükle aynı şey değildir; iyi bir hedefe yönelmiş bir yakıt olabilir.
Bakmadığın yer
Tutkuyu genellikle iyiliğine göre değerlendiririz. İyi bir şeye yönelmiş tutku iyidir; yeter ki hedefi soylu olsun. Leman'ın tutkusu bu açıdan bakıldığında kusursuzdu. Kimseye zarar vermiyordu, kimseden bir şey almıyordu; donmak üzere olan yavruları kurtarıyordu. Böyle bir tutkunun nasıl bir yangına dönüşebileceğini düşünmek bile ona saygısızlık gibi geliyordu.
Ānanda'nın cevabı tutkuyu başka bir ölçüyle tartıyor: hedefin iyiliğiyle değil, varılacak bir yerin olup olmadığıyla. Parka gitme isteği bir yakıttır; insanı yerinden kaldırır, yola çıkarır, adımlarını atmasını sağlar. Ve parka varıldığında söner. Bu sönüş bir kayıp değil, bir tamamlanmadır. İsteğin işi bitmiştir. Ānanda'nın brahmana gösterdiği şey, iyi bir isteğin kendi sonunu taşıdığıdır.
Leman'ın ilk yıllarındaki tutkusu tam olarak böyleydi. Bir yavru kediyi kurtarma isteği, yavru iyileşip bir yuvaya gittiğinde dinerdi. Her kurtarışın bir parkı vardı: iyileşme, sahiplendirme, güvenli bir yer. Leman o yıllarda bitkin değil, mutluydu; çünkü her istek varıp sönüyor, yerini bir sonrakine bırakıyordu.
Ama son yıllarda bir şey değişti. Sahiplendirmeler azaldı, gelen mesajlar çoğaldı. Kediler Leman'ın evinde kalmaya başladı. Ve Leman fark etmeden, her kurtarışın parkı ortadan kalktı. Artık hiçbir istek varıp sönmüyordu; her biri bir sonrakinin üstüne ekleniyordu. İstek yolda kalmıştı ve yolda kalan istek, yanan bir şeye dönüşmüştü. Leman'ın evi bir varış yeri değil, bir yığın olmuştu.
İşte burada tutkunun asıl sorusu ortaya çıkıyordu: yakıt mı, yangın mı? Ānanda'nın ölçüsüyle cevap şuydu: varılacak bir yeri olan istek yakıttır; varılacak yeri olmayan istek, nesnesi ne kadar iyi olursa olsun, sonunda yangına döner. Leman'ın tutkusunun hedefi hâlâ iyiydi; ama artık hiçbir yere varmıyordu.
Brahmanın itirazı da Leman'ın yanılgısına benziyordu. Uṇṇābha, isteği bırakmak için istek gerekiyorsa bunun sonsuz bir zincir olacağını sanmıştı. Leman da, bir hayvanı bırakırsa yardım etme isteğinin de biteceğinden korkuyordu. Ānanda'nın cevabı ikisine de aynı şeyi söylüyor: istek varınca dinmesi, isteğin yok olması değil; işini bitirip yenisine yer açmasıdır.
Derinleşme
Geleneğin Buda'nın ilk konuşmalarından saydığı bir metinde, Gayā'da bin keşişe yaptığı konuşmada, yangın imgesi bütün çıplaklığıyla geçer:
«Rahipler, her şey yanıyor. Yanan bu her şey nedir? Göz yanıyor, görüntüler yanıyor … Neyle yanıyor? Açgözlülüğün ateşiyle, nefretin ateşiyle, yanılgının ateşiyle yanıyor; doğumla, yaşlılıkla, ölümle, kederle, ağıtla, acıyla, üzüntüyle, sıkıntıyla yanıyor diyorum.»
Bu konuşmada dikkat çekici olan, ateşin yalnızca açgözlülükten değil, yanılgıdan da beslenmesidir: «moha», görmemek, karıştırmak. Leman'ın yangını açgözlülükten gelmiyordu; ama bir yanılgıdan geliyordu. O, her hayvanı kendisinin kurtarması gerektiğine, kendisi durursa hiçbir hayvanın kurtulmayacağına inanmıştı. Bu inanç, her mesajı bir zorunluluğa, her zorunluluğu da bir yüke çeviriyordu. Kederle, sıkıntıyla, uykusuzlukla yanan bir hayat, iyilik niyetiyle başlamış olsa bile yanıyordu.
