el-Vâris, bütün varlıklar yok olduktan sonra her şeyin kendisine kaldığı, göklerin ve yerin gerçek mirasçısı demektir. Miras, bir sahibin gidişinden sonra malın başkasına geçmesidir. İnsanlar birbirine mirasçı olur; ama her mirasçı da bir gün gider ve miras bir başkasına geçer. Bu zincirin sonunda her şey, ne gelmiş ne gidecek olan Allah'a kalır. el-Bâkî dersinde varlığı sonsuz olanın O olduğu işlenmişti; el-Vâris ise bu sonsuzluğun mülkiyetle ilişkisine bakar: İnsanın "benim" dediği her şey, aslında emanettir ve asıl Sahibine dönecektir. Bu ders, bir çocuk isteyen Zekeriyyâ'nın duasına, kitabın mirasına ve âlimlerin peygamberlerden neyi miras aldığına bakar.
Temel
Kelime. el-Vâris, v-r-s kökünden gelir. Verâset ve irs, bir sahibin ölümünden sonra malın, hakkın ya da niteliğin başkasına geçmesidir; el-Vâris bu fiilin ism-i fâilidir: mirasçı olan, kendisine kalan. Türkçede vâris (mirasçı), miras, verâset (mirasçılık, biyolojide kalıtım), irsî (kalıtsal) ve mevrûs (miras kalmış) kelimeleri bu köktendir. Biyolojide kalıtım anlamında "irsiyet" kelimesinin kullanılması dikkat çekicidir: Nitelikler de mal gibi bir nesilden diğerine geçer. Kur'an, Allah'ın vârisliğini şöyle bildirir:
Meal "hepsinin gerisinde de Biz kalırız" der; Arapçasında ve nahnu'l-vârisûn, yani "vârisler Biziz" ifadesi geçer. Ayet, hayat ve ölümü Allah'a bağladıktan sonra, her şeyin sonunda kime kalacağını söyler. el-Âhir dersinde işlenen Meryem 40 da aynı gerçeği bildirir: Yeryüzüne ve üzerindekilere Allah vâris olacaktır. el-Mâlikü'l-Mülk dersinde işlenen Âl-i İmrân 180 ise cimrilik edenlere, göklerin ve yerin mirasının Allah'a ait olduğunu hatırlatır; el-Mukaddim dersinde işlenen Hadîd 10 da infak çağrısını aynı gerekçeye bağlar. İnsanın elinde tuttuğu mal, sonunda zaten bırakacağı bir maldır; onu vaktinde vermek, mirasın asıl Sahibine kendi eliyle teslim etmektir.
Vârislerin en hayırlısı. Hz. Zekeriyyâ, yaşlandığında ve eşi kısır olduğu hâlde şöyle dua etmiştir:
Zekeriyyâ, bir çocuk isterken Allah'ı "vârislerin en hayırlısı" diye anar. el-Vehhâb dersinde işlenen Meryem 5–6'da ise onun kendisine ve Yâkub ailesine vâris olacak bir veli istediği anlatılır. İki dua birlikte bir incelik taşır: Zekeriyyâ bir mirasçı ister, ama bir mirasçı verilmese bile asıl vârisin Allah olduğunu bilir. Dua, sonucu O'na bırakan bir teslimiyetle biter. Allah da ona Yahyâ'yı bağışlamıştır (Enbiyâ 90).
Mirasçılarını zengin bırak. Buhârî'nin rivayetine göre Sa'd b. Ebî Vakkâs, ağır hastalandığında malının tamamını ya da yarısını vasiyet etmek istemiş; Hz. Peygamber ona izin vermemiştir:
Hadis, mirasın kul için bir sorumluluk olduğunu gösterir. İnsan malının asıl sahibi değildir; ama geride bıraktıklarına karşı bir emanetçidir.
Kulağımı ve gözümü vâris kıl. Tirmizî'nin (Deavât) aktardığı bir duada Hz. Peygamber, Allah'tan kulağı ve gözüyle faydalanmayı ve onları kendisinden "vâris" kılmasını istemiştir. Âlimler bu ifadeyi, bu duyuların ölünceye kadar sağlam kalması, yani sahibinden sonra bile kalacak kadar uzun sürmesi diye açıklamıştır. Dua, vârislik kavramını beklenmedik bir yere taşır: İnsan, sahip olduğu yeteneklerin kendisini yarı yolda bırakmamasını da ister.
Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da el-Vâris'i, mülkün sahiplerinin yok olmasından sonra mülkü kendisine dönen diye tanımlar. Ona göre mülk aslında her zaman O'nundu; sahiplerin yok olması yalnız bu gerçeği, gafil olanlara da açığa çıkarır. Kulun bu isimden payı, sahip olduğu şeylerin emanet olduğunu bilerek onları kullanmaktır. Emanetçi, emaneti sahibinin rızasına uygun kullanır ve vakti gelince eksiksiz teslim eder.
Kâinattaki izi. "Görmek" basamağında bu isim, bir nesilden diğerine geçen düzende okunur. Bir ağaç kurur, ama tohumları ormanı sürdürür. Kuşlar yuvalarını bırakır, yeni kuşlar gelir. Bir şehrin sokakları yüzyıllar boyunca aynı kalır; ama o sokaklarda yürüyenler, evlerde oturanlar ve dükkânları işletenler nesilden nesile değişir. Her nesil bir öncekinden devralır ve bir sonrakine bırakır.
Derin
Derin
Terk edilmiş şehirler. Kur'an, nimete nankörlük eden şehirlerin akıbetini şöyle anlatır:
"Oralara Biz vâris olmuşuzdur." Bir zamanlar kalabalık olan evler, sahiplerinden sonra boş kalmıştır. Harabeler, el-Vâris isminin gözle görülen izleridir: Her biri, bir zamanlar "benim" diyenlerin gittiğini ve mülkün asıl Sahibine döndüğünü gösterir.
Yeryüzünün mirası. Kur'an, yeryüzünün kime miras kalacağını da bildirir:
Hz. Mûsâ, Firavun'un baskısı altındaki kavmine yardım dilemeyi ve sabretmeyi öğütler; çünkü yeryüzü Allah'ındır ve O, dilediğini ona mirasçı kılar. Enbiyâ 105 de "yeryüzüne ancak iyi kullarımın mirasçı" olacağının Zebur'da yazıldığını söyler. el-Muizz dersinde işlenen Kasas 5 ise zayıf düşürülenlerin vâris kılınacağını vaat eder. Güç el değiştirir; ama her değişim, asıl Vâris'in takdiriyledir.
Süleyman'ın mirası. Kur'an, bir peygamberin başka bir peygambere vâris olduğunu da anlatır:
Müfessirlerin çoğu, Süleyman'ın Dâvûd'dan aldığı mirasın mal değil, ilim, hikmet ve peygamberlik olduğunu söylemiştir; çünkü Dâvûd'un başka oğulları da vardı ve mal onlar arasında da paylaşılırdı. Ayetin devamı da bunu destekler: Süleyman mirası anlatırken servetten değil, kuş dilinin öğretilmesinden ve verilen lütuftan söz eder.
Kadınların payı. Kur'an'ın miras düzenlemesi, kendi döneminde köklü bir değişiklik getirmiştir:
Müfessirler, Cahiliye döneminde kadınların ve küçük çocukların çoğu zaman mirastan pay alamadığını aktarır. Ayet, erkeklere de kadınlara da belirli bir hisse tanır. Asıl Vâris'in düzenlediği miras, gücü yetmeyenleri dışarıda bırakmaz.
Kitabın mirası. Miras yalnız mal değildir:
Kur'an, kullardan seçilenlere miras bırakılmıştır. Ayet bu mirasçıları üçe ayırır: kendine yazık eden, orta yolda giden ve Allah'ın izniyle iyiliklerde öne geçen. Kitabı miras almak, onu taşımak için bir sorumluluktur; mirasçıların hepsi aynı ölçüde hakkını vermez.
İlmî
İlmî
Âlimler peygamberlerin vârisleridir. Ebû Dâvûd'un (İlim) ve Tirmizî'nin (İlim) rivayet ettiği bir hadiste Hz. Peygamber, âlimlerin peygamberlerin vârisleri olduğunu, peygamberlerin dinar ve dirhem değil ilim miras bıraktığını söylemiştir. Buhârî, Sahîh'inin İlim bölümünde bu cümleyi bir bab başlığında anar. Hadis, mirasın en değerli türünün ilim olduğunu gösterir: Mal paylaştıkça azalır, ilim paylaştıkça çoğalır.
