İçeriğe geç

Gazâlî ile · Arzu, nefs ve alışkanlık

Çıkış kapılarını kapatmak

Yetinmek vazgeçmek mi?

1.368 kelime · yaklaşık 6 dakika okuma · dinlemek için kadın ya da erkek anlatıcı sesi seçebilirsin

Açılış

Erhan otuz yedi yaşında, Düzce'de babasından kalma bir nalbur dükkânı işletiyor. Babası dükkânı otuz yıl boyunca aynı tezgâhla, aynı rafla, aynı sözle yönetti: «Kanaat en büyük zenginliktir.» Erhan bu sözü çocukken çok duydu ve büyüdükçe ondan nefret etti. Ona göre «kanaat», babasının hiçbir şeyi değiştirmemesinin, dükkânı büyütmemesinin, ailesini kirada bırakmasının kılıfıydı. «Kanaat edersen hep burada kalırsın» diyordu.

Erhan dükkânı devraldığında kanaate karşı bir savaş açtı. İkinci bir şube açtı. Yeni bir sitede, kredisiyle üç artı bir bir daire aldı. Büyük bir cip aldı; onun da kredisi var. İki çocuğunu özel okula yazdırdı. Eşi Şule ara ara «Biraz yavaşlasak mı?» diyor; Erhan her seferinde aynı cevabı veriyor: «Babam gibi mi olayım?»

Bu bahar ikinci şube beklediği gibi gitmedi. Bir ay kredi taksitlerini ödemekte zorlandı ve İstanbul'da inşaat malzemesi toptancılığı yapan kuzenini aradı. Kuzeni parayı hemen gönderdi; ama ertesi hafta kendi deposundaki stok fazlasını Erhan'ın dükkânına, Erhan'ın istemediği fiyattan göndermeye başladı. Erhan itiraz edemedi. Bir akşam dükkânı kapatırken, kuzeninin istemediği malları rafa dizerken, babasının o sözü aklına geldi ve ilk kez kızmadı. Yalnızca düşündü: «Ben kanaat etmemekle neyi kazandım? Kime muhtaç oldum?»

Bilgenin kapısı

Gazâlî, İhyâ'nın cimrilik ve mal sevgisi üzerine yazdığı kitabında, hırsın ilacını anlatırken kanaati bir vazgeçiş olarak değil, bir izzet, yani bir onur ve bağımsızlık olarak tarif eder. İlacın ilk ve en temel adımı şudur:

«Bu ilaç üç temelden oluşur: sabır, bilgi ve amel. Bunların toplamı beş iştir. Birincisi, yani amel: geçimde ölçülü olmak ve harcamada yumuşak davranmak. Kanaatin izzetini isteyen kişi, mümkün olduğunca kendine açılan çıkış kapılarını kapatmalı ve kendini ancak zorunlu olana döndürmelidir. Çıkışı çok, harcaması geniş olan kişi kanaat edemez. … Bu ölçü en küçük çabayla kolayca elde edilir; onunla birlikte istemede güzel ve ölçülü davranmak, geçimde orta yolu tutmak mümkün olur.»

Arapçadaki «hurûc» kelimesi hem çıkış hem de masraf anlamına gelir. Gazâlî'nin «çıkış kapıları», bir evin parasının dışarı aktığı kapılardır.

Bakmadığın yer

Kanaati genellikle bir vazgeçiş olarak düşünürüz. Kanaatkâr insan, daha fazlasını isteyemeyen, istemeye cesaret edemeyen, elindekiyle oturup kalan insandır. Erhan'ın babası hakkındaki düşüncesi de buydu. Ona göre kanaat ile korkaklık arasında pek bir fark yoktu; kanaat, yenilmiş birinin kendine verdiği teselliydi.

Gazâlî'nin metninde ise kanaat bir kelimeyle birlikte gelir: izzet. «Kanaatin izzetini isteyen.» İzzet onur, güç, bağımsızlıktır; birine boyun eğmek zorunda kalmamaktır. Gazâlî kanaati bir yoksulluk hâli olarak değil, bir özgürlük hâli olarak anlatır. Ve bu özgürlüğün ölçüsü belli: ne kadar az şeye muhtaçsan, o kadar az kişiye boyun eğersin. Aynı bölümde aktardığı bir söz bunu üç cümleyle özetler: «Dilediğinden müstağni ol, onun dengi olursun; dilediğine muhtaç ol, onun esiri olursun; dilediğine iyilik et, onun emîri olursun.»

