Açılış
Oya elli iki yaşında, Bartın'da bir ortaokulun sekreteri. Eşini beş yıl önce kaybetti. Oğlu Ankara'da çalışıyor. Oya küçük bir evde, az eşyayla, sade bir hayat yaşıyor. Mutfağında dört tabak, dört bardak var; dolabında birkaç takım elbise. Komşuları onun hakkında hep aynı şeyi söyler: «Oya Hanım kanaatkâr kadındır.» Bu doğru. Oya maaşından her ay biraz artırır, hiçbir şeyin peşinden koşmaz, kimseden bir şey istemez.
Ama Oya'nın kanaati başka bir yere de yayılmış. Altı yıldır kız kardeşi Kadriye'yle konuşmuyor; annelerinin evinin paylaşımında bir tartışma oldu, kapı kapandı ve bir daha açılmadı. Okulda genç öğretmenlere sert konuşuyor; biri ağlayarak odasından çıktığında Oya omuz silkti. Geçen ay oğlu nişanlısını tanıştırmaya getirdi; Oya kıza yemek boyunca iki cümle söyledi, ikisi de bir eleştiriydi. Oğlu dönüş yolunda telefonla aradı: «Anne, neden böylesin?»
Oya'nın cevabı hazırdı: «Ben buyum oğlum. Bu yaştan sonra değişmem. Ben kendime kanaat ettim; siz de edin.»
Telefonu kapattıktan sonra Oya mutfakta, dört tabağın yanında, bir süre oturdu. Okulun yeni müdür yardımcısı Tülin Hanım'ın geçen hafta söylediği bir söz aklına geldi. Tülin Hanım, Oya'nın genç bir öğretmene çıkışmasından sonra yanına gelmiş, sakin bir sesle «Oya Hanım, yetinmek başka, pes etmek başka» demişti. Oya o gün buna kızmıştı. Şimdi kızgınlığının altında başka bir şey vardı.
Bilgenin kapısı
Aṅguttara Nikāya'nın ikili sözler bölümünde Buda, kendi uyanışının iki koşulunu şöyle anlatır:
«Rahipler, şu iki şeyi kendim öğrendim: iyi niteliklerde asla yetinmemeyi ve çabadan asla geri durmamayı. Hiç geri durmadan çabaladım ve şöyle düşündüm: "Seve seve, bedenimde yalnızca deri, sinir ve kemik kalsın; et ve kan kurusun. İnsan gücüyle, insan enerjisiyle, insan atılımıyla ulaşılabilecek olana ulaşmadan bu çabayı bırakmayacağım."»
Pali metindeki kelime «asantuṭṭhitā», yani yetinmemek. Aynı «santuṭṭhi» kelimesi Dhammapada'nın en bilinen dizelerinden birinde tam ters bir değerle geçer: «Sağlık en büyük kazanç, kanaat en büyük servettir.» (Dhammapada 204: ārogyaparamā lābhā, santuṭṭhiparamaṁ dhanaṁ.) Buda aynı kelimeyi hem bir erdem hem bir tehlike olarak kullanır.
Bakmadığın yer
Bu iki cümle yan yana durduğunda bir çelişki gibi görünür. Kanaat en büyük servettir; ama iyi niteliklerde asla yetinme. Peki yetinmek bir erdem mi, bir tehlike mi?
Buda'nın cevabı, kanaatin neye yöneldiğinde gizli. Eşyaya, yiyeceğe, giyeceğe, maddi ihtiyaçlara yönelen kanaat bir servettir: insanı hafifletir, özgürleştirir, onu sonsuz bir edinme koşusundan kurtarır. Ama aynı kanaat insanın kendi iç niteliklerine, yani sabrına, şefkatine, cömertliğine, dikkatine yöneldiğinde, bir durgunluğa dönüşür. «Ben buyum» diyen insan, kendi iyi niteliklerini geliştirmekten vazgeçmiş, kötü niteliklerine de razı olmuştur.
