Açılış
Gökçe kırk dört yaşında, Adapazarı'nda bir mobilya firmasında muhasebeci. Yirmi beş yıldır sigara içiyor; günde bir buçuk paket. Üniversitenin ilk yılında, sınav haftasında, bir arkadaşının uzattığı sigarayla başladı. O zaman bir merak, bir yetişkinlik işaretiydi. Şimdi ne olduğunu kendisi de bilmiyor.
Gökçe dört kez bırakmayı denedi. Dördünde de bir sabah kararlıca uyandı, paketleri çöpe attı, çakmağı sakladı. Dördünde de üçüncü gün, öğleden sonra, bir telefon görüşmesinin ardından kendini markette, kasanın önünde, bir paket isterken buldu. Her seferinde kendine daha çok kızdı: «Bende irade yok.» Kızı Defne'nin astımı var; Gökçe balkonda içiyor, kapıyı kapatıyor, elini yıkıyor. Ama Defne bir gece öksürük krizinden sonra ona baktı ve hiçbir şey söylemedi. O bakış, söylenebilecek her şeyden ağırdı.
Bir akşam Gökçe bir deney yaptı; bir muhasebeci olarak. Bir gün boyunca yaktığı her sigarayı, saatini ve hemen önce ne olduğunu bir deftere yazdı. Akşam defterdeki listeye baktı. Yirmi yedi sigara. Telefon kapandıktan sonra. Kahve bittikten sonra. Bir hesap tablosu kapanınca. Arabaya binince. Yemekten kalkınca. Listede tek bir satırda bile «canım çekti» yazmıyordu. Gökçe bir sigarayı istediği için yakmıyordu; bir şey bittiği için yakıyordu. Sigarayı o içmiyordu; sigara onu içiyordu.
Bilgenin kapısı
Gazâlî, iki şehvet üzerine yazdığı kitapta, yeme alışkanlığını değiştirmek isteyen kişiye ilk öğüt olarak kademeli olmayı önerir. Söylediği şey, bugün bir alışkanlığı değiştirmeye çalışan herkese uyar:
«Riyazetin yolu kademeliliktir. Çok yemeye alışmış biri bir anda aza geçerse, bünyesi bunu kaldıramaz; zayıf düşer, sıkıntısı büyür. Bu yüzden azar azar geçmesi gerekir; alıştığı yemekten her gün biraz eksiltmelidir. Örneğin günde iki ekmek yiyor ve kendini bir ekmeğe indirmek istiyorsa, her gün bir ekmeğin yirmi sekizde biri kadar eksiltir; böylece bir ayda bir ekmeğe iner, bundan zarar görmez, etkisi de görünmez. İsterse tartıyla yapar, isterse gözle: her gün dünkünden bir lokma eksik bırakır.»
Gazâlî'nin hesabı bir muhasebecinin hesabı kadar titizdir: bir ekmeğin yirmi sekizde biri, otuzda biri. Değişiklik, fark edilmeyecek kadar küçük adımlarla yapılır.
Bakmadığın yer
Alışkanlığı genellikle bir irade meselesi olarak düşünürüz. Güçlü iradesi olan alışkanlığını bırakır, zayıf olan bırakamaz. Bu yüzden alışkanlığı bırakmak bir savaştır; bir sabah kararlıca uyanılır ve düşman bir darbede yenilir. Gökçe'nin dört denemesi de böyleydi. Dördünde de bir darbe indirmek istemiş, dördünde de üçüncü gün yenilmişti. Ve her yenilgiden sonra kendine «iradesiz» demişti. Bu teşhis her seferinde bir sonraki denemeyi biraz daha zorlaştırıyordu; çünkü iradesiz olduğuna inanan biri, beşinci denemeye daha az umutla başlar.
Gazâlî'nin cümlesi bu teşhisi tersine çeviriyor. Bir anda aza geçen kişinin «bünyesi bunu kaldıramaz». Yani sorun iradede değil, yöntemde. Alışkanlık yalnızca zihinde değil, bedende de yaşar; beden bir anda kopuşa dayanamaz, zayıf düşer, sıkıntı büyür. Ve büyüyen sıkıntı, en güçlü iradeyi bile üçüncü gün markete götürür. Gökçe iradesiz değildi; yalnızca bedeni ani bir kopuşa dayanamamıştı. Dört kez aynı yöntemi denemiş ve dört kez aynı sonucu almıştı. Bir muhasebeci olarak bunu bilmesi gerekirdi: aynı formül aynı sonucu verir.
Alışkanlığın ikinci yüzü, Gökçe'nin defterinde görünüyordu. Yirmi yedi sigaranın hiçbiri bir istekten doğmamıştı. Hepsi bir şeyin bitişine bağlıydı: bir telefon, bir kahve, bir tablo. Alışkanlık, bir arzu değildi; bir boşluğu dolduran bir hareketti. Bir şey bittiğinde ortaya çıkan küçük boşluk, sigarayla kapanıyordu. Gökçe sigarayı sevmiyordu bile; çoğunu yarıda söndürüyordu. Ama boşluk geldiğinde el kendiliğinden pakete gidiyordu.
Gazâlî aynı kitabın başka bir yerinde, nefsin «hevaya ve alışkanlığa itaatten tamamen çıkmasından» söz eder; öyle ki kişi yediğinde niyetle yesin, sakındığında da niyetle sakınsın. Bu ayrım, Gökçe'nin defterindeki şeyi adlandırıyordu: yirmi yedi sigaranın yirmi yedisi de alışkanlıkla yakılmıştı, hiçbiri niyetle. Alışkanlığın esareti, kötü bir şeyi yapmakta değil, bir şeyi seçmeden yapmaktaydı.