Erhan'ın gözünden kaçan da buydu. O, kanaati babasının dükkânına mahkûm olmak sanıyordu. Ama kanaat etmemek onu özgür kılmamıştı; tersine, onu kuzeninin esiri yapmıştı. Kuzeninin istemediği malları rafına dizerken, Gazâlî'nin cümlesi neredeyse kelimesi kelimesine gerçekleşiyordu: muhtaç olduğun kişinin esiri olursun.

Bir de Gazâlî'nin kullandığı ince bir ifade var: «el-icmâl fi't-taleb», istemede güzel ve ölçülü davranmak. Gazâlî kanaat eden insanın istemeyi bırakmasını söylemiyor. Tersine, harcaması dengede olan insanın istemeyi daha iyi yapabileceğini söylüyor: telaşsız, sıkışmadan, kimseye boyun eğmeden. Erhan'ın ikinci şubesi bu yüzden zorlanmıştı. Onu kanaatsizlik büyütmemişti; kanaatsizlik onu sıkıştırmıştı. Taksit baskısı altındaki bir esnaf, iyi bir fiyat bekleyemez, kötü bir müşteriyi geri çeviremez, kuzeninin malını iade edemez. Kanaat, Erhan'ın sandığı gibi istemenin sonu değil, iyi istemenin şartıydı.

Derinleşme

Gazâlî, aynı ilacın beşinci maddesinde, kanaati zorlaştıran bir bakış alışkanlığını anlatır:

«Bu, insanın dünya işlerinde her zaman kendinden aşağıdakine bakmasıyla, kendinden yukarıdakine bakmamasıyla tamamlanır. Çünkü şeytan dünya işlerinde onun bakışını hep kendinden yukarıdakine çevirir ve "Neden istemekten gevşiyorsun? Mal sahipleri yemekte, giyimde nimetlerin tadını çıkarıyor" der. Din işlerinde ise bakışını kendinden aşağıdakine çevirir ve "Neden kendini sıkıyorsun? Falan senden daha bilgili, o hiç korkmuyor; insanların hepsi nimetle meşgul, sen neden onlardan ayrılmak istiyorsun?" der.»

Bu cümlede iki ters bakış var. Mal konusunda insan hep yukarı bakar: kendinden daha zengini, daha büyük evi, daha yeni arabayı. Ahlak konusunda ise hep aşağı bakar: kendinden daha kötü davrananı, daha az titiz olanı. Birincisi insanı sürekli yetersiz hissettirir; ikincisi sürekli kendinden memnun. Gazâlî bu iki bakışı yer değiştirmeyi öneriyor: malda aşağıya, ahlakta yukarıya.

Erhan bu metni bir cuma akşamı, Şule'yle birlikte, dükkânın arka odasında defterleri açtıklarında düşündü. Defterlere bakınca her harcamanın arkasında bir yukarı bakış gördü. Cipi, kuzeninin cipini gördükten sonra almıştı. Sitedeki daireyi, eski sınıf arkadaşının taşındığı siteyi görünce. Özel okulu, kayınbiraderinin çocuklarının okulunu duyunca. Erhan hiçbirini kendi ölçüsüyle seçmemişti; hepsini birinin ölçüsüyle seçmişti. Şule bir şey söyledi: «Sen babanın dükkânından kaçmak isterken başkalarının hayatına yerleştin.»

O akşam iki karar aldılar. Birincisi Gazâlî'nin çıkış kapılarıydı. Cipi sattılar; Erhan kullanılmış, küçük bir pikap aldı ve onunla hem dükkâna hem malzeme teslimine gitti. Kuzeninin borcunu bu satıştan kapattılar. Bu, Erhan'ın en zor anıydı: kuzenine parayı gönderirken bir de kısa bir mesaj yazdı, «Bundan sonra malı sipariş üzerine alacağım.» Kuzeni bir süre cevap vermedi; sonra yalnızca «Tamam» yazdı. Erhan o gece ilk kez, aylardır, sabaha kadar uyudu.