Oya'nın hayatı bu ayrımın tam ortasında duruyordu. Maddi hayatında kanaatkârdı ve bu ona iyi gelmişti: eşini kaybettikten sonra borçsuz, sakin, kimseye muhtaç olmadan yaşayabilmişti. Ama aynı kelimeyi, «kanaat», bir başka alana da taşımıştı. Kız kardeşine olan kırgınlığına, genç öğretmenlere karşı sertliğine, oğlunun nişanlısına karşı soğukluğuna da kanaat etmişti. «Bu yaştan sonra değişmem» cümlesi, Buda'nın diliyle, iyi niteliklerde yetinmekti; daha doğrusu, iyi niteliklerin eksikliğine razı olmaktı.
Oya'nın bakmadığı şey, bu iki kanaatin aynı kelimeyle anıldığı için aynı erdem sanılmasıydı. Komşularının «kanaatkâr kadın» övgüsü, onun sertliğini de bir erdemin parçası gibi göstermişti. Oya kendine «Ben az şeyle yetinen, dürüst, kimseye yük olmayan biriyim» diyordu; bu doğruydu. Ama aynı cümle, altı yıllık küslüğü ve bir genç kızın yemek boyunca duyduğu iki eleştiriyi de örtüyordu.
Bir de Buda'nın kendi hayatıyla ilgili bir ince nokta var. «Deri, sinir ve kemik kalsın» cümlesi, Buda'nın uyanış öncesi yıllarındaki kararlılığını anlatır; ama Buda o yıllarda bedenini aç bırakarak yaptığı aşırı perhizi daha sonra terk etmiş ve bir orta yol öğretmiştir. Yani cümledeki çaba, bedeni tüketmeye değil, vazgeçmemeye işaret eder. Yetinmemek, kendini cezalandırmak değil; iyi olanı büyütmeyi bırakmamaktır.
Derinleşme
Majjhima Nikāya'nın elli birinci konuşmasında Buda, yolu tutan birinin maddi kanaatini bir kuş benzetmesiyle anlatır:
«O, bedenini korumaya yetecek bir giysiyle ve karnını doyurmaya yetecek bir sadakayla yetinir. Nereye giderse yalnızca bunları alıp yola çıkar. Bir kuş gibidir: nereye uçarsa uçsun, tek yükü kanatlarıdır.»
Bu benzetmenin anahtarı kuşun hafifliğinde değil, uçuşunda. Kanaat burada bir durma noktası olarak anlatılmıyor; tersine, kuşu hafif tuttuğu için uçmasını sağlayan şey olarak anlatılıyor. Az yük, uzak yol. Buda'nın maddi kanaati, iç dünyadaki yetinmemezliğin hizmetindedir: eşyayla uğraşmayan insan, enerjisini kendi niteliklerini geliştirmeye harcayabilir.
Oya'nın hayatı bu açıdan bakıldığında tuhaf bir tablo çiziyordu. Kanatları hafifti; eşyası azdı, borcu yoktu, kimseye muhtaç değildi. Ama kuş uçmuyordu. Hafiflik bir uçuşa değil, bir hareketsizliğe dönüşmüştü. Tülin Hanım'ın sözü buydu: yetinmek başka, pes etmek başka.
Oya ilk adımı okulda attı. Ağlayarak odasından çıkan genç öğretmen, yirmi dört yaşındaki fen bilgisi öğretmeni Lale'di. Oya bir sabah, Lale'nin sınıfa girmeden önce sekreterlikten fotokopi almaya geldiği bir anda, ona sertliği için özür diledi. Lale şaşırdı, sonra gülümsedi ve fotokopiyi kendisi çekmeyi teklif etti. Oya ilk kez onunla, fotokopi makinesinin başında, beş dakika sohbet etti.
