Açılış
Emir yirmi altı yaşında, Trabzon'da bir yazılım şirketinde geliştirici. Üniversite yıllarında bilgisayar oyunlarına gömülmüş, bir dönem sınavlarını kaçıracak kadar geceleri ekran başında geçirmişti. Mezun olduğu yıl bunu fark etti ve oyunları bıraktı. Bırakmak ona iyi geldi; uykusu düzeldi, işine odaklandı.
Ama Emir orada durmadı. İnternette «dopamin orucu» diye bir şey okudu ve bunu bir hayat düzenine çevirdi. Önce tatlıyı bıraktı, sonra müziği. Sonra arkadaşlarıyla cumartesi akşamları oynadığı halı saha maçlarını «zaman kaybı» diye kesti. Sabah dörtte kalkıyor, soğuk duş alıyor, yarım saat meditasyon yapıyor. Telefonunu siyah beyaz ekrana çevirdi. Gençliğinde düğünlerde çaldığı kemençeyi, babasından kalan o eski kemençeyi, dolabın en üst rafına kaldırdı; ona baktıkça «oyalanma» diyordu kendine.
Bir yıl sonra Emir hiç olmadığı kadar disiplinli; ama aynı zamanda hiç olmadığı kadar gergin. Toplantılarda ufak şeylere sinirleniyor. Annesi telefonda sesinin sertleştiğini söylüyor. Geceleri uyuyamıyor, sabah dörtte kalkmak için zorla gözlerini kapatıyor. Ve son haftalarda içinde tehlikeli bir düşünce büyüyor: «Bu da olmuyor. Belki hepsini bırakıp eskisi gibi oyunlara dönmeliyim.» Bir gece bilgisayarında eski oyun hesabının şifresini aradığını fark etti.
Bilgenin kapısı
Buda'nın aydınlanmadan sonraki ilk konuşması, Benares yakınlarındaki geyik parkında beş eski arkadaşına yaptığı konuşma, iki uçla başlar:
«Keşişler, yola çıkmış biri şu iki uca yönelmemelidir. Hangi ikisi? Duyusal hazlara dalmak: alçak, kaba, sıradan, soylu olmayan ve yararsız. Ve kendine eziyet etmeye dalmak: acılı, soylu olmayan ve yararsız. Gerçeğe Ulaşmış Olan bu iki uca yaklaşmadan orta yolu anladı; bu yol görüş verir, bilgi verir, dinginliğe, doğrudan bilmeye, uyanışa ve sönüşe götürür.»
Bu konuşmanın dinleyicileri, Buda'nın bir zamanlar birlikte aşırı çile çektiği beş arkadaşıydı. Buda, hazza dalmayı bırakıp çileye, sonra çileyi de bırakıp ortaya giden yolu kendi bedeninde yürümüştü.
Bakmadığın yer
Hazdan uzak durmayı genellikle hazza dalmanın tersi olarak düşünürüz. Biri kötüyse öteki iyidir; hazza dalan zayıftır, hazdan kaçan güçlü. Bir alışkanlıktan kurtulan insan, ondan ne kadar uzaklaşırsa o kadar güvende olur. Emir de böyle düşünmüştü. Oyunlar bir uçtu; o uçtan kurtulmak için öbür uca, her hazdan kaçmaya koşmuştu. Uzaklık ona güvenlik gibi gelmişti.
Buda'nın ilk konuşması bu düşünceyi en baştan bozuyor. İki uç var ve ikisi de aynı sıfatla anılıyor: soylu olmayan, yararsız. Hazza dalmak yararsızsa, kendine eziyet etmek de yararsız. İkisi birbirinin ilacı değil; aynı hastalığın iki yüzü. Çünkü ikisi de hazzı merkeze koyuyor. Biri onu kovalıyor, öteki ondan kaçıyor; ama ikisinin de bütün dikkati hazza kilitli. Emir'in sabah dörtteki soğuk duşları, siyah beyaz ekranı, dolabın üstüne kaldırdığı kemençe, oyunlardan ne kadar uzak görünürse görünsün, hâlâ aynı soruya göre kurulmuştu: haz. Yalnızca işareti ters çevrilmişti.
Bu yüzden Emir'in son haftalardaki düşüncesi tesadüf değildi. Bir uçtan öbür uca savrulan biri, öbür uçta da yorulunca ilk uca geri savrulur. Gerginlik arttıkça, eski oyunlar daha çekici görünüyordu. Çile, hazdan korunmak için kurulmuş bir kaleydi; ama kalenin duvarları yükseldikçe, içeride biriken baskı da yükseliyordu. Ve bir gece, oyun hesabının şifresini ararken, Emir o baskının kaleyi içeriden yıkmak üzere olduğunu gördü.
Buda'nın kendi hikâyesi de bunun bir örneği. Sarayda hazların içinde büyüdü; sonra saraydan çıkıp yıllarca aç kaldı, bedenini bir iskelete çevirdi. İkisi de onu uyanışa götürmedi. Orta yol, iki ucu da yaşamış birinin, ikisinin de aynı yere çıkmadığını gördüğü yerde başladı. Emir de iki ucu yaşamıştı; ama henüz ikisinin aynı çıkmaza açıldığını görmemişti.
