M01-D03
Sürpriz bozma ve izleme sırası
Psycho ve Les Diaboliques'in sonları üzerinden sürprizin okumadaki yerini gerekçelendirir ve akademinin sürpriz bozma uyarısını hangi noktada verdiğini gösterir.
Film ve Psikoloji Akademisi — M01, Bu akademi nasıl okunur · 2.416 kelime · 8 film · 3 kanıt kartı · ≈ 11 dk okuma · 16 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Öyküden alınan haz yalnız sürprizden gelmez: gerilim, merak, karakterle kurulan bağ ve biçimden alınan haz da vardır. Hitchcock'un ayrımına göre izleyiciye bilgi vermek bazen sürprizi öldürür ama gerilimi büyütür.
Sürpriz bozmanın hazzı artırdığı haberi tek bir çalışmaya dayanır ve tekrarlarda tutmamıştır; bugünkü kanıt karışıktır. Tek bir çarpıcı çalışma, tekrarı görülmeden bilgi gibi aktarılmaz.
Psikolojik okuma çoğunlukla ikinci izlemenin işidir: sonu bilmek, ilk sahnelerdeki ipuçlarını ve çift anlamları görünür kılar. Akademi bu yüzden her dersin başında sonunu konuştuğu filmleri listeler ve ilk izlemeyi önemseyen okura önce filmi izleme imkânı tanır.
Açılış sahnesi
1960 yazında Amerika'da sinema salonlarının önünde alışılmadık bir yazı asılıydı. Yazı, Alfred Hitchcock'un yeni filmi Psycho başladıktan sonra hiç kimsenin salona alınmayacağını duyuruyordu. O yıllarda seyirciler filme ortasından girip bir sonraki gösterimde başını izlemeye alışkındı. Hitchcock bunu yasaklamıştı. Kuyruklar uzadı, salonların önünde bekleyen kalabalıklar haber oldu.
Bu kural bir pazarlama numarası olduğu kadar bir okuma talimatıydı da. Psycho'nun ilk yarısı izleyiciye bir film vaat eder: patronunun parasını çalıp kaçan bir kadının hikâyesi. Kadın yağmurlu bir gecede yol kenarındaki bir motele sığınır, motelin çekingen genç sahibiyle sohbet eder ve duşa girer. Filmin yıldızı olarak tanıtılan oyuncu filmin henüz başında ölür. Filme ortasından giren biri bu sarsıntıyı yaşayamazdı. Hitchcock seyircinin filmi bir sırayla, başından sonuna, bilmeden izlemesini istiyordu.
Bu akademide ise neredeyse her ders bir filmin sonunu konuşacak. Peki sonu önceden öğrenmek okumamızı bozar mı? Bu ders o soruyu soruyor.
Bu derste ne olacak
Önceki derste bir yorumu kanıtlamak için filme yeniden bakmamız gerektiğini, hafızanın yönlendirmeye açık olduğunu gördük (M01-D02). Yeniden bakmak, filmi ikinci kez izlemek demektir; ikinci izleme ise sonun bilindiği bir izlemedir. Bu ders sonun bilgisinin okumayı nasıl değiştirdiğini tartışıyor.
Önce bir öyküden alınan hazzı türlerine ayıran bir kuramla ve Hitchcock'un sürpriz ile gerilim arasındaki ünlü ayrımıyla başlayacağız. Sonra sürpriz bozmanın hazzı azaltıp azaltmadığını ölçen ve birbiriyle çelişen araştırmalara bakacağız. Perdede sonu bütün anlamını yeniden kuran sekiz film göreceğiz. Dersin sonunda akademinin sürpriz bozma uyarısını nerede ve neden verdiğini açıklayabilecek, kendi izleme sıranı ona göre kurabileceksin.
Sıfır noktası
Gündelik dilde sürpriz bozmak, birinin henüz izlemediği bir filmin önemli bir gelişmesini ya da sonunu söylemektir. Bunu yapan kişiye kızarız, çünkü bir şeyi elimizden aldığına inanırız. Ama ne aldığı tam olarak belli değildir. Bir filmden aldığımız tek haz «ne olacak» merakı değildir; bir sahnenin nasıl kurulduğundan, bir oyuncunun yüzünden, bir müzikten, bir fikirden de haz alırız.
Yaygın yanlış"Sonunu bilince film bitmiş olur, yeniden izlemenin anlamı yoktur."
