İçeriğe geç

Buda ile · Acı ve sıkıntı

Ok çıktı, zehir kaldı

Derdi bilmek dermanın yarısı mı?

1.327 kelime · yaklaşık 6 dakika okuma · dinlemek için kadın ya da erkek anlatıcı sesi seçebilirsin

Açılış

Ceyda otuz altı yaşında, Nevşehir'de bir mimarlık bürosunda proje müdürü. Ürgüp'te taş evlerin restorasyonu üzerine çalışıyor; titiz, yetenekli ve yorgun. Geçen yıl bir sabah ofiste bir çizim yaparken nefesi daraldı, kalbi hızla çarptı, elleri uyuştu. Kalp krizi sandı. Acile götürüldü; tahliller temiz çıktı. Hekim ona panik atak geçirdiğini, bir psikiyatriste gitmesini söyledi.

Ceyda bir psikologla altı ay çalıştı. O altı ayda çok şey öğrendi. Kusursuzluk takıntısının nereden geldiğini gördü: çocukluğundaki bir babanın her karnede tek bir düşük notu soran sesi. Neden hiçbir işe «yeter» diyemediğini, neden hafta sonları da çizim yaptığını anladı. Panik atakları azaldı. Altıncı ayın sonunda Ceyda, psikoloğuna teşekkür etti ve görüşmeleri bıraktı. «Artık derdimin ne olduğunu biliyorum,» dedi arkadaşı Ender'e. «Bilmek yarısıysa, ben çoktan iyileştim.»

Bu sonbahar büroya büyük bir proje geldi: tarihi bir kervansarayın restorasyonu. Ceyda projenin başına geçti. Üç ay boyunca gece yarılarına kadar çalıştı, hafta sonlarını ofiste geçirdi. Her çizimi beş kez kontrol etti. Bir gece, eve dönerken arabada, o tanıdık his geri geldi: nefes darlığı, çarpıntı, uyuşan eller. Yolun kenarına çekti ve direksiyona kapandı.

O gece eve dönünce Ceyda şaşkındı. «Ben derdimi biliyordum,» diye düşündü. «Nasıl olur da geri gelir?»

Bilgenin kapısı

Buda'nın öğretisinin merkezindeki dört soylu gerçek, Saṃyutta Nikāya'nın kısa bir konuşmasında, her birine düşen bir görevle birlikte sıralanır:

«Rahipler, şu dört soylu gerçek vardır: acının soylu gerçeği, acının kaynağının soylu gerçeği, acının sona ermesinin soylu gerçeği ve acının sona ermesine götüren yolun soylu gerçeği. Bu dört soylu gerçekten biri tam olarak anlaşılmalı, biri bırakılmalı, biri gerçekleştirilmeli, biri geliştirilmelidir. Acının soylu gerçeği tam olarak anlaşılmalıdır. Acının kaynağının soylu gerçeği bırakılmalıdır. Acının sona ermesinin soylu gerçeği gerçekleştirilmelidir. Acının sona ermesine götüren yolun soylu gerçeği geliştirilmelidir.»

Pali kelime «pariññeyya», tam olarak, her yanıyla anlaşılması gereken demektir. Geleneğin sonraki yorumcuları dört gerçeği bir hekimin işine benzetmiştir: hastalığı tanımak, nedenini bulmak, iyileşmenin mümkün olduğunu bilmek, tedaviyi uygulamak.

Bakmadığın yer

«Derdi bilmek dermanın yarısıdır» sözü Anadolu'da çok söylenir ve doğru bir şey anlatır. Derdini bilmeyen insan karanlıkta el yordamıyla yürür; derdini adlandıran insan en azından neyle uğraştığını görür. Ceyda'nın altı ayı bu yarıyı tamamlamıştı. Panik ataklarının adını koymuş, kökünü görmüş, babasının sesini tanımıştı.