Derinleşme
Aṅguttara Nikāya'da, Buda'nın en gayretli öğrencilerinden biri olan Soṇa'nın hikâyesi anlatılır. Soṇa yıllarca öyle sert bir çabayla yürüyüş meditasyonu yapmıştır ki, gelenek ayaklarının kanadığını anlatır. Ama zihni özgürleşmez. Bir gün içinden şu geçer: «Ailemin serveti var; eve dönüp o serveti yaşayayım.» Buda onun yanına gelir:
«Soṇa, daha evdeyken vīṇānın tellerini çalmakta usta değil miydin? Çalgının telleri çok gergin olduğunda, sesli ve çalınabilir miydi?» «Hayır, efendim.» «Teller çok gevşek olduğunda, sesli ve çalınabilir miydi?» «Hayır, efendim.» «Peki teller ne çok gergin ne çok gevşek, eşit bir gerginliğe ayarlandığında, sesli ve çalınabilir miydi?» «Evet, efendim.» «Aynı şekilde, Soṇa, çok sert bir çaba huzursuzluğa yol açar; çok gevşek bir çaba tembelliğe. Bu yüzden çabayla dinginliği dengele, yetileri eşitle ve bunun işaretini yakala.»
Sujato'nun «arched harp» diye çevirdiği vīṇā, eski Hindistan'ın kavisli gövdeli telli çalgısıdır. Soṇa'nın hikâyesinde dikkat çeken şey, aşırı çabanın onu öbür uca, eve dönüp servetin tadını çıkarma fikrine itmesi. Gergin tel kopmak üzereyken, insan onu tamamen gevşetmek ister. Emir'in oyun hesabının şifresini araması, Soṇa'nın eve dönme düşüncesinin bugünkü karşılığıydı. Buda Soṇa'ya ne «daha çok çabala» dedi ne de «bırak git». Ona, ustası olduğu bir şeyi hatırlattı: tellerin doğru gerginliği.
Emir bir akşam annesini ziyarete gittiğinde, eski odasında, dolabın üstündeki kemençeyi indirdi. Kılları gevşemiş, telleri paslanmıştı. Ertesi gün kemençeyi Akçaabat'taki eski bir ustaya götürdü. Usta telleri değiştirdi, akordu yaptı, sonra kemençeyi Emir'e uzattı ve bir şey söyledi: «Kemençenin teli az gerilirse ses çıkmaz, çok gerilirse kopar. Ama asıl mesele tel değil, oğlum; yayı tutan el. El de gergin olursa ses kırılır.»
Emir o hafta sonu annesinin evinde kemençeyi çaldı; bir yıldan uzun süredir ilk kez. Parmakları hatırladı; ama yay ilk birkaç dakika titredi, sesi cızırdadı. Emir omuzlarının ne kadar sıkıştığını o anda fark etti. Omuzlarını gevşetti, yay kendiliğinden düzeldi. Bir horon havası çaldı. Annesi mutfaktan çıkıp kapıda durdu, sonra ayağıyla tempo tuttu.
Ertesi hafta Emir düzenini değiştirdi. Sabah dörtte değil, altıda kalkıyor. Soğuk duşu bıraktı, meditasyonu bırakmadı. Cumartesi akşamları halı sahaya geri döndü. Telefonunun ekranını renkli yaptı, ama oyun uygulamalarını hiç yüklemedi. Oyunlar onun için hâlâ gevşek bir tel değil, kopmuş bir tel; onlara dönmüyor. Ama öbür hazlar, bir maç, bir türkü, bir dilim tatlı, artık tehlike değil. Annesi telefonda sesinin yumuşadığını söylüyor.
Bu hikâyede açık bir ayrımı korumak gerekiyor. Orta yol, bir bağımlılıktan kurtulan birinin o bağımlılığa ölçülü biçimde geri dönmesi anlamına gelmez. Kumar, alkol, madde ya da kontrol edilemeyen oyun gibi bağımlılıklarda tam uzaklık çoğu zaman gerekli olan şeydir; bu bir çile değil, bir tedavidir ve bir uzmanla birlikte yürütülmelidir. Ayrıca hiçbir şeyden zevk alamama, aylarca süren gerginlik ve uykusuzluk, bir disiplin meselesi değil, bir depresyonun ya da tükenmişliğin işareti olabilir; bunu bir hekimle konuşmak gerekir. Buda'nın orta yolu, bir uçtan kaçıp ötekine tutunmak yerine, insanın kendi tellerini dinlemesini öneriyor.
Öbür bilgeler
Isparta'da gece yarısı buzdolabının ışığında pasta yiyen eczacı Oğuz da bir uçtan ötekine savruluyordu: gündüz katı bir perhiz, gece gizli bir teslimiyet (GAZ-K04.2). Gazâlî ona terk ettiği hazdan «biraz al» öğüdünü, Buda ise Emir'e tellerin doğru gerginliğini gösteriyor. İkisinin de söylediği aynı: hazdan korkmak da hazza bağlanmanın bir biçimi olabilir.
Hekiminin tansiyon uyarısından ertesi gün arsa pazarlığına giden Nail ise durmayı bilmeyen bir istemenin içindeydi (LAO-K04.1). Nail'in teli fazla gerilmişti, ama haz yönünde değil, kazanç yönünde. Emir'inki çile yönünde. Dao De Jing'in sınırı tanımak üzerine söyledikleri ile Buda'nın «eşit gerginlik» öğüdü aynı ustanın iki eli gibi.
Bugün bir kez dene
Sert bir kuralla uzak tuttuğun bir keyfi bul: bir yiyecek, bir müzik, bir oyun, bir buluşma. Bu uzaklık seni gevşetiyor mu, yoksa geriyor mu? Son haftalarda öbür uca, tamamen bırakıp kendini koyvermeye çekildiğin oldu mu?
Bugün bir kez, Soṇa'nın çalgısı gibi, kendi tellerini dinle: omuzların, çenen, nefesin. Neresi fazla gergin?
Bu hafta, sert bir kuralını bir derece gevşet; ama bir bağımlılıktan uzak durman gerekiyorsa o kuralı değil, başka bir kuralı seç.
Yanında taşıyacağın soru
Hazdan kaçarken telini ne kadar gerdin, ve o tel kopmak üzereyken nereye savrulmak istiyorsun?