İçeriğe geç

Gazâlî ile · Duygular

Kamçının ölçüsü

Korku yolu mu kapatıyor, yolun nerede daraldığını mı gösteriyor?

1.243 kelime · yaklaşık 6 dakika okuma · dinlemek için kadın ya da erkek anlatıcı sesi seçebilirsin

Açılış

Ali Rıza elli yedi yaşında, Tekirdağ'da bir zeytinyağı fabrikasında vardiya amiri. Otuz beş yıldır sigara içiyor; günde bir buçuk paket. Birkaç kez bırakmayı denedi, en uzun üç hafta dayandı. Öksürüğünü «sabah öksürüğü» diye geçiştiriyor; merdiven çıkarken nefesinin kesilmesini yaşa veriyor.

Geçen bahar en yakın arkadaşı Cemil akciğer kanserinden öldü. Teşhisten sonra sadece dört ay yaşadı. Cenazede Ali Rıza mezarın başında hıçkıra hıçkıra ağladı; eve dönünce sigara paketlerini çöpe attı, eşine «Bu sefer bitti» dedi. Bir hafta sonra, bir vardiya kavgasının ardından, fabrikanın arkasında bir işçiden sigara istedi. Ay bitmeden yine günde bir buçuk paket içiyordu.

Ama bu kez bir şey farklıydı. Geceleri internette akciğer kanserinin belirtilerini okuyordu. Her öksürükte göğsünü dinliyordu. Bir gece eşine söyledi: «Bende de var bence. Cemil'de de böyle başlamıştı.» Eşi doktora gitmesini söylediğinde Ali Rıza başını salladı ama gitmedi. «Ne gideceğim,» dedi, «gitsem ne değişir? İş işten geçmiştir.» Ve bir sigara daha yaktı.

Bilgenin kapısı

Gazâlî, İhyâ'nın korku ve ümit üzerine kitabında önce korkunun ne olduğunu tanımlar:

«Bil ki korku, gelecekte hoşa gitmeyen bir şeyin beklenmesi sebebiyle kalbin acı duyması ve yanmasıdır.»

Sonra da korkunun ölçüsünü bir benzetmeyle anlatır. Gazâlî'nin bu kitaptaki korkusu her şeyden önce Allah korkusudur; ama koyduğu ölçü, gündelik korkularımıza da bakmanın bir yolunu açar:

«Bil ki korku övülmüştür. Kimi zaman her korkunun övüldüğü, ne kadar güçlü ve çok olursa o kadar övgüye layık olduğu sanılır; bu bir yanılgıdır. Korku, kulları ilme ve amele devam ettirmek için sürülen bir kamçıdır. Bir binek ya da bir çocuk için kamçıdan büsbütün uzak kalmamak iyidir; ama bu, dövmede aşırı gitmenin övüldüğünü göstermez. Korkunun da bir eksiği, bir aşırısı ve bir dengesi vardır; övülen, denge ve orta olanıdır.»

Bakmadığın yer

Korku konuşulurken genellikle tek bir terazi kurulur: korku çoksa kötü, azsa iyi. Kaygıyı azaltmak, korkuyu yenmek, rahatlamak; hepsi korkuyu bir yük olarak gören bir bakışın ürünü. Ali Rıza'nın durumunda bu terazi işe yaramıyor, çünkü onun sorunu ne korkunun fazlası ne eksiği; ikisi birden.

Gazâlî'nin ölçüsü burada başka bir soru soruyor: korkunun miktarı değil, işlevi. Korku bir kamçıdır ve kamçının bir amacı vardır: bineği yürütmek. Kamçı çok hafif olursa binek kımıldamaz. Çok sert olursa binek yaralanır, yere çöker, yine yürümez. Korkunun değeri, insanı harekete geçirip geçirmediğiyle ölçülür. Gazâlî bunu kitabın aynı yerinde açıkça söyler: amele etki etmeyen korkunun varlığı yokluğu gibidir; bineğin adımını artırmayan bir kamçı gibi.