Derinleşme
Gazâlî'nin bu öğütleri aynı kitapta daha geniş bir çerçeveye oturur. Açlığın hükmünün kişiden kişiye nasıl değiştiğini anlatırken, alışkanlıktan kurtulmuş birinin hâlini şöyle tarif eder:
«Bu ancak nefsin hevaya ve alışkanlığa itaatten tamamen çıkmasından sonra olur; öyle ki yediğinde yemesi bir niyetle olsun, sakındığında sakınması da bir niyetle olsun.»
Bu cümlede şaşırtıcı olan, Gazâlî'nin yemeyi kötülememesi. Hedef yememek değil, niyetle yemek. Sorun eylemde değil, eylemin kimin tarafından seçildiğinde. Alışkanlıkla yiyen, aslında yemiyor; alışkanlık onu yediriyor. Niyetle yiyen ise, aynı lokmayı kendisi seçiyor.
Gökçe bu iki öğüdü kendi hayatına uyguladı. Önce kademeliliği. Bir anda bırakmak yerine, Gazâlî'nin yirmi sekizde birini kendi hesabına çevirdi: her üç günde bir sigara eksik. Yirmi yedi sigara, bu hesapla yaklaşık iki buçuk ayda sıfıra inecekti. İlk hafta fark etmedi bile; Gazâlî'nin dediği gibi, etkisi görünmedi.
Sonra niyeti. Her sigarayı yakmadan önce defterine bir satır yazmaya başladı: «Şimdi neden?» Çoğu zaman cevap «telefon bitti» ya da «kahve bitti» oluyordu. Bazen bu satırı yazarken sigarayı yakma isteği kendiliğinden geçiyordu; çünkü istek değil, el hareketiydi ve el durunca boşluk başka bir şeyle dolabiliyordu. Gökçe o boşluklara küçük şeyler koymayı denedi: bir bardak su, pencereden bir dakika bakmak, Defne'ye bir mesaj. Bazen işe yaradı, bazen yaramadı.
Yolculuk düz bir çizgi olmadı. Altıncı haftada iş yerinde zor bir denetim oldu; Gökçe bir gün yirmi sigaraya geri döndü. Eskiden bu, «yine başaramadım» deyip her şeyi bırakmasına yeterdi. Bu kez Gazâlî'nin hesabını hatırladı: her gün dünkünden bir lokma eksik. Ertesi gün on dokuz içti. Kademeliliğin bir avantajı da buydu: bir geri adım, bütün yolu silmiyordu.
Üçüncü ayın sonunda Gökçe günde üç sigaraya indi. Bu üç sigarayı da bir süre tutmaya, ama her birini niyetle içmeye karar verdi. Sonra bir sabah, kahvesini balkonda içerken, sigaranın aklına gelmediğini fark etti. Defne içeriden seslendi: «Anne, balkon artık sigara kokmuyor.» Gökçe defteri açtı ve o günün satırına yalnızca bir kelime yazdı: «Kahve.»
Bu hikâyenin bir uyarıyla okunması şart. Gazâlî'nin kademelilik öğüdü yeme alışkanlığı için söylenmiştir; nikotin ise bir bağımlılık yapar ve bırakma süreci kişiden kişiye değişir. Bazı insanlar için kademeli azaltma, bazıları için bir tarihte kesin bırakma daha iyi sonuç verir. Nikotin bağımlılığı tedavi edilebilir bir durumdur: aile hekimleri, sigara bırakma poliklinikleri ve Sağlık Bakanlığı'nın 171 Sigara Bırakma Danışma Hattı ücretsiz destek sunar; ilaç tedavileri de bırakma şansını artırabilir. Bir alışkanlığı tek başına, yalnızca iradeyle yenmeye çalışmak çoğu zaman en zor yoldur.
Öbür bilgeler
Kütahya'daki çini sanatçısı Hande, bir lale yaprağını dördüncü kez inceltirken sırrı kazımıştı (LAO-K04.3). Onun alışkanlığı her işe «biraz daha» eklemekti; Gökçe'ninki her bitişe bir sigara eklemek. İkisi de bir hareketin, sahibinin seçmediği bir şekilde tekrarlanmasıydı. Lao Tzu'nun «iş bitince çekil» öğüdü ile Gazâlî'nin «niyetle ye» öğüdü, aynı soruyu iki ayrı yerden soruyor: eylemin sahibi kim?
Aydın'da bel ağrısı için başlayıp aynada hiç doymayan bir yolculuğa dönüşen antrenmanlarıyla Berk de, bir zamanlar bir ihtiyaçla başlayan bir hareketin zamanla kendi başına bir efendiye dönüşmesini yaşamıştı (STO-K04.3). Gökçe'nin ilk sigarası bir merakla başlamıştı; yirmi beş yıl sonra merak çoktan bitmiş, hareket kalmıştı.
Bugün bir kez dene
Değiştirmek istediğin bir alışkanlığı seç. Bir gün boyunca o alışkanlığı her tekrarladığında, saatini ve hemen önce ne olduğunu bir yere yaz.
Akşam listeye bak: kaç tanesi gerçekten bir istekten doğdu, kaç tanesi bir boşluğu doldurdu?
Bir anda bırakmak yerine, Gazâlî'nin hesabını kendi alışkanlığına uygula: bu hafta, her gün dünkünden bir lokma eksik.
Yanında taşıyacağın soru
Bugün yaptığın en sık hareketlerden birini, sen mi seçtin, yoksa o mu seni seçti?