İçeriğe geç

Gazâlî ile · Duygular

Pişmanlığın üç yönü

«Kötü bir şey yaptım» ile «kötüyüm» arasındaki uçurum ne kadar derin?

1.214 kelime · yaklaşık 6 dakika okuma · dinlemek için kadın ya da erkek anlatıcı sesi seçebilirsin

Açılış

Fatma elli iki yaşında, Ordu'nun bir köyünde fındık bahçesi sahibi. Eşi öldükten sonra bahçeyi tek başına işletiyor; her ağustos güneydoğudan gelen mevsimlik işçi aileleriyle hasat yapıyor. Köyde sözüne güvenilir bir kadın olarak bilinir.

İki yıl önce, hasadın bitiminde, Şanlıurfa'dan gelen beş kişilik bir aileye anlaştıkları ücretin yaklaşık üçte birini eksik ödedi. «Bu yıl rekolte düşük, fiyatlar kötü» dedi. Rekolte düşük değildi; Fatma o yıl iyi bir fiyattan satmıştı. Ama bahçenin borcu vardı, kızının düğünü yaklaşıyordu. Aile itiraz etmedi; babası başını eğdi, parayı aldı, gitti. Fatma o akşam kendine bir gerekçe söyledi: «Herkes yapıyor. Onlar da alışkın.»

Bu ağustos başka bir aile geldi. Bir akşam, çay içerken, ailenin annesi geçen yıl başka bir bahçede çalışan bir akrabasının hikâyesini anlattı: ücretin bir kısmı ödenmemiş, on yaşındaki kızlarının okul kaydı o yüzden gecikmiş, kız bir yıl kaybetmiş. Anlattığı aile, Fatma'nın iki yıl önce eksik ödediği aileydi. Fatma o gece uyuyamadı. Sabaha doğru içinden iki cümle geçti. Biri «Ben ne korkunç bir insanım» diyordu. Öbürü daha sessizdi: «O parayı ödemem gerek.»

Bilgenin kapısı

Gazâlî, İhyâ'nın tövbe kitabında, pişmanlığın nasıl doğduğunu ve nereye vardığını üç halkalı bir zincir olarak anlatır:

«Bil ki tövbe, sıralı üç şeyden oluşan ve onlarla bütünlenen bir anlamdır: bilgi, hâl ve fiil. Bilgi birincidir, hâl ikinci, fiil üçüncü. Birincisi ikincisini, ikincisi üçüncüsünü doğurur.»

Ardından ikinci halkayı, pişmanlığı tanımlar ve onun hangi yöne açıldığını gösterir:

«Kalp sevdiği bir şeyin kaybını hissedince acı duyar. Bu kayıp kendi fiiliyle olmuşsa, o kaybettiren fiile üzülür; kendi fiili yüzünden duyduğu bu acıya pişmanlık denir. Bu acı kalbe hâkim olunca, ondan bir irade doğar: şimdiye ait olan, içinde bulunduğu kötülüğü bırakmaktır; geleceğe ait olan, onu ömrünün sonuna kadar yapmamaya azmetmektir; geçmişe ait olan da, telafi edilebiliyorsa, kaybedileni onarmak ve ödemektir.»

Bakmadığın yer

Bir yanlışın ardından duyulan acıyı genellikle tek bir şey sayarız: vicdan azabı. Bu azap ya geçer gider, ya da insanın içine yerleşir ve yıllarca oradan çıkmaz. İki durumda da çoğu zaman bir şeye dönüşmez. Fatma'nın o sabaha karşı duyduğu iki ses, bu acının iki ayrı yöne akabileceğini gösteriyordu. Biri «ben korkunç bir insanım» diyordu; öbürü «o parayı ödemem gerek».

Gazâlî'nin tanımı bu iki sesi birbirinden ayırmanın yolunu veriyor. Ona göre pişmanlık, kişinin kendisine duyduğu bir tiksinti değil, kendi fiiline duyduğu bir acıdır: «kaybettiren fiile üzülür». Acının hedefi kişinin varlığı değil, yaptığı iştir. Ve bu acı kendi başına bir son değil, bir ara halkadır. Bilgiden doğar, iradeye ve fiile dönüşür. Fatma'nın birinci sesi, acıyı kendi varlığına yöneltiyordu; ikinci ses ise acıyı fiile, ve fiilden bir sonraki fiile, ödemeye yöneltiyordu.

Gazâlî'nin zincirinde ilk halka da önemli: bilgi. Fatma iki yıl önce yaptığının ne anlama geldiğini biliyordu, ama bu bilgi bir acıya dönüşmemişti. Arada bir gerekçe vardı: herkes yapıyor, onlar da alışkın. Gerekçe, bilginin kalbe ulaşmasını engelleyen bir perde gibiydi. O perde, ancak bir kızın kaybettiği okul yılını duyduğu akşam yırtıldı. Zararın somut bir yüzü olunca, bilgi gerçekten bilgi oldu ve acıyı doğurdu.

Bu zincirin bir de kırılabileceği yer var. Acı, iradeye dönüşmeden önce, kişinin kendi üzerine kapanabilir. «Ben korkunç bir insanım» cümlesi böyle bir kapanmadır. O cümle acıyı büyütür ama bir fiil doğurmaz; aksine, insanı ödemeden, onarmadan, kendi kederine gömülmüş bırakır. Gazâlî'nin tanımında tövbenin adı bu üç halkanın bütününe verilir. Yalnızca acıda kalan bir pişmanlık, zincirin ortasında kopmuş bir pişmanlıktır. Fatma'nın birinci sesi ne kadar yüksek olursa, o ailenin hesabına tek bir kuruş girmeyecekti.