Ali Rıza'nın hikâyesinde iki kamçı da var. Cenazedeki hıçkırıklar, paketlerin çöpe atılması, «bu sefer bitti» sözü, Gazâlî'nin eksik korku dediği şeye benziyor: ürkütücü bir sebep görüldüğünde gözyaşı akar, kalp titrer; ama o sebep gözden uzaklaşınca kalp yeniden gaflete döner. Bir hafta sonra fabrikanın arkasında yakılan sigara, o hafif kamçının ne kadar az iz bıraktığını gösteriyordu.

Gece yarısı internette okunan belirtiler, her öksürükte dinlenen göğüs, «iş işten geçmiştir» cümlesi ise öbür uç. Gazâlî aşırı korkuyu da kınar ve sebebini tek cümleyle söyler: ümitsizliğe varan korku, ameli engellediği için yerilmiştir. Ali Rıza'nın korkusu o kadar büyümüştü ki, onu doktora götürmesi gereken şey, doktorun kapısını kapatıyordu. Çok sert inen kamçı bineği yere çökertmişti. Ve en tuhafı, iki uç aynı sonuçta buluşuyordu: Ali Rıza yine sigara içiyordu.

Bu yüzden «daha az kork» ya da «biraz daha kork» önerilerinin ikisi de Ali Rıza'ya yardım etmezdi. Ona korkusunu sakinleştirmesini söyleyen biri, eksik kamçıyı biraz daha inceltmiş olurdu; ona tehlikenin büyüklüğünü anlatan biri ise zaten yere çökmüş bineğe bir kamçı daha vurmuş olurdu. Gazâlî'nin ölçüsünde soru başka: bu korku hangi adımı attırabilir? Cevabı bulunmayan korku, ne kadar yoğun olursa olsun, boşa harcanmış bir korkudur.

Derinleşme

Gazâlî korkunun üç hâlini birbirinden ayırırken her birinin neye benzediğini de anlatır. Eksik korku, güçlü bir hayvana vurulan ince bir değnek gibidir; acıtmaz, yürütmez. Aşırı korku ise çocuğu öldüren dayak, hayvanı sakatlayan kamçı gibidir. Dengeli korkuyu ise sonuçlarından tanırız:

«Korku amele etki etmiyorsa, onun varlığı yokluğu gibidir; bineğin hareketini artırmayan kamçı gibi. Eğer etki ediyorsa, etkisinin görünüşüne göre dereceleri vardır.»

Bu ölçü, korkuyu duygusundan değil, yaptırdığından tanımamızı öneriyor. Ali Rıza'nın cenazedeki hıçkırıkları gerçekti, gece yarısı kalbinin çarpması da gerçekti. Ama ikisi de bir adım attırmamıştı. Gazâlî'nin terazisinde, korkunun derecesi göğüste hissedilen yanmayla değil, ayaklarda görülen yürüyüşle ölçülüyor.

Bir de Gazâlî'nin tanımına geri dönmek gerekiyor: korku, gelecekte hoşa gitmeyen bir şeyin beklenmesidir. Ali Rıza'nın aşırı korkusu bu beklentiyi kesinliğe çevirmişti: «bende de var», «iş işten geçmiş». Oysa korkunun var olması için bir belirsizlik gerekir; ne olacağı bilinmez, bu yüzden korkulur. Belirsizliği kesinliğe çeviren korku, artık korku değil, ümitsizlik olur. Ve ümitsizlik, Gazâlî'nin dediği gibi, insanı amelden alıkoyar; çünkü kesin olduğuna inanılan bir sonuç için kimse bir şey yapmaz.