Buda'nın dört gerçeği bu sözü hem doğruluyor hem de genişletiyor. Acıyı tam olarak anlamak, dört görevden biridir; ve ilk sırada gelir. Onu atlayarak hiçbir yere varılmaz. Ama Buda'nın listesinde anlamak bir görevdir, dördüncü değil. Anlamanın ardından üç görev daha vardır: kaynağı bırakmak, sona ermeyi gerçekleştirmek, yolu geliştirmek. Ve bu görevlerin fiillerine dikkat etmek gerekiyor: anlamak bir bilgidir; bırakmak, gerçekleştirmek, geliştirmek ise birer eylemdir.

Ceyda'nın gözden kaçırdığı şey buydu. «Bilmek yarısıysa, ben çoktan iyileştim» cümlesi, bilmeyi iyileşme sanmıştı. Ama bir şeyi bilmek, onu bırakmak değildir. Ceyda kusursuzluk takıntısının nereden geldiğini biliyordu; ama kervansaray projesinde her çizimi beş kez kontrol ederken o takıntıyı bırakmamıştı. Babasının sesini tanıyordu; ama o ses hâlâ onun ağzından konuşuyordu. Dert bilinmişti; derman henüz uygulanmamıştı.

Bir de dört gerçeğin dördüncüsündeki fiil önemli: «geliştirilmelidir». Pali kelime bhāvetabba; büyütülecek, yetiştirilecek, sürekli çalışılacak bir şey. Yol bir kez bulunup bırakılan bir yer değil, bir bahçe gibi her gün sulanan bir şey. Ceyda'nın altı aylık çalışması bir bahçe kurmuştu; ama altıncı ayda sulamayı bırakmıştı.

Bu, Ceyda'nın başarısız olduğu anlamına gelmiyordu. Altı aylık çalışma gerçekti ve işe yaramıştı; ataklar aylarca azalmıştı. Ama Ceyda bilmeyi bir varış noktası sanmış, oysa o bir başlangıç noktasıydı. Derdin bilinmesi dermanın yarısıysa, öbür yarısı uzun ve sabırlı bir yürüyüştü. Ve o yürüyüşün en zor yanı, bir kez başlandıktan sonra bitmiş sanılmasıydı.

Derinleşme

Majjhima Nikāya'nın yüz beşinci konuşmasında Buda, bu yanılgıyı bir cerrah benzetmesiyle anlatır:

«Zehirli bir okla vurulmuş bir adam düşün. Dostları onu bir cerraha götürür. Cerrah yarayı neşterle açar, okun yerini sondayla bulur, oku çıkarır ve zehri temizler; ama biraz zehir kalır. Cerrah ona der ki: "Ok çıkarıldı, zehir temizlendi; ama biraz kaldı ve hâlâ sana zarar verebilir. Uygun yemekler ye; yaranı zamanında yıka ve merhemle; rüzgârda ve güneşte fazla dolaşma. Yarana dikkat et, onu iyileştir." Ama adam düşünür: "Ok çıkarıldı, zehir hiç kalmadan temizlendi; artık bana zarar veremez." Uygunsuz yemekler yer, yarasını yıkamaz, rüzgârda ve güneşte dolaşır. Hem bu uygunsuz davranışlar yüzünden hem de kalan zehir yüzünden yara büyür.»

Benzetmenin en ince yanı, adamın iyileştiğine inandığı an. Ok gerçekten çıkarılmıştır; bu bir yanılsama değildir. Ama adam «zehir hiç kalmadı» sanır ve bakımı bırakır. Yarayı büyüten şey, iki şeyin birleşmesidir: kalan zehir ve bırakılan bakım. Ceyda'nın hikâyesi neredeyse kelimesi kelimesine bu benzetmeydi. Altı aylık çalışma oku çıkarmıştı; ataklar gerçekten azalmıştı. Ama biraz zehir kalmıştı: kusursuzluk takıntısının kökleri. Ve Ceyda, «artık derdimi biliyorum» diyerek bakımı bırakmıştı. Kervansaray projesi, rüzgârda ve güneşte fazla dolaşmaktı.

