İçeriğe geç

Buda ile · Acı ve sıkıntı

Dört okyanustan çok gözyaşı

Acı bir hata mı, hayatın dokusu mu?

1.248 kelime · yaklaşık 6 dakika okuma · dinlemek için kadın ya da erkek anlatıcı sesi seçebilirsin

Açılış

Seher otuz dokuz yaşında, Söğüt'te küçük bir çiçekçi dükkânı işletiyor. On beş yıldır elleri hiç durmadı: buketler, çelenkler, düğün süslemeleri. Kasabada ondan çiçek almamış neredeyse kimse yok. Eşi Yavuz belediyede çalışıyor; iki çocukları ortaokulda.

Bir yıl önce sabahları parmaklarında bir sertlik başladı. Önce soğuktan sandı. Sonra sertlik bileklerine yayıldı, eklemleri şişti. Bir sabah bir gül buketinin kurdelesini bağlayamadı. Eskişehir'deki bir romatoloğa gitti; tahliller yapıldı ve teşhis kondu: romatoid artrit. Hekim ona hastalığın kronik olduğunu, ilaçlarla kontrol altına alınabileceğini ama tamamen geçmeyeceğini anlattı.

Seher o günden beri tek bir soruyla yaşıyor: «Neden ben?» Kimseye kötülük yapmamıştı. Sigara içmemiş, düzgün yaşamıştı. Bu hastalığı bir hata gibi, bir adaletsizlik gibi görüyordu; sanki hayatın bir yerinde bir şey yanlış işlemiş ve bu yanlış onu bulmuştu. Geceleri, ağrıyan elleriyle uyuyamazken, aynı soruyu tavana sordu.

Bir sabah dükkâna yetmiş yaşındaki Zekiye teyze geldi; her cuma eşinin mezarı için bir demet karanfil alır. Seher karanfilleri sararken elleri titredi, Zekiye teyze fark etti. Seher ona hastalığını anlattı ve sorusunu da söyledi: «Neden ben, Zekiye teyze?» Zekiye teyze bir süre sustu, sonra karanfillere baktı: «Kızım, ben de kırk yıl sordum bunu. Sonra bir gün, mezarlıkta, her mezarın başında birinin durduğunu gördüm.»

Bilgenin kapısı

Saṃyutta Nikāya'nın başlangıcı olmayan dolaşma üzerine konuşmalarından birinde Buda, keşişlere tuhaf bir soru sorar:

«Rahipler, bu dolaşmanın bilinen bir başlangıcı yoktur. … Ne dersiniz, hangisi daha çoktur: bu uzun zaman boyunca dolaşırken, sevmediğinizle bir araya gelmekten, sevdiğinizden ayrılmaktan ağlayıp sızlarken akıttığınız gözyaşı mı, yoksa dört okyanustaki su mu?» «Efendim, öğrettiğiniz Dhamma'yı anladığımız kadarıyla, dolaşırken akıttığımız gözyaşı dört okyanustaki sudan daha çoktur.» «Güzel, rahipler. … Uzun zamandır bir annenin ölümünü yaşadınız, bir babanın, bir kardeşin, bir çocuğun ölümünü…»

Konuşma Budist yeniden doğuş inancı içinde, sayısız hayat boyunca akan gözyaşlarından söz eder. Ama imgenin gücü bu inancı paylaşmayan biri için de geçerlidir: insanlığın akıttığı gözyaşının toplamı, okyanusları geçer.

Bakmadığın yer

Acıyı genellikle bir istisna olarak düşünürüz. Hayatın normal akışı iyidir; acı bu akışta bir arızadır, bir yanlışlıktır. Ve bir arıza olduğuna göre bir nedeni olmalıdır: bir hata, bir ceza, bir şanssızlık. «Neden ben?» sorusu bu düşüncenin içinden çıkar. Seher de acısını böyle görüyordu: herkesin elleri sağlamken onunkiler bozulmuştu; bu bir yanlışlık olmalıydı.

Buda'nın sorusu bu tabloyu tersine çeviriyor. Acı bir istisna değil; dört okyanustan daha büyük bir şey. Her insan sevdiğinden ayrılmış, sevmediğiyle karşılaşmış, bir annenin, bir babanın, bir çocuğun ölümünü yaşamıştır. Buda bunu karamsarlık için değil, bir gerçeği göstermek için söylüyor: acı hayatın arızası değil, dokusudur. Ve bu doku herkesin hayatından geçer.

Bu, ilk duyulduğunda ağır bir cümle gibi gelebilir. Ama Seher için başka bir şey ifade etti. «Neden ben?» sorusu, acıyı kişisel bir adaletsizlik olarak görüyordu: evren onu seçmiş, cezalandırmıştı. Buda'nın gözyaşı okyanusu ise bu seçilmişliği ortadan kaldırıyordu. Seher seçilmemişti. Dört okyanustan büyük bir gözyaşının içinde, kendi payını taşıyordu. Zekiye teyzenin mezarlıkta gördüğü de buydu: her mezarın başında biri duruyordu.

«Neden ben?» sorusunun bir de gizli yükü vardı. Bu soru acıya bir anlam yüklüyordu: bir suç, bir hata, bir ceza. Ve bu yük, acının kendisinden daha ağırdı. Seher'in elleri ağrıyordu; ama zihni, «ben ne yaptım da bunu hak ettim» diye geceler boyu kendini yargılıyordu. Hastalığın kendisi bir yaraydı; «neden ben» sorusu ise o yaranın üstüne atılan ikinci bir yüktü.