Mescitte dağıtılan miras. Taberânî'nin el-Mu'cemü'l-evsat'ında aktarılan bir rivayete göre Ebû Hüreyre, Medine çarşısında alışverişle meşgul olanlara "Siz buradasınız, Resûlullah'ın mirası ise mescitte dağıtılıyor" demiştir. İnsanlar mescide koşmuş, ama orada namaz kılan, Kur'an okuyan ve helal-haram konuşan insanlardan başka kimseyi bulamamışlardır. Ebû Hüreyre de "İşte Muhammed'in mirası budur" demiştir. Rivayetin senedi hakkında farklı değerlendirmeler vardır; ama âlimler onu, âlimlerin vârisliği hadisinin canlı bir açıklaması olarak aktarmıştır.
Cennetin vârisleri. Kur'an, cennete girenleri de "vâris" diye anar:
Müminler Firdevs cennetine vâris olur; Zümer 74'te de cennet ehli "bizi bu yere varis kılan Allah'a hamdolsun" der. Müfessirler buradaki vârisliği, cennetin bir amelin karşılığı olmakla birlikte Allah'ın lütfuyla bir miras gibi verilmesi şeklinde açıklamıştır.
Ferâiz ilmi. İslâm hukukunda miras paylaşımını düzenleyen ilme ferâiz denir. Nisâ sûresinin 11, 12 ve 176. ayetleri miras paylarını ayrıntılı olarak belirler. Âlimler bu ilmi ayrı bir disiplin olarak işlemiş; miras paylarının Kur'an'da, başka pek çok hükümden farklı olarak ayrıntılı biçimde belirlenmiş olmasını, insanların en çok anlaşmazlığa düştüğü alanlardan birinin doğrudan vahiyle düzenlenmesi olarak yorumlamıştır.
İlmî
Klasik şerhlerde el-Vâris
el-Vâris kalıbı Kur'an'da yedi ayette, altı sûrede geçer; bu sayfanın Kur'an'da bölümü hepsini gösterir. Allah için tekil olarak değil, Biz diyen çoğul kalıpla ve vârislerin en hayırlısı tamlamasıyla gelir; kalıp ayrıca cennete vâris olan müminler ve bir hukuk hükmünde mirasçı için de kullanılır. Kök ve dil bölümünün gösterdiği gibi v-r-s kökü Kur'an'da 35 kez geçer: verise 13, evrese (vâris kılmak) 12, vâris 7, mîrâs 2 ve turâs 1 kez. Bu dersin İlmî seviyesi âlimlerin peygamberlere vârisliğini, mescitte dağıtılan mirası, cennetin vârislerini ve ferâiz ilmini anlattı. Bu bölüm kökün dersin işlemediği ayetlerine şârihlerin sorduğu soruları yan yana koyar.
| Şârih | Eser | İsme bakışı |
|---|---|---|
| Taberî (ö. 310/923) | Câmiu'l-beyân | Tefsir: yeryüzüne iyi kullar vâris olur |
| Kurtubî (ö. 671/1273) | el-Câmi' li-ahkâmi'l-Kur'ân | Ahkâm: mirasçıya da aynı borç |
| Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210) | Mefâtîhu'l-gayb | Tefsir: mirası toptan yemek |
| Kuşeyrî (ö. 465/1072) | Letâifü'l-işârât | İşârî tefsir: cennete vâris olmak istemek |
Taberî: Yeryüzüne iyi kullar vâris olur. Enbiyâ 105 şöyle der: Tevrat'tan sonra Zebur'da da yeryüzüne ancak iyi kullarımın mirasçı olduğunu yazmıştık. Taberî bu ayetteki üç kelime hakkında aktarılan görüşleri toplar. Zebur, bir görüşe göre Dâvûd'a verilen kitap, bir başkasına göre bütün indirilmiş kitaplardır; zikr ise Tevrat ya da Levh-i Mahfûz diye açıklanmıştır. Vâris olunacak yeryüzü konusunda da iki görüş vardır: Bir kısım müfessire göre burada kastedilen cennet yurdudur, bir kısmına göre ise dünyada iyi kullara verilen yeryüzü. Taberî birinci görüşü İbn Abbâs'a nispetle aktarır. İki okumada da yeryüzünün mirası, sahibi olan Vâris'in dilediği iyi kullara bıraktığı bir emanettir.