Derinleşme

Gazâlî'nin pişmanlıktan doğan iradeyi üç zamana ayırması, bir hatanın ardından neyin yapılması gerektiğini çok somut kılıyor. Şimdiye ait olan, kötülüğü bırakmak. Geleceğe ait olan, onu yapmamaya azmetmek. Geçmişe ait olan, telafi edilebiliyorsa onarmak. Bu üç zaman, utancın bulanık sisini üç ayrı, yapılabilir işe dönüştürüyor.

Gazâlî aynı kitabın girişinde pişmanlığın acısını bir ateşe benzetir: iyi ile kötü insanın mayasında birbirine sıkıca yoğrulmuştur, der, ve onları ayıran bir ateş gerekir; pişmanlığın ateşi bu ateşlerin en hafifidir. Bu benzetmede acı bir ceza değil, bir arıtmadır. Ateş madeni yakmak için değil, cürufundan ayırmak için yanar. Fatma'nın o uykusuz gecesi de böyle bir ateşti; ama ancak bir ödemeye, bir sözleşmeye dönüştüğünde arıtıcı oldu.

Fatma için şimdiye ait olan iş açıktı: bu yıl gelen aileye, ve bundan sonraki her aileye, anlaşılan ücreti tam ödemek. Bunu yazılı bir sözleşmeyle yapmaya karar veriyor; ücreti, ödeme gününü, hasat sonunda yapılacak hesabı kâğıda dökerek. Böylece kendi gerekçelerinin bir daha araya girmesine fırsat bırakmıyor.

Geleceğe ait olan iş, bir azim. Fatma, bir daha borç ya da düğün gibi bir sıkışıklıkta, bunun yükünü bahçede çalışanların sırtına yüklemeyeceğine karar veriyor. Bu kararı yalnızca kendine değil, köyde birlikte çalıştığı iki komşusuna da söylüyor; böylece bir sözü dışarıda da taşımış oluyor.

Geçmişe ait olan iş ise en zoru. Gazâlî bunu bir koşula bağlar: telafi edilebiliyorsa. Fatma'nın eksik ödediği para telafi edilebilir bir şeydi; ama aile neredeydi? Fatma, bu yıl gelen aileden, akrabalarının telefon numarasını rica ediyor. Telefonu açan ailenin babası, önce kim olduğunu anlamıyor. Fatma kendini tanıtıyor ve söylüyor: «İki yıl önce size eksik ödedim. Rekolte bahanesi doğru değildi. Borcumu ödemek istiyorum.» Telefonun öbür ucunda uzun bir sessizlik oluyor. Sonra adam yalnızca bir banka hesap numarası veriyor.

Fatma parayı, iki yılın enflasyonunu da hesaba katarak gönderiyor. Bir hafta sonra bir mesaj geliyor; kısa, resmi, teşekkür içeren. Daha fazlası yok; bir bağışlama, bir sıcaklık yok. Fatma bunu anlıyor. Gazâlî'nin tanımında onarım, bağışlanma karşılığında yapılan bir şey değil; geçmişe ait olan iradenin kendisi. Kızın kaybettiği okul yılı geri gelmiyor; o, telafi edilemeyen kısım. Fatma o kısmı da biliyor ve taşıyor.

Bu hikâyede bir şeyi açıkça söylemek gerekiyor: işçinin emeğinin karşılığını tam ödemek bir erdem değil, bir yükümlülüktür; anlaşılan ücretin ödenmemesi, mevsimlik tarım işçilerinin sıkça karşılaştığı ve hukuken de talep edilebilecek bir haksızlıktır. Fatma'nın tövbesi, bu yükümlülüğü yerine getirmenin bir yolu; onun yerine geçen bir iyilik değil. Bir de, pişmanlığın üç halkasını tamamlamak, birinin içindeki ağır suçluluğu her zaman hafifletmeyebilir; uzun süren bir suçluluk duygusuyla yaşayanlar için bir ruh sağlığı uzmanıyla konuşmak, bu yükü taşınabilir kılabilir.

Öbür bilgeler

Oğlunun telefonunu kıran Kütahyalı çini ustası, Mevlânâ'nın Âdem'i gibi bahaneden bahaneye sıçramayı bırakıp «yanlış yaptım» demiş, sonra yeni telefonu kendi parasıyla almıştı (MEV-K03.5). Mevlânâ'nın sahnesi hatayı sahiplenme anına, Gazâlî'nin zinciri ise o anın ardından gelenlere bakıyor: bırakmak, azmetmek, onarmak. Biri kapının eşiğini, öbürü eşikten sonraki yolu gösteriyor.

Bir gecenin bedelini taşıyan Erzincanlı tamirci, geri alınamaz bir zararın ardından bugününü bulmaya çalışmıştı (BUD-K03.5). Fatma'nın borcu ödenebilir bir borçtu, ama kızın kaybettiği yıl geri gelmiyordu. Buda'nın dizeleri telafi edilemeyenin yanında bugünü yaşamayı, Gazâlî'nin zinciri ise telafi edilebileni ertelememeyi öğretiyor.

Bugün bir kez dene

Bugün içini burkan bir hatanı düşün ve Gazâlî'nin üç zamanını sırayla uygula. Önce şimdiye bak: o yanlış hâlâ sürüyor mu? Sürüyorsa, bugün onu bırakmak için ne yapabilirsin?

Sonra geleceğe bak: o yanlışı bir daha yapmamak için hangi somut önlemi alabilirsin? Bir kural, bir yazılı söz, bir hatırlatma?

Son olarak geçmişe bak: telafi edilebilecek bir şey var mı? Bir borç, bir özür, bir düzeltme? Varsa, bugün atabileceğin ilk adımı yaz.

Yanında taşıyacağın soru

Pişmanlığın şu anda kendi üstüne mi kapanıyor, yoksa bir fiile mi açılıyor?