İçeriğe geç

M01-D02

Yorum ve kanıt

Rashomon ile 12 Angry Men'deki tanıklıkları karşılaştırarak bir yorumu destekleyen sahne kanıtını, desteklemeyen varsayımdan ayırır.

Film ve Psikoloji Akademisi — M01, Bu akademi nasıl okunur · 2.552 kelime · 8 film · 3 kanıt kartı · ≈ 12 dk okuma · 17 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Yorum, bir filmin açıkça söylemediği bir anlamı filmin öğelerine dayanarak öne süren okumadır. Yorumun gücü, gösterdiği sahne kanıtının sayısına, çeşitliliğine ve filmin başka öğeleriyle uyumuna bağlıdır.

Bir filmden göndergesel, açık, örtük ve semptomatik anlam çıkarılabilir. Okuma ne kadar derine inerse, yani semptomatik okumaya yaklaştıkça, o kadar çok kanıt göstermek zorundadır.

Tanıklık ve bellek yönlendirmeye açıktır. Bir film hakkındaki yorumu kanıtlarken sahneyi hafızadan değil, filme yeniden bakarak anlatmak gerekir; çünkü okuduğumuz eleştiriler bile hatırladığımız sahneyi değiştirebilir.

Açılış sahnesi

Yağmur yıkık bir kapının saçağından şakır şakır akıyor. Kyoto'nun eski Rashōmon kapısının altında üç adam sığınmış: bir oduncu, bir rahip ve yağmurdan kaçan bir yolcu. Oduncu ile rahip az önce bir mahkemeden geliyor. Ormanda bir samuray ölü bulunmuş, karısı saldırıya uğramış, ünlü bir haydut yakalanmış. Mahkemede herkes konuşmuş: haydut, kadın, hatta bir medyumun ağzından ölü samurayın kendisi. Ve her biri olayı başka türlü anlatmış. Kim öldürdü, nasıl öldürdü, kim korktu, kim utandı; anlatılar birbirini tutmuyor.

Yolcu ilgiyle dinliyor ama sarsılmıyor. Ona göre insanlar zaten kendi işine gelen hikâyeyi anlatır. Oduncu ise huzursuz: o da ormanda bir şey görmüştür ve kendi anlatısını en sona saklamıştır. Akira Kurosawa'nın 1950 tarihli Rashomon filmi bu sahneyle izleyiciyi bir sorunun karşısına koyar: aynı olay hakkında birbiriyle çelişen anlatılar varsa, hangisine inanacağız ve neye dayanarak?

Bir filmi psikolojik okurken de aynı sorunun içindeyiz. Bir sahne hakkında herkesin söyleyecek bir şeyi vardır. Bu derste soracağımız şey, söylenen şeyin ne kadarının filmde bulunduğu, ne kadarının okurun kendisinden geldiğidir.

Bu derste ne olacak

Önceki derste karakterin bir kişi olmadığını ve karakter hakkında konuşurken kurgu dilini kullanmamız gerektiğini gördük (M01-D01). Bu ders ikinci ayrımı kuruyor: yorum ile kanıt. Önce bir filmin anlamının farklı katmanlarını ayıran bir kuramla başlayacağız. Sonra tanıklığın ve belleğin ne kadar kırılgan olduğunu gösteren bir psikoloji bulgusuna ve antropolojide Rashomon filminin adıyla anılan bir kavrama bakacağız.

Perdede sekiz film göreceğiz: hepsi bir şekilde bir olayın kanıtlarıyla, tanıklarıyla ve yorumlarıyla uğraşır. Mahkemeler, jüri odaları, otopsi masaları, takıntılı araştırmacılar ve bir pencereden yanlış bakan bir çocuk. Dersin sonunda bir film okumasında hangi cümlenin sahneye dayandığını, hangisinin bir varsayımdan geldiğini ayırabileceksin ve bir yorumun kanıtını yazarken neye işaret etmen gerektiğini bileceksin.

Sıfır noktası

Bir film hakkında söylenen her cümle aynı türden değildir. «Psycho'da Marion bir otelde duş alırken öldürülür» cümlesi filmin kendisinde vardır; filmi izleyen herkes onu doğrulayabilir. «Psycho, annenin oğlu üzerindeki boğucu etkisini anlatır» cümlesi ise bir yorumdur; filmin bazı öğelerine dayanır ama başka okumalara da açıktır. «Hitchcock bu filmde kendi annesiyle hesaplaşıyordu» cümlesi ise filmin dışına, yönetmenin hayatına sıçrar ve akademinin sınırını aşar.

Bu iki terim arasındaki fark akademinin bütün okumalarında işe yarar. Psikanalitik bir okuma özellikle yorum ağırlıklıdır, çünkü filmin açıkça söylemediği bir arzuyu ya da kaygıyı arar. Bu yüzden psikanalitik okuma, kanıt göstermeye herkesten daha çok borçludur.