Ali Rıza'yı dengeye çeken, kızı Selin oluyor. Bir pazar akşamı babasıyla balkonda oturuyor ve ona doğrudan soruyor: «Baba, korkuyor musun?» Ali Rıza önce gülüyor, sonra susuyor, sonra itiraf ediyor: «Çok korkuyorum.» Selin başka bir şey soruyor: «O zaman bu korku seni neden doktora götürmüyor?» Ali Rıza cevap veremiyor. Selin ertesi gün ona göğüs hastalıkları polikliniğinden bir randevu alıyor; Ali Rıza'ya yalnızca gitmek kalıyor. Hastanenin kapısında bir an duraksıyor; içinden geri dönmek geçiyor. Kızının arabada beklediğini bilmek, o sabah attığı en önemli adımı attırıyor.

Muayene ve tetkikler Ali Rıza'nın korktuğu sonucu vermiyor; ama doktor, sigaraya devam ederse risklerinin arttığını, nefes darlığının ilk belirtilerinin başladığını açıkça söylüyor. Ali Rıza bu kez paketleri çöpe atmakla yetinmiyor; hastanenin sigara bırakma polikliniğine kaydoluyor. İlk haftalar zor geçiyor; bir gece yine sigara yakıyor. Ama ertesi gün polikliniğe gidip bunu anlatıyor ve yeniden başlıyor. Korku hâlâ orada; ama artık onu ne cenaze ağlamasına ne gece yarısı aramalarına harcıyor. Korkusu, Gazâlî'nin kamçısı gibi, onu her sabah bir adım daha yürütüyor.

Bu hikâyeden bir tıbbi tavsiye çıkarmamak gerekiyor. Belirtiler, taramalar ve tedavi her insan için farklıdır ve bunları ancak bir hekim değerlendirebilir. Bir de, sağlıkla ilgili kaygı bazı insanlarda kendi başına bir yüke dönüşebilir; sürekli belirti aramak, bitmeyen bir korkuyla yaşamak, bir ruh sağlığı uzmanının desteğini gerektirebilir. Gazâlî'nin ölçüsü bu desteğin yerini tutmaz; yalnızca, korkunun bir işe yarayıp yaramadığını sormayı öğretir.

Öbür bilgeler

Mevlânâ'nın Kazvinli pehlivanı, iğne acıttıkça aslanın kuyruğundan, kulağından, karnından vazgeçmişti; Kayserili mobilyacının barışması da aynı yoldan erimişti (MEV-K03.3). Gazâlî'nin kamçısı aynı hikâyeye bir başka açıdan bakıyor: iğnenin acısı da bir korkuydu, ama yürütmek yerine durduruyordu. Mevlânâ acıya sabretmeyi, Gazâlî korkuyu ölçüsüne getirmeyi öneriyor.

Rizeli mühendisin hikâyesinde Epiktetos, avcının tüylerinden kaçarken ağa koşan geyiği anlatmış ve tedbiri insanın kendi elindeki şeylere saklamayı önermişti (STO-K03.3). Ali Rıza'nın aşırı korkusu tam tersini yapıyordu: elinde olmayan bir sonuca, «bende de var» kesinliğine saplanıyor, elinde olan adımı, doktora gitmeyi, atmıyordu. Epiktetos ile Gazâlî aynı noktada buluşuyor: korku, elimizde olan bir adıma dönüşmedikçe işe yaramaz.

Bugün bir kez dene

Bugün seni korkutan bir şeyi seç: bir sağlık meselesi, bir borç, bir ilişki, bir iş. Onu Gazâlî'nin terazisine koy: yürütüyor mu, yoksa durduruyor mu?

Korkunun bıraktığı izlere bak. Bir ağlama, bir gece uykusuzluğu, bir karamsar cümle mi bıraktı, yoksa bir adım mı?

Hiçbir adım yoksa, korkunun gösterdiği yönde atılabilecek en küçük adımı bul: bir randevu, bir telefon, bir hesap. Bugün onu at.

Yanında taşıyacağın soru

Korkun seni en son ne zaman bir adım attırdı?