İkinci adım çok daha zordu. Oya bir akşam telefonu eline aldı ve Kadriye'nin numarasına uzun süre baktı. Altı yıl içinde numarayı silmemişti. Aramadı; bunun yerine bir mesaj yazdı: «Annemin dut ağacı bu yıl meyve verdi mi?» Annelerinin evinin bahçesindeki ağaçtı; paylaşım tartışmasından önce iki kız kardeş her yaz orada dut toplardı. Kadriye iki gün cevap vermedi. Üçüncü gün bir fotoğraf geldi: dallarında birkaç kararmış dut kalmış bir ağaç. Altında tek bir cümle: «Geç kaldın, kuşlar yedi.» Oya bu cümleyi okuyunca güldü; altı yıldır ilk kez kız kardeşinin sesini, onun şakacı sesini, duymuş gibi oldu.
Oğlunun nişanlısıyla ilişkisi henüz düzelmedi. Oya bir sonraki ziyarette kıza bir eleştiri yerine bir soru sordu: «Sen ne iş yapıyorsun kızım?» Kız uzun uzun anlattı. Oya dinledi. Bu, Buda'nın dediği «insan gücüyle ulaşılabilecek olan»ın küçük bir parçasıydı; ama Oya'nın yıllardır vermediği bir çabaydı.
Bu hikâyenin dengesi için bir not gerekiyor. Buda'nın «yetinmeme» öğüdü, insanın kendini sürekli yetersiz bulması, hiçbir zaman yeterince iyi olmadığını düşünmesi anlamına gelmez. İyi nitelikleri büyütme çabası, kendini acımasızca yargılamaktan farklıdır. Uzun süren bir yasın ardından gelen sertlik, içe kapanma ve küslükler de bazen yalnızca bir karakter meselesi değildir; eşini kaybetmiş birinin yıllar sonra bile çözülmemiş bir yası taşıması mümkündür. Böyle bir durumda bir yas danışmanıyla ya da bir psikologla konuşmak, Oya'nın kendi başına attığı adımlara güçlü bir destek olur.
Öbür bilgeler
Düzce'deki nalbur Erhan, babasının «kanaat en büyük zenginliktir» sözünden kaçarken kuzenine muhtaç olmuştu (GAZ-K04.7). Oya o sözün tam tersi bir yerinde duruyor: Erhan maddi kanaati reddetmişti, Oya ise kanaati iç dünyasına kadar taşımıştı. Gazâlî kanaati izzetle, Buda ise kuşun kanadıyla anlatıyor; ikisi de maddi yetinmenin bir amaç değil, bir özgürlük olduğunu söylüyor. Ama Buda bir adım daha atıyor: o özgürlükle neyi büyüttüğünü soruyor.
Burdur'daki Tamer de, çocukluğunda «Nefsine uyma» sözüyle büyümüş ve isteklerini bastırmayı bir erdem sanmıştı (LAO-K04.6). Oya'nın «Ben buyum» cümlesi de bir erdemin gölgesinde büyümüş bir donukluktu. İkisinin de kurtuluşu, sözün altındaki asıl ihtiyacı görmekten geçti: Tamer için bir göl kıyısı, Oya için bir dut ağacı.
Bugün bir kez dene
Hayatında «kanaat» dediğin iki alanı düşün. Biri maddi olsun: eşya, para, tüketim. Öteki iç dünyana ait: bir huy, bir küslük, bir alışkanlık.
İkisine de aynı soruyu sor: bu yetinme beni hafifletiyor mu, yoksa durduruyor mu? Kuşun kanadı mı, yoksa kafesin kapısı mı?
Bu hafta, iç dünyanda «Ben buyum» dediğin bir yere küçük bir çaba koy: bir özür, bir mesaj, eleştiri yerine bir soru.
Yanında taşıyacağın soru
Neyle yetinmen seni özgür kılıyor, neyle yetinmen seni olduğun yere çiviliyor?