Yaygın yanlış"Her yorum eşit derecede geçerlidir, sanatta doğru cevap yoktur."
Doğrusu

Sanatta tek doğru cevap olmayabilir, ama bu bütün cevapların eşit olduğu anlamına gelmez. Filmde açıkça bulunan bir öğeyle çelişen yorum zayıftır; filmin birçok öğesini birbirine bağlayan yorum güçlüdür. Bir yorumun gücü, gösterdiği sahne kanıtının sayısı ve çeşitliliğiyle ölçülür.

Kuram

Film kuramcısı David Bordwell 1989 tarihli Making Meaning kitabında film eleştirmenlerinin filmlerden anlamı nasıl çıkardığını inceledi. Bordwell'e göre bir filmden dört tür anlam çıkarılabilir. Göndergesel anlam, filmin dünyasında ne olduğudur: kim nerededir, ne yapar. Açık anlam, filmin kendisinin doğrudan söylediği fikirdir; bir karakterin ağzından ya da bir sonuç sahnesinden duyulur. Örtük anlam, filmin dolaylı olarak işaret ettiği temadır. Semptomatik anlam ise filmin farkında olmadan açığa vurduğu şeydir: bir dönemin kaygısı, bir toplumun bastırdığı bir çatışma, bir arzunun izi.

Bordwell'in ayrımı bize bir sıra verir. Göndergesel anlam tartışmaya en az açık olandır; semptomatik anlam en çok açık olandır. Bir okuma ne kadar derine inerse o kadar çok kanıt göstermek zorundadır. Rashomon'un ilginç yanı, en temel katmanı, yani göndergesel anlamı bile tartışmalı hâle getirmesidir: ormanda ne olduğunu bile bilmiyoruz.

Bu belirsizlik yalnız sinemaya ait değildir. Antropolog Karl Heider, aynı topluluğu inceleyen etnografların birbirinden çok farklı sonuçlara varmasını Rashomon filminin adıyla andı.

Tanıklığın kırılganlığı ise ölçülmüş bir olgudur. Psikolog Elizabeth Loftus ve John Palmer, insanların gördükleri bir olayı sonradan nasıl hatırladıklarının, onlara sorulan sorunun diliyle değişebildiğini gösterdiler.

Bu bulgu film okuyucusu için de önemlidir. Bir filmi izledikten sonra okuduğumuz eleştiriler, dinlediğimiz yorumlar, sahne hakkındaki hatırladıklarımızı değiştirebilir. Bir yorumu kanıtlarken sahneyi hafızamızdan değil, filme yeniden bakarak anlatmamız bu yüzden gereklidir.

Bir yorumun kanıtı nasıl yazılır

Akademideki her okuma dört adımla kurulur ve bu adımlar her derste tekrar edecek. Birinci adım sahneyi adlandırmaktır: hangi an, filmin hangi bölümünde, kim var, ne oluyor. «Filmin bir yerinde» demek yetmez; okurun o sahneyi bulabilmesi gerekir. İkinci adım sahnenin biçimini betimlemektir: kamera nerede duruyor, görüntü ne kadar sürüyor, ses ne yapıyor, kurgu neyi neyin yanına koyuyor. Psikolojik okuma çoğu zaman olay örgüsünden değil biçimden kanıt bulur; bir karakterin yalnızlığını onun ne söylediğinden çok kadrajın içindeki boşluk anlatabilir.

Üçüncü adım sahneyi filmin başka öğelerine bağlamaktır. Tek bir sahneye dayanan yorum kırılgandır; aynı imge, aynı ses ya da aynı hareket filmin başka yerlerinde de tekrar ediyorsa yorum güçlenir. Dördüncü adım en çok atlanan adımdır: başka bir açıklamayı denemek. Bu sahne başka nasıl okunabilir? Belki sahne bir yapım zorunluluğundan, bir türün alışkanlığından ya da yalnızca olay örgüsünün ihtiyacından doğmuştur. Başka açıklamayı dürüstçe deneyen ve yine de kendi okumasının daha çok şeyi açıkladığını gösterebilen okuma, iyi bir okumadır.

Bu dört adım, bir hukuk metnindeki delil sunumuna benzer ve bu bir rastlantı değildir. Bu dersteki filmlerin çoğunun bir mahkeme, bir jüri ya da bir soruşturma etrafında dönmesi, kanıt ile yorum arasındaki gerilimin en çıplak hâliyle orada görülmesindendir. Ama film okumasında amaç bir mahkûmiyet kararı değildir. Amaç, okurun bir filmi senin gördüğün gibi görmesini mümkün kılmak ve gerekirse sana itiraz edebilmesine olanak vermektir. Kanıtını gösteren bir okuma itiraza açıktır; kanıtını göstermeyen bir okumaya ise ancak inanılır ya da inanılmaz.