İnsanlar sevdikleri filmleri defalarca izler, sonunu ezbere bildikleri masalları çocuklarına yeniden anlatır. Bir filmin değeri yalnız sonunda gizli değildir. Ayrıca bazı filmler ancak sonu bilindiğinde tam görünür: ilk sahnedeki bir söz, ancak ikinci izlemede ikinci anlamını açar.
Kuram
Psikologlar William F. Brewer ve Edward H. Lichtenstein 1982'de öykülerden alınan hazzın üç ayrı yapıdan doğabileceğini önerdiler. Gerilim, okurun önemli bir şeyin olacağını bildiği ama sonucunu bilmediği durumda doğar. Merak, okurun geçmişte olmuş bir şeyi bilmediğini fark ettiğinde doğar: kim öldürdü, ne oldu? Sürpriz ise okurun yanlış bir varsayımla ilerlediği ve sonradan bunun ters çevrildiği anda doğar. Bu üç yapı, aynı olayların farklı sırayla anlatılmasıyla kurulabilir.
Hitchcock bu ayrımı François Truffaut ile yaptığı uzun söyleşilerde anlattı. İki adam bir masada konuşur ve masanın altında bir bomba patlar: seyirci birkaç saniyelik bir sürpriz yaşar. Ama seyirci bombanın orada olduğunu ve saatin ilerlediğini önceden görmüşse, aynı sıradan konuşma dakikalarca bir gerilime dönüşür. Bu ayrım sürpriz bozma tartışmasına beklenmedik bir ışık tutar: bazı filmlerde sonu bilmek sürprizi öldürür ama gerilimi büyütür.
Sürpriz bozmanın hazzı nasıl etkilediği ise ölçülmeye çalışıldı ve sonuçlar beklenmedik biçimde çelişti.
Bu çelişki önemlidir. Sürpriz bozmanın hazzı artırdığı haberi bir dönem çok yayıldı; ama tekrarlarda tutmadı. Bu akademinin önemli bir ilkesini erkenden gösteriyor: tek bir çalışmanın çarpıcı sonucu, tekrarı görülmeden bilgi gibi aktarılmaz.
Sonu bilmenin üç biçimi
Sonu bilmek tek bir durum değildir ve üçünü ayırmak okumayı netleştirir. Birincisi, sürprizi bozulmuş izleyicidir: biri ona filmin sonunu söylemiştir ve filme bu bilgiyle girer. Araştırmaların sınadığı durum budur. İkincisi, sonu kültürel olarak bilinen filmdir. Batan bir geminin hikâyesini anlatan bir filme giren herkes geminin batacağını bilir; bir savaşın, bir mahkemenin, ünlü bir hayatın sonu tarih kitaplarında yazılıdır. Yine de bu filmler gerilim yaratır. Bilişsel psikolog Richard Gerrig bu tuhaflığı belirsizliğin yokluğunda gerilim diye adlandırdı: okur sonucu bildiği hâlde, anlatının içindeyken sanki sonuç hâlâ açıkmış gibi kaygılanabilir. Gerrig bunu, anlatıya kapılan zihnin o an için dışarıdaki bilgisini askıya almasıyla açıkladı.
Üçüncüsü, okurun kendi seçtiği ikinci izlemedir. Burada sonun bilgisi bir kayıp değil bir araçtır. İzleyici filme yeniden döner, çünkü artık neye bakacağını bilmektedir. Bu akademinin okumalarının çoğu üçüncü biçime dayanır. Ama okurların önemli bir kısmı bir filmle ilk kez bu akademide karşılaşacaktır; onlar için ders, filmin sonunu ikinci biçimde değil birinci biçimde, istenmeden açılan bir bilgi olarak verebilir. Akademinin uyarısı bu yüzden vardır: ders her sonu açtığı filmi en başta adıyla listeler, ve film dizini bir filmin hangi derslerde konuşulduğunu gösterir. Okur bir filmi önce izlemeyi seçebilir, ya da sonunu bilerek okumayı. İki seçimin de meşru olduğu, ama aynı deneyimi vermediği bilinerek.
Perdede
Karşı okuma
Bu ders sonun bilinmesinin okumayı bozmadığını, hatta derinleştirdiğini savundu. Bu savunmanın karşısında ağır bir itiraz durur ve yukarıdaki tekrar çalışması o itirazın bir kısmına hak verir. Üstelik sürprizi bozan yalnız konuşkan arkadaşlar değildir: fragmanlar, afişler ve tanıtım yazıları da filmin en çarpıcı anlarını önceden gösterebilir, yani izleyici çoğu zaman filme kısmen bozulmuş bir sürprizle girer. İtiraza göre bazı filmler ilk izlemenin deneyimi için yapılmıştır ve o deneyim bir kez kaybedildiğinde geri gelmez. Psycho'nun duş sahnesindeki şok, Les Diaboliques'in küvet sahnesindeki korku, filmin psikolojik etkisinin kendisidir. Bir film okumasının bu etkiyi anlatabilmesi için okurun onu yaşamış olması gerekir; sonu bilerek izleyen biri, filmin seyircide yarattığı şeyi kendi bedeninde hiç duyamaz. Bu yüzden bazı eleştirmenler bir filmi ilk kez izleyen seyirciyi korumayı bir okuma etiği sayar.