Buda'nın cerrahının söylediği bakım listesi de dikkat çekici: uygun yemek, düzenli yıkama, rüzgârdan korunma. Bunların hiçbiri büyük bir müdahale değil; hepsi gündelik, sıradan, tekrar eden işler. Derman, büyük bir ameliyattan çok, ondan sonra gelen küçük bakımlardır.

Yol kenarındaki o geceden sonra Ceyda, eski psikoloğunu aradı. Utanıyordu; «ben iyileşmiştim» diye ayrılmıştı. Psikoloğu ona bir şey söyledi ve Ceyda o cümleyi not defterine yazdı: «Geri dönmek, başarısızlık değil; bakımın bir parçası.» Görüşmelere yeniden başladılar; bu kez haftada bir değil, ayda iki kez.

Ceyda kendi bakım listesini de yazdı, cerrahınkine benzer: hafta sonu ofise gitmemek, bir çizimi en fazla iki kez kontrol etmek, akşam saat yedide bilgisayarı kapatmak, haftada iki kez Ürgüp'ün bağlarında yürümek. Bu listenin hiçbir maddesi büyük değildi. Ama kervansaray projesinin geri kalan aylarında, Ceyda bu listeye uydukça ataklar seyrekleşti.

Bir akşam arkadaşı Ender'le bağ yolunda yürürken, Ender ona eski cümlesini hatırlattı: «Hani bilmek yarısıydı?» Ceyda güldü. «Evet,» dedi. «Ama öbür yarısı her gün yeniden yapılıyormuş.»

Bu hikâyenin bir kısmını açıkça söylemek gerekiyor. Panik atak, tedavi edilebilen ama bazen yeniden ortaya çıkabilen bir durumdur; ataklar geri döndüğünde bunu bir yenilgi saymak yerine, tedaviye geri dönmek doğru yoldur. Göğüs ağrısı ve çarpıntı gibi belirtiler ilk kez ortaya çıktığında ise mutlaka kalp kaynaklı bir sorun olup olmadığının bir hekim tarafından araştırılması gerekir.

Öbür bilgeler

Niksar'daki emekli şoför Tahsin, dostunun ölümünden sonra kahvede, kardeşini kaybetmiş eski bir fırıncıyla tavlaya oturmuştu (YUN-K05.1). Tahsin'in derdi bir kayıptı ve dermanı bir hâldaştı; Ceyda'nın derdi bir takıntıydı ve dermanı gündelik bir bakımdı. Yunus derdi paylaşılacak bir şey olarak, Buda ise bakımı sürdürülecek bir iş olarak anlatıyor. İkisi de dermanın bir kerede bulunup bitmediğini söylüyor.

Akşehir'deki Sena da acısından kaçmayı bırakmış, pazarda başını eğmeden yürümeye başlamıştı (MEV-K05.1). Mevlânâ'nın nohudu tencerede pişene kadar kalmalıydı; Buda'nın yaralı adamı da yarası iyileşene kadar bakıma devam etmeliydi. İki benzetme aynı sabrı istiyor: acının ne olduğunu görmek bir an sürer, ondan geçmek ise bir süreç.

Bugün bir kez dene

Hayatında «derdimi biliyorum» dediğin bir yeri düşün. Buda'nın dört görevini sırayla sor: bu derdi tam olarak anladım mı? Kaynağını bıraktım mı? Sona ermesini gördüm mü? Yolu her gün geliştiriyor muyum?

Sonra cerrahın listesini kendi hayatına uyarla: senin «uygun yemeğin», «yarayı yıkaman», «rüzgârdan korunman» ne olabilir? Üç küçük madde yaz.

Bu hafta o maddelerden birini her gün yap. Ve bir gün aksarsa, kendine Ceyda'nın psikoloğunun cümlesini söyle: geri dönmek, bakımın bir parçası.

Yanında taşıyacağın soru

Derdini bildin; peki dermanını her gün uyguluyor musun?