İçeriğe geç

Buda ile · Duygular

Bulutlardan kurtulmuş ay

«Kötü bir şey yaptım» ile «kötüyüm» arasındaki uçurum ne kadar derin?

1.267 kelime · yaklaşık 6 dakika okuma · dinlemek için kadın ya da erkek anlatıcı sesi seçebilirsin

Açılış

Cihan kırk altı yaşında, Erzincan'da sanayi sitesinde bir oto tamircisi. On iki yıl önce, bir düğün dönüşü, alkollüyken arabasını kullandı ve karşıdan karşıya geçen yirmi iki yaşındaki bir üniversite öğrencisine çarptı. Genç kadın aylarca hastanede kaldı; yürüyebildi, ama bacağındaki aksama hiç geçmedi. Cihan yargılandı, üç yıl cezaevinde kaldı. O günden beri bir damla içki içmedi.

Cezaevinden çıktıktan sonra sanayide bir ustanın yanında işe başladı, kısa sürede kendi dükkânını açtı. İşini iyi yapıyor, müşterilerine dürüst davranıyor. Ama içinde hiç susmayan bir cümle var: «Ben kötü bir adamım.» Bu cümle onu insanlardan uzak tutuyor. Akrabalarının toplantılarına gitmiyor, kahveye uğramıyor. Biri ona iyi bir şey söylediğinde içi kasılıyor: «Beni tanısa böyle demezdi.»

Bu bahar kızı Esra nişanlandı. Düğün eylülde. Esra babasından düğüne gelmesini, kendisini gelinlikle damadın yanına götürmesini istiyor. Cihan kabul etmedi. «Kızım, beni orada görenler senin düğününde başka şey konuşur. Herkes kimin kızı olduğunu bilir. Ben gelmeyeyim, senin günün lekelenmesin.» Esra ağlayarak telefonu kapattı.

Bilgenin kapısı

Majjhima Nikāya'nın seksen altıncı konuşması, Buda'nın döneminin en korkulan haydudu Aṅgulimāla'nın hikâyesini anlatır. Aṅgulimāla pek çok insanın canını almış, öldürdüklerinin parmaklarından bir kolye yapmıştır; adı da buradan gelir. Buda'yla karşılaştıktan sonra silahını bırakır, keşiş olur ve uzun bir çabanın ardından aydınlanmaya ulaşır. Konuşmanın sonunda, yalnız kaldığı bir anda, kendi hayatı üzerine şu dizeleri söyler:

«Bir zaman gaflet içinde olup sonra gafletten uyanan, bulutlardan kurtulmuş ay gibi bu dünyayı aydınlatır. Yaptığı kötü işin yerini iyilik alan, bulutlardan kurtulmuş ay gibi bu dünyayı aydınlatır.»

Aynı dizelerin ilerleyen yerinde Aṅgulimāla kendi adı üzerine konuşur. Keşiş olduğunda ona «Zararsız» anlamına gelen bir ad verilmiştir:

«Adım ‹Zararsız›dır, oysa bir zamanlar zarar veren biriydim. Bugün taşıdığım ad doğrudur, çünkü kimseye zarar vermiyorum.»

Bakmadığın yer

Ciddi bir zarar vermiş biri için en zor soru, artık kim olduğudur. Toplum çoğu zaman bu soruyu tek bir kelimeyle cevaplar: sabıkalı, katil, suçlu. Bu kelime bir kez konduğunda, kişinin geri kalan hayatı onun gölgesinde geçer. Cihan da bu kelimeyi içselleştirmişti. Yaptığı şeyin ağırlığını hiç küçümsemiyordu; ama o ağırlığı, «ben kötü bir adamım» cümlesiyle, kendi bütün varlığına taşımıştı.