Kapının eşiğinde ağladığı gecenin ertesi günü, Leman ilk kez telefonunu bir saatliğine kapattı. Sonra bir kâğıda, Ānanda'nın sorusunu kendi diline çevirerek yazdı: «Her kurtarışın parkı ne?» Ve evindeki yirmi üç kedinin her biri için bir satır açtı.
Bu liste ona iki şey gösterdi. Birincisi, kedilerin çoğu artık tedavi gerektirmiyordu; iyileşmişlerdi ama bir yuvaya gitmemişlerdi. Onların parkı, sahiplendirmeydi; ve Leman, bunu yapacak zamanı ve gücü bulamadığı için, onları evinde biriktirmişti. İkincisi, Leman bu işi yıllardır tek başına yapıyordu. Edremit'te başka gönüllüler, bir belediye barınağı, Balıkesir'de bir hayvan hakları derneği vardı. Leman hiçbirine ulaşmamıştı; çünkü bunu kendi işi olarak görüyordu.
Sonraki aylarda Leman iki şey yaptı. Önce derneğe ulaştı ve onlarla birlikte bir sahiplendirme günü düzenledi. Yirmi üç kediden on biri o ay yuva buldu. Her biri gittiğinde Leman bir şey fark etti: üzülmedi. Ānanda'nın dediği gibi, parka varılmıştı; istek dinmişti. Sonra gece mesajları için gönüllülerle bir nöbet çizelgesi kurdular. Leman artık her mesaja kendisi koşmuyordu; haftada iki gece nöbetteydi, geri kalan gecelerde uyuyordu.
Kız kardeşi Figen bir pazar günü ziyarete geldi. Evde artık dokuz kedi vardı. Leman çay demledi, oturdular. Figen bir süre sonra güldü: «Abla, yüzün eskisi gibi olmuş.» Leman da güldü. Hayvan sevgisi hâlâ oradaydı; ama artık onu yakmıyordu, ısıtıyordu.
Bir uyarıyı burada açık bırakmamak gerekiyor. Kişinin bakabileceğinden çok daha fazla hayvanı evinde toplaması, hayvanların ve insanın sağlığını tehlikeye atacak düzeye vardığında, ruh sağlığı uzmanlarının tanıdığı bir durum olabilir; kişi kendi başına durduramıyorsa bir psikiyatristle konuşmak gerekir. Hayvan yardımı da, tek bir kişinin sırtına yüklenemeyecek kadar büyük bir iştir; belediyeler, barınaklar ve dernekler bu yükü paylaşmak için vardır.
Öbür bilgeler
Karaman'daki dağcı Harun, kızına çadırın önünde ödünç botlarla çıktığı ilk zirveyi anlatmıştı (GAZ-K04.9). Harun'un tutkusu gizli bir kaçışa dönmüştü; Leman'ınki ise sonu olmayan bir yükümlülüğe. Gazâlî tutkuyu yeniden aklın yönetimine verir; Ānanda ise her tutkuya bir varış yeri sorar. İkisi aynı soruya iki ayrı kapıdan giriyor: bu ateş seni bir yere mi taşıyor, yoksa yerinde mi yakıyor?
İznik'teki Berrin, yarışma panosunu bahçede gördüğü yabani lalelerle baştan yaptığında, ödül alamamış ama işiyle yeniden buluşmuştu (LAO-K04.8). Berrin'in tutkusu bir jüriye bağlandığında, Leman'ınki bir yığına dönüştüğünde yanmaya başlamıştı. İkisinde de çare, tutkuyu söndürmek değil, onu gerçek varış yerine geri bağlamaktı.
Bugün bir kez dene
Hayatındaki bir tutkuyu düşün; iyi bir şeye yönelmiş olsun. Ānanda'nın sorusunu sor: bu tutkunun parkı ne? Hangi noktada «vardım» diyebilirim?
Eğer bir cevap bulamıyorsan, tutkunu küçük adımlara böl. Her adımın varış yerini yaz.
Bu hafta, tutkunu tek başına taşıdığın bir yerde bir başkasına el uzat. Yükü paylaşmak, ateşi söndürmez; onu yangın olmaktan çıkarır.
Yanında taşıyacağın soru
Seni yerinden kaldıran istek, bir yere varınca dinmeyi biliyor mu?