İkinci karar daha ilginçti: ikinci şubeyi kapatmadılar. Erhan bunun bir vazgeçiş olmasını istemiyordu. Ama şubenin kirasını pazarlık edip düşürdü, stoğu küçülttü ve oraya, Düzce'deki yeni konut inşaatlarına yakın olduğu için, yalnızca tesisat malzemesi koydu. Kuzenine olan borç kapanıp cipin taksiti de ortadan kalkınca, ilk kez bir müteahhidin düşük teklifini geri çevirebildi. Bir ay sonra o müteahhit geri geldi, Erhan'ın fiyatını kabul etti. Gazâlî'nin «istemede güzel ve ölçülü davranmak» dediği şey buydu: elinde fazlası olmayan ama sıkışmamış bir esnafın sakin pazarlığı.

Yaz sonunda bir gün babasının eski tezgâhını, ikinci şubeden geri getirip ilk dükkâna yerleştirdi. Şule sordu: «Hani babana benzemek istemiyordun?» Erhan biraz düşündü. «Babam büyümekten korkuyordu sanıyordum,» dedi. «Belki de kimseye muhtaç olmaktan korkuyordu.»

Bu hikâyenin ölçüsünü korumak için iki not düşmek gerekiyor. Gazâlî'nin kanaati, rızkın Allah'ın takdirinde olduğuna dair bir güvenle birlikte anlatılır; metnin dini çerçevesi, okuyanın kendi inancına göre farklı yankılanabilir. Ama izzet ile muhtaçlık arasındaki ilişki, inançtan bağımsız olarak da gözlemlenebilir. İkincisi, borç sarmalına girmiş bir aile için bu hikâyedeki gibi tek başına alınan kararlar her zaman yetmez; bankayla yapılandırma görüşmesi yapmak, bir mali müşavirden ya da tüketici derneklerinin borç danışmanlığından destek almak, yükü daha gerçekçi bir yola koyar.

Öbür bilgeler

Burdur'daki muhasebeci Tamer, otuz yıl sonra ilk kez oğlu Efe'yle bir baraj gölünde ipini dolaştırıp yaşlı bir balıkçıdan yardım almıştı (LAO-K04.6). Tamer'in babası her isteğe «Nefsine uyma» diyordu; Erhan'ın babası «Kanaat en büyük zenginliktir.» İki oğul da babalarının sözüyle kavga etti. Tamer o sözü fazla iyi öğrenip isteğini gizledi, Erhan ise ondan kaçmak için isteklerini başkalarının ölçüsüne teslim etti. Zhuangzi ile Gazâlî aynı yere çıkıyor: insanın kendi ölçüsünü bulması.

Kırşehir'de buz banyolarını kamerayla çeken Serhat da, Erhan gibi, bir yukarı bakışın içinde yaşıyordu: biri beğenilere, öteki kuzeninin arabasına (STO-K04.6). Marcus'un «ipi kim çekiyor» sorusu ile Gazâlî'nin «bakışını kim çeviriyor» sorusu birbirinin kardeşi.

Bugün bir kez dene

Son bir yılda yaptığın en büyük üç harcamayı yaz. Her birinin yanına şunu sor: bunu kime bakarak seçtim? Kendi ihtiyacıma mı, yoksa birinin hayatına mı?

Sonra Gazâlî'nin çıkış kapılarını düşün. Evinin parası nereden dışarı akıyor? Bu ay bunlardan yalnızca birini kapat; en küçüğünden başla.

Bu hafta bir kez de, dünya işlerinde kendinden aşağıya bak: elindekiyle senden daha az şeye sahip olan birinin hayatını düşün. Ardından ahlak işlerinde kendinden yukarıya: senin gözünde daha cömert, daha dürüst olan birini.

Yanında taşıyacağın soru

Kanaat etmediğin şey yüzünden, kime muhtaç oldun?