Aṅgulimāla'nın dizeleri bu cümleye başka bir dil öneriyor. Aṅgulimāla geçmişini inkâr etmiyor; dizelerin ilerisinde «bir zamanlar haydut idim», «bir zamanlar ellerimde kan vardı» diye açıkça söylüyor. Ama bugünkü adını da söylüyor: Zararsız. Ve bu adın bugün doğru olduğunu, çünkü bugün kimseye zarar vermediğini ekliyor. Geçmiş geçmişte duruyor; ad ise bugünkü eylemden geliyor. «Kötü bir şey yaptım» ile «ben kötüyüm» arasındaki fark, burada bir zaman farkı olarak görünüyor. Yapılan iş geçmişte, kişi ise bugün.

Dizelerdeki ay imgesi bu farkı daha da açık kılıyor. Ay bulutların arkasındayken de aydır; bulutlar onu silmez, yalnızca örter. Bulutlar çekilince ay yeniden parlar. Aṅgulimāla'nın kötü işleri bir bulut gibiydi; onu örtüyordu. Ama iyi işler o bulutun yerini aldıkça, Pali'deki sözcükle kötü işi «kapattıkça», ay yeniden görünmeye başladı. Bu, kötü işin hiç olmamış sayılması değil. Bulut gerçekti, gölgesi gerçekti. Ama ay da gerçekti.

Cihan'ın «ben kötü bir adamım» cümlesi ise bulutu ayın kendisi sanıyordu. On iki yıl önceki gece, onun bütün varlığına dönüşmüştü. On iki yıl boyunca içki içmemesi, dürüst işçiliği, kızını büyütmesi; bunların hiçbiri o cümlenin içinde yer almıyordu. Esra'nın düğününe gitmemeye karar vermesi, bu cümlenin bir sonucuydu: kendini kızının mutluluğunu lekeleyecek bir gölge olarak görüyordu. Oysa Esra'nın gördüğü şey bambaşkaydı; o babasının bugününü, on iki yıllık temiz hayatını görüyordu.

Derinleşme

Aṅguttara Nikāya'daki kısa bir konuşma, utancın Budist gelenekteki iki yüzünden birini, koruyucu yüzünü gösterir:

«Keşişler, bu iki parlak şey dünyayı korur. Hangi ikisi? Vicdan ve sakınma. Bu iki parlak şey dünyayı korumasaydı, anne, teyze, hoca eşi gibi saygı duyulan kimselerin yeri tanınmazdı; dünya keçiler, koyunlar, tavuklar, domuzlar gibi birbirine karışırdı.»

Pali'deki hiri, yanlış bir şey yapmaktan duyulan içsel utanç, vicdan; ottappa ise yanlışın sonuçlarından duyulan çekingenliktir. Buda bunlara «parlak şeyler» der ve dünyayı koruduklarını söyler. Bu demek ki utancın bir yüzü kötü değildir; insanın yanlış yapmasını engelleyen bir bekçidir. Cihan'ın on iki yıl boyunca bir damla içmemesi, bu bekçinin işidir. Bu utancı atmak gerekmiyor; o, Cihan'ı korur, başkalarını korur.

Ama Buda'nın parlak dediği utanç, eyleme yöneliktir: yanlış yapmamak için. «Ben kötü bir adamım» cümlesi ise bir eylemi değil, bir kimliği hedefliyor. Bu ikinci utanç, Cihan'ı içkiden uzak tuttuğu kadar, kızından, akrabalarından, hayattan da uzak tutuyordu. Hiri bir yanlışı engeller; kimliğe dönüşmüş utanç ise bir hayatı engeller.

Aṅgulimāla'nın hikâyesinde dikkat çeken bir ayrıntı daha var. Keşiş olduktan sonra köye dilenmeye girdiğinde insanlar ona taş atar; başı yarılır, kâsesi kırılır. Buda ona bunu sabırla taşımasını söyler. Kötü işin sonuçları ortadan kalkmaz; Aṅgulimāla onları taşır. Ama taşırken bile adı «Zararsız»dır. Cihan için de bu böyle: düğünde bazı akrabalar fısıldaşabilir, bazı bakışlar ağır olabilir. Bunlar geçmişin sonuçlarıdır ve taşınması gerekir. Ama onları taşıyan, bugünkü Cihan'dır.