Kurtubî: Mirasçıya da aynı borç. Bakara 233 emzirme hükümlerini verdikten sonra şöyle der: Mirasçıya da aynı şeyi yapmak borçtur (ve ale'l-vârisi mislü zâlik). Dârr dersinin şerh bölümünde bu ayetin bir başka cümlesi, zarara sokulmama hükmü okunmuştu. Kurtubî bir ahkâm müfessiri olarak bu cümledeki mirasçının kim olduğu tartışmasını aktarır: Bir görüşe göre çocuğun vârisi olacak yakınlar, baba ölmüşse çocuğun nafakasını üstlenir; bir başka görüşe göre çocuğun kendisi kastedilmiştir; bir kısım âlim de cümleyi yalnız zarar vermeme yükümlülüğüyle sınırlamıştır. Bu tartışmada vârislik bir haktan önce bir sorumluluk olarak görünür: Miras alacak olan, mirasın bıraktığı yükü de taşır.
Râzî: Mirası toptan yemek. Fecr 19–20 bir kavmin iki huyunu sayar: Size kalan mirası hak gözetmeden yiyorsunuz; malı pek çok seviyorsunuz. Mirasın adı burada turâs'tır ve hak gözetmeden diye çevrilen ifade eklen lemmâ, yani toplayıp bir arada yemektir. Râzî'nin tefsirinde bu ifade için aktarılan açıklamalar sayılır: Kadınların ve küçük çocukların payını kendi paylarına katmak, helal ile haramı ayırt etmeden yemek. İki açıklamada da insan, ölenin bıraktığını kendi mülkü sanır. Dersin Temel seviyesindeki Hicr 23 bu yanılgıyı düzeltir: Hepsinin gerisinde kalan Allah'tır; insanın aldığı miras da bir gün başkasına geçecektir.
Kuşeyrî: Cennete vâris olmak istemek. Şuarâ 83–85'te İbrâhîm şöyle dua eder: Beni nimet cennetine vâris olanlardan kıl. Dersin İlmî seviyesinde Mü'minûn 10–11'deki cennetin vârisleri okunmuş ve müfessirlerin cenneti bir lütuf olarak verilen miras diye açıkladığı belirtilmişti. Kuşeyrî'nin işârî okumasında İbrâhîm'in duası bu anlamın kul tarafındaki karşılığıdır: Halîlullah bile cenneti amelinin bedeli olarak değil, bir miras olarak ister. Miras hak edilerek kazanılmaz; sahibinin dilemesiyle geçer. Kul, Vâris'in bırakacağı mirasa ancak O'na yakınlıkla nail olur.
Karşılaştırma. Dört şârih mirasın dört yüzüne bakar. Taberî yeryüzünün mirasının iyi kullara bırakıldığını, Kurtubî vârisliğin bir sorumluluk da taşıdığını, Râzî mirasın hak gözetmeden yenmesini, Kuşeyrî ise cennetin bir lütuf olarak miras istenmesini öne çıkarır. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: Her mirasın son sahibi Vâris'tir; insanın aldığı her miras, O'nun bir süre için emanet bıraktığı şeydir ve ona göre taşınır.
Sıradaki isim. Her şeyin vârisi, mirasını doğru yere ulaştırandır. Sıradaki isim er-Reşîd, her şeyi yerli yerince yapan ve doğru yolu gösteren, akıl olgunluğu ile doğru yönelişin ilişkisine bakacaktır.
Durup düşün
- "Benim" dediğin şeylerden hangisi bir gün başkasına kalacak? Onu bugün nasıl kullanıyorsun?
- Senden geriye mal mı, ilim mi, iyilik mi kalmasını istiyorsun?
- Fâtır 32'deki üç mirasçıdan hangisine daha yakınsın?
Uygulama
Bu hafta, sahip olduğun bir şeyi emanet olarak düşün ve onu bir başkasının hayrına kullan. Bildiğin bir şeyi, ilmin mirası niyetiyle bir gence ya da bir çocuğa öğret. Zekeriyyâ'nın Enbiyâ 89'daki duasını, anlamını düşünerek oku. Akşam Tefekkür Defteri'ne, geride bırakmak istediğin mirası yaz.
Kendini sına
- Hicr 23'teki "ve nahnu'l-vârisûn" ifadesi ne anlama gelir?
- Hz. Zekeriyyâ çocuk isterken Allah'ı nasıl anmıştır?
- Sa'd b. Ebî Vakkâs hadisine göre vasiyet sınırı nedir ve gerekçesi nedir?
- Fâtır 32'ye göre kitabın mirasçıları hangi üç gruba ayrılır?