Buda'nın imgesi bir şeyi daha gösteriyor: gözyaşının kaynağı. «Sevmediğinle bir araya gelmek, sevdiğinden ayrılmak.» Acı, bir hatadan değil, bağlılıktan ve değişimden doğar. Seher ellerini, işini, çiçeklerle geçen günlerini seviyordu. Hastalık bu sevdiği şeyden onu kısmen ayırıyordu. Acının asıl kaynağı buydu: bir suç değil, sevilen bir şeyin değişmesi.

Derinleşme

Saṃyutta Nikāya'nın bir başka konuşmasında, yaşlı ve hasta bir ev sahibi, Nakula'nın babası, Buda'ya gelir:

«Efendim, ben yaşlı bir adamım; ileri yaştayım, hayatın son evresine vardım. Bedenim hasta ve sürekli rahatsızım. … Buda bana öğüt versin.» «Doğru, ev sahibi, doğru. Bu beden hastadır, kabuğuna sarılmıştır. Bu bedeni taşıyan biri bir an bile sağlıklı olduğunu iddia etse, bu ahmaklıktan başka nedir? Bu yüzden şöyle çalışmalısın: "Bedenim hasta olsa da zihnim hasta olmayacak."»

Buda'nın cevabının iki yarısı var ve ikisi de önemli. İlk yarısı sert bir gerçeklik: beden zaten hastadır, kırılgandır, sağlıklı olduğunu iddia etmek bir yanılsamadır. Bu, Seher'in «neden ben» sorusuna verilmiş dolaylı bir cevaptı: beden bir hata yapmamıştı; bedenin doğası buydu. İkinci yarısı bir çalışma önerisi: «zihnim hasta olmayacak». Buda bedenin hastalığını inkâr etmiyor; ama zihnin o hastalığa ikinci bir hastalık eklememesini öneriyor.

Seher bu ayrımı ilk kez Zekiye teyzeyle konuştuktan sonraki hafta denedi. Sabah ellerindeki sertlik geldiğinde, eskisi gibi «neden ben» sorusunu sormak yerine, Buda'nın önerisini kendi diliyle söyledi: «Ellerim ağrıyor. Zihnim ağrımak zorunda değil.» İlk günler bu cümle bir teselli gibi geliyordu, inandırıcı değildi. Ama bir hafta sonra küçük bir değişikliğin farkına vardı: ağrı aynıydı, ama gece tavana sorduğu sorular azalmıştı.

Sonra dükkânda bir şey değiştirdi. Romatoloğun önerdiği ilaç tedavisine düzenli başladı, bir fizyoterapistin gösterdiği el egzersizlerini sabahları yapmaya başladı. Ağır çelenk işlerini, ilaçların ve egzersizlerin de yetmediği sabahlar için, yanına çırak olarak aldığı on yedi yaşındaki bir kıza öğretti; kendisi tasarımı ve renk seçimini üstlendi. Kız bir gün ona sordu: «Abla, bu kırmızıyla bu beyazı neden yan yana koydun?» Seher anlattı. Ve anlatırken fark etti ki, ellerinin yapamadığı şeyi gözleri ve sözleri hâlâ yapabiliyordu.

Cuma günü Zekiye teyze yine geldi. Seher karanfilleri sararken, bu kez elleri titremedi; ya da titredi ama Seher buna takılmadı. Karanfilleri uzatırken Zekiye teyzeye bir şey söyledi: «Teyze, artık neden ben diye sormuyorum. Neden herkes, diye düşünüyorum. Ve o soru daha hafif.»

Bu hikâyenin açıkça söylenmesi gereken bir yanı var. Romatoid artrit gibi kronik hastalıklar, düzenli tıbbi takip ve tedavi gerektirir; Buda'nın «zihnim hasta olmayacak» önerisi, bir tedavinin yerine değil, onun yanına konabilecek bir tutumdur. Bir de, kronik hastalıkla yaşayan insanlarda çökkünlük ve kaygı sık görülür; bunlar bir zayıflık değil, hastalığın bir parçasıdır ve bir psikologla ya da hastalığın destek gruplarıyla paylaşılabilir.

Öbür bilgeler

İstanbul'daki avukat Zuhal, Amasra'daki babasının teknesinde iki saat telefonsuz oturmuş ve yıllar sonra ilk kez topuklarına bastığını hissetmişti (LAO-K04.10). Zuhal'in acısı kendi seçtiği bir hızın bedeliydi; Seher'inki ise seçmediği bir hastalığın. Ama ikisi de aynı yerden rahatladı: acının kişisel bir başarısızlık ya da ceza olmadığını, insanın taşıdığı ortak bir yükün parçası olduğunu görünce.

Çorlu'daki Muzaffer'in hikâyesi de bir soruyla bitmişti: «Ne oldum?» (STO-K04.10). Seher'in sorusu «Neden ben?» idi. Marcus Muzaffer'e kendi rengini hatırlatmıştı; Buda Seher'e herkesin gözyaşını. İki soru da, insanı yalnızlaştıran bir yerden, onu başkalarına bağlayan bir yere taşınabiliyor.

Bugün bir kez dene

Hayatında «Neden ben?» diye sorduğun bir acıyı düşün. Soruyu bir kez değiştir: «Neden herkes?» Bu acıyı yaşamış başka birini hatırla; tanıdığın biri ya da yalnızca var olduğunu bildiğin biri.

Sonra Buda'nın ayrımını dene: acının bedendeki ya da hayattaki kısmını yaz. Ayrıca, zihninin ona eklediği kısmı yaz: suçluluk, adaletsizlik duygusu, «hak etmedim» cümlesi.

Bu hafta, o ikinci kısım geldiğinde Nakula'nın babasının cümlesini kendi diline çevir: «Bedenim (ya da hayatım) ağrıyor; zihnim ağrımak zorunda değil.»

Yanında taşıyacağın soru

Acın bir hata mı, yoksa dört okyanustan büyük bir gözyaşının içindeki senin payın mı?