Esra bir akşam sanayiye, babasının dükkânına geliyor. Babası bir arabanın altından çıkıyor, elleri yağlı. Esra ona bir şey söylüyor: «Baba, sen o gece bir kötülük yaptın. Ben bunu biliyorum, herkes biliyor. Ama ben, cezaevinden çıktığın günden beri seni her sabah ayık ve dürüst işe giderken gördüm. Benim düğünümde o adamın yanımda olmasını istiyorum.» Cihan bir süre konuşamıyor.

Sonraki haftalarda Cihan bir şey daha yapıyor; düğünle ilgisi olmayan bir şey. İlçedeki trafik güvenliği eğitimlerine başvuruyor ve sürücü kursundaki gençlere kendi hikâyesini anlatmayı öneriyor. İlk konuşmasında sesi titriyor; bir genç kadının bacağındaki aksamadan söz ederken duruyor. Ama konuşmanın sonunda bir öğrenci yanına gelip «Abi, ben bundan sonra içip direksiyona geçmem» diyor. Cihan o akşam eve dönerken Aṅgulimāla'nın dizelerini düşünüyor: kötü işin yerini alan iyilik.

Eylülde, Esra'nın düğününde, Cihan kızını damadın yanına götürüyor. Bazı bakışlar ağır geliyor; ama kızının elini bırakmıyor.

Burada dikkatle belirtilmesi gereken bir şey var. Aṅgulimāla'nın dizeleri ve Cihan'ın dönüşümü, zarar görmüş kişinin acısını ortadan kaldırmaz. Çarpılan genç kadının hayatı değişmiştir ve onun Cihan'ı bağışlaması beklenemez, istenemez. Kendini bağışlamak, mağdurdan bağışlanma talep etmek değildir; mağdurun sınırlarına saygı göstermek ve onarım için yapılabilecek şeyi ona yük olmadan, kendi sorumluluğu olarak düşünmek gerekir. Bir de, ağır bir suçluluğu ya da utancı yıllarca taşıyanlar için bir psikoloğun desteği, bu yükle yaşamayı ve onu bir sorumluluğa dönüştürmeyi kolaylaştırabilir.

Öbür bilgeler

Doz hatası yapan Çanakkaleli eczacı, Seneca'nın akşam mahkemesinden geçerek «bu sefer seni bağışlıyorum» diyebilmişti (STO-K03.5). Cihan'ın hatası Tuğba'nınkinden çok daha ağırdı ve geri alınamaz bir zarar bırakmıştı. Seneca bir günün hatasına, Aṅgulimāla'nın dizeleri ise bir ömrün en karanlık gecesine bakıyor; ama ikisi de aynı şeyi söylüyor: kişi, yaptığı en kötü şeyden ibaret değildir.

Tüp bebek yolculuğunun ortasında kardeşini kıskanan Seda, kıskançlığının üstüne bir de utanç bindirince ikinci bir zincir taktığını fark etmişti (BUD-K03.4). Cihan'ın «ben kötü bir adamım» cümlesi de böyle bir pranga. Buda'nın parlak dediği vicdan ile bu pranga arasındaki fark, birinin yanlışı önlemesi, öbürünün hayatı durdurmasıdır.

Bugün bir kez dene

Bugün geçmişte yaptığın ve hâlâ utandığın bir şeyi düşün. Onu bir cümleyle yaz: «... yaptım.» Kendini tanımlayan bir sıfat kullanma.

Sonra o günden bu yana yaptığın iyi şeyleri, Aṅgulimāla'nın bulutun yerini alan iyiliği gibi, bir liste hâlinde yaz. Bugün kendine hangi adı vermek doğru olur?

Eğer o eski işin bir sonucu hâlâ birini etkiliyorsa, onu onarmak için, karşı tarafın sınırlarına saygı göstererek, atabileceğin bir adım var mı?

Yanında taşıyacağın soru

En kötü gününü, bütün ömrünün adı yapmış olabilir misin?