Perdede

Karşı okuma

Bu ders yorumun kanıta bağlanması gerektiğini söyledi. Ama bu düşünceye yöneltilmiş güçlü bir itiraz vardır. İtiraza göre psikanalitik okumanın özü, filmin açıkça söylemediği şeyi okumaktır; filmde bir şeyin bulunmaması, onun bastırıldığının kanıtı olabilir. Freud'un rüya yorumunda da bir şeyin yokluğu, bir şeyin yer değiştirmesi anlamlıdır. Bu bakışa göre sahne kanıtı ısrarı, okumayı yüzeye hapseder ve sinemanın bilinçdışını görmemizi engeller.

Bu itiraz kısmen haklıdır. Semptomatik okuma, bir yokluğu da okuyabilir. Ama bir yokluğu okumak için bile bir şeyin yokluğunu gösterebilmek gerekir: filmin bir konuyu tam açacakken nasıl kestiğini, bir karakterin hangi soruyu nasıl geçiştirdiğini, bir sahnenin neden beklenmedik biçimde kısa kaldığını. Yani semptomatik okuma da sahneye bakar; yalnız sahnede bulunanla birlikte bulunması beklenip de bulunmayanı da görür. Kanıt ısrarı okumayı yüzeye hapsetmez; okumayı okurun kendi takıntısından korur. Bordwell'in kendi itirazı ise daha serttir: ona göre semptomatik okumalar çoğu zaman önceden seçilmiş bir kuramı filme uygular ve her filmde aynı şeyi bulur. Bu eleştiri, akademinin ilerleyen bölümlerinde her psikanalitik okumanın yanına bir karşı okuma konmasının nedenidir.

Yaygın yanlış"Bir film hakkında yazılmış ünlü bir yorum, filmin anlamının kanıtıdır."
Doğrusu

Ünlü eleştirmenlerin ve kuramcıların okumaları güçlü olabilir, ama bir yorumun ünlü olması onu kanıta dönüştürmez. Akademi bu tür okumaları «Eleştirel yorum» etiketiyle taşır: kim söyledi, hangi sahnelere dayandı, ona ne itiraz edildi. Ünlü bir yorumu tekrarlamak yerine onun kanıtını filmde yeniden aramak gerekir.

Kanıtın sınırı

Loftus ile Palmer'ın deneyi ve onu izleyen çalışmalar, belleğin yönlendirmeye açık olduğunu güçlü biçimde gösterir. Ama bu deneylerin çoğu kısa filmler ve laboratuvar koşullarıyla yapılmıştır; gerçek bir suça tanık olmanın stresi, aradan geçen uzun zaman ve tanıklar arasındaki konuşmalar farklı etkiler yaratabilir ve bunların büyüklüğü hâlâ tartışılmaktadır. Bordwell'in anlam türleri ve Heider'in ayrımları ise kuramsal çerçevelerdir; bir film okumasının doğru ya da yanlış olduğunu ölçmezler, yalnız onu düşünmek için bir dil sunarlar. Film okumasında yorumun gücünü ölçen kabul görmüş bir yöntem yoktur. Bu derste kullandığımız ölçüt, kanıtın sayısı, çeşitliliği ve filmin başka öğeleriyle uyumu, bir yöntemden çok bir zanaat ilkesidir ve okurlar arasında hangi okumanın daha güçlü olduğu konusunda anlaşmazlık her zaman sürecektir.

Kendin dene

Aklında kalsın

Yorum, bir filmin açıkça söylemediği bir anlamı filmin öğelerine dayanarak öne süren okumadır. Yorumun gücü, gösterdiği sahne kanıtının sayısına, çeşitliliğine ve filmin başka öğeleriyle uyumuna bağlıdır.

Bir filmden göndergesel, açık, örtük ve semptomatik anlam çıkarılabilir. Okuma ne kadar derine inerse, yani semptomatik okumaya yaklaştıkça, o kadar çok kanıt göstermek zorundadır.

Tanıklık ve bellek yönlendirmeye açıktır. Bir film hakkındaki yorumu kanıtlarken sahneyi hafızadan değil, filme yeniden bakarak anlatmak gerekir; çünkü okuduğumuz eleştiriler bile hatırladığımız sahneyi değiştirebilir.

Sonraki derse köprü

Bu derste filmlere tekrar tekrar bakarak kanıt aradık; bunu yaparken birçok filmin sonunu da konuştuk. Bu, akademinin her dersinde böyle olacak. Ama bir filmin sonunu bilmek onu okumamızı nasıl değiştirir? Sonraki ders, «Sürpriz bozma ve izleme sırası», sonu bütün anlamını taşıyan iki gerilim filmi üzerinden sürprizin okumadaki yerini tartışacak ve akademinin sürpriz bozma uyarısını hangi noktada, neden verdiğini gösterecek.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Bu sayfa hakkında ne düşünüyorsun?