Akademi bu itirazı ciddiye alır ve uzlaşmayı bir izleme sırasıyla kurar: her ders, sonunu konuştuğu filmleri en başta listeler; okur o filmleri izlemediyse dersi bırakıp önce filmi izleyebilir. Akademinin derslerinin sırası da buna göre düşünülmüştür; bir filmi sonu bilinmeden izlemenin değeri, ilk kez okunduğu derste dile getirilir. Ama okumanın kendisi çoğu zaman ikinci izlemeyi gerektirir. İlk izleme filmin bize yaptığını yaşatır; ikinci izleme filmin bunu nasıl yaptığını gösterir. İkisinin de yeri vardır ve iyi bir okuma ilkini hatırlayarak ikincisini yazar.
Yaygın yanlış"Bir araştırma sürpriz bozmanın hazzı artırdığını kanıtladı."
Bu iddia 2011 tarihli tek bir çalışmaya dayanır ve medyada çok yayıldı. Daha büyük örneklemle yapılan tekrar çalışması bu sonucu doğrulamadı; tam tersine, sonu bilinmeyen öykülerin daha çok beğenildiğini buldu. Bugün söylenebilecek olan, etkinin türe, öyküye ve kişiye göre değişebileceğidir.
Kanıtın sınırı
Sürpriz bozma araştırmaları çoğunlukla kısa yazılı öykülerle ve üniversite öğrencileriyle yapıldı. Uzun bir filmin, sevilen bir yönetmenin ya da bir dizinin heyecanla beklenen sezon finalinin aynı biçimde etkilenip etkilenmediği az çalışılmış ve tartışmalıdır. Ayrıca bu çalışmalar çoğunlukla hazzı ölçer; bir filmi anlamayı, ondan bir şey öğrenmeyi ya da onu sonradan hatırlamayı ölçmez. Sonun bilinmesinin bir filmin psikolojik okumasını derinleştirdiği iddiası ise bu dersin savunduğu bir yorumdur, deneyle sınanmış bir bulgu değildir. İkinci izlemenin ilk izlemeden farklı bir şey gösterdiği gözlemi eleştirmenler arasında yaygındır, ama izleyicilerin ikinci izlemede gerçekten neye dikkat ettiğini ölçen çalışmalar sınırlıdır. Brewer ve Lichtenstein'ın kuramı ile Hitchcock'un ayrımı ise düşünmeyi düzenleyen çerçevelerdir; her filmin hazzını açıklamazlar.
Kendin dene
Aklında kalsın
Öyküden alınan haz yalnız sürprizden gelmez: gerilim, merak, karakterle kurulan bağ ve biçimden alınan haz da vardır. Hitchcock'un ayrımına göre izleyiciye bilgi vermek bazen sürprizi öldürür ama gerilimi büyütür.
Sürpriz bozmanın hazzı artırdığı haberi tek bir çalışmaya dayanır ve tekrarlarda tutmamıştır; bugünkü kanıt karışıktır. Tek bir çarpıcı çalışma, tekrarı görülmeden bilgi gibi aktarılmaz.
Psikolojik okuma çoğunlukla ikinci izlemenin işidir: sonu bilmek, ilk sahnelerdeki ipuçlarını ve çift anlamları görünür kılar. Akademi bu yüzden her dersin başında sonunu konuştuğu filmleri listeler ve ilk izlemeyi önemseyen okura önce filmi izleme imkânı tanır.
Sonraki derse köprü
Bu derste Hitchcock'un bir film hakkında kendi sözlerini ve yöntemini andık. Ama bir yönetmenin hayatı ve sözleri, filmlerinin okumasına ne kadar girebilir? Sonraki ders, «Yönetmene tanı yok», kendi hayatından malzeme alan iki filmi, bir yönetmenin yaratıcı tıkanıklığını ve başka bir yönetmenin yaşlanan, acı çeken bedenini anlatan filmleri okuyarak otobiyografik malzemeyi yönetmenin ruhuna değil filmin yapısına bağlamayı öğretecek.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.