er-Reşîd, bütün işlerini yerli yerince, en doğru ve en isabetli biçimde yapan; kullarını da olgunluğa ve doğruya ileten demektir. el-Hâdî dersinde hidayet, yani yolu göstermek ve o yola koymak işlenmişti. er-Reşîd ismi ise bir başka yöne bakar: Rüşd, akıl olgunluğu, doğru karar verme yeteneği ve işin sonunu isabetle görmektir. Bir çocuğa yol göstermek hidayettir; onun kendi kararlarını doğru verebilecek olgunluğa ulaşması ise rüşddür. Allah'ın Reşîd olması, O'nun hiçbir işinin boşuna, yersiz ya da isabetsiz olmaması; kullarına rüşd vermesi ise onları doğruyu seçebilecek bir olgunluğa taşımasıdır. Bu ders, mağaraya sığınan gençlerin duasına, bir peygamberin kavmine sorduğu "Aranızda aklı başında kimse yok mu?" sorusuna ve Firavun'un kendi emrini "doğru yol" diye sunmasına bakar.
Temel
Kelime. er-Reşîd, r-ş-d kökünden gelir. Rüşd ve reşed, doğru yolu bulmak, akıl olgunluğuna ermek ve isabetli davranmaktır; zıddı gayy, yani sapmadır. er-Reşîd, feîl kalıbında bir sıfattır; âlimler onu hem "işleri tamamen doğru ve isabetli olan" hem de "doğruya ileten", yani mürşid anlamında açıklamıştır. Türkçede reşit (hukuken ergin), rüşt (erginlik), mürşit (yol gösteren), irşat (doğru yolu göstermek) ve râşit (doğru yolda olan) kelimeleri bu köktendir. Türk hukukunda "reşit olmak", kişinin kendi işlerini kendisi yürütebilecek yaşa ulaşmasıdır. er-Reşîd ismi Kur'an'da Allah için isim olarak geçmez; Tirmizî'nin listesinde yer alır. Kök ise Kur'an'da pek çok yerde kullanılır; mağaraya sığınan gençlerin duası bunlardan biridir:
Meal "işimizde doğruyu göster" der; Arapçasında "işimizden bize bir reşed hazırla" ifadesi geçer. Gençler, zalim bir hükümdardan kaçarken iki şey isterler: rahmet ve rüşd. Rahmet, onları korumak; rüşd ise içinde bulundukları zor durumda doğru kararı vermek içindir. Ne yapacaklarını bilmedikleri bir anda, isabetli yolu Allah'tan isterler.
Doğru yolda olanlar. Kur'an, râşid kelimesini müminler için de kullanır:
Ayet, rüşdün kaynağını gösterir: Allah imanı sevdirmiş, onu gönüllere güzel göstermiş; inkârı, yoldan çıkmayı ve isyanı çirkin göstermiştir. "İşte böyle olanlar" doğru yolda bulunanlardır (er-râşidûn). Rüşd burada bir zekâ ölçüsü değil, kalbin iyiye yönelmesi ve kötüden hoşlanmamasıdır. Bu, insanın kendi eseri değil, Allah katından bir lütuf ve nimettir.
Yarın için. Aynı sûre, insanın plan yaparken rüşdü nereden beklemesi gerektiğini öğretir:
"Umulur ki Rabbim beni doğruya daha yakın olana eriştirir." İnsan yarını planlar, ama doğrunun ne olduğunu her zaman bilemez. Ayet, "inşallah" demeyi ve unutunca Allah'ı anmayı öğretir; ardından da her planın daha doğrusunun olabileceğini hatırlatır.
Râşid halifeler. Hz. Peygamber, kendisinden sonra izlenecek yolu şöyle anlatmıştır:
Hadis, râşid ile mehdî kelimelerini yan yana getirir: Doğru yolda yürüyen ile doğru yola iletilen. İki isim, er-Reşîd ile el-Hâdî'nin kullardaki yansımasıdır. İslâm tarihinde ilk dört halifeye "Hulefâ-yi Râşidîn" denmesi bu hadisle ilişkilidir.
Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da er-Reşîd'i, tedbirleri hiçbir yol gösterenin irşadına ve hiçbir doğrultucunun düzeltmesine ihtiyaç duymadan hedeflerine ulaşan diye tanımlar. Kulun bu isimden payı, dinî ve dünyevî işlerinde isabetli olanı aramak, kararlarını acele ve hevesle değil, danışarak ve düşünerek vermektir.
Kâinattaki izi. "Görmek" basamağında bu isim, her şeyin yerli yerinde olduğu düzende okunur. Bir tohumun filizi yukarıya, kökü aşağıya yönelir; hiçbiri yolunu şaşırmaz. Tohum ters çevrilse bile filiz yine ışığa döner.
Derin
Derin
Aklı başında kimse yok mu? Hz. Lût, konuklarına saldırmaya gelen kavmine şöyle seslenir:
"İçinizde aklı başında kimse yok mudur?" Meal "aklı başında" der; Arapçasında reculün reşîd, yani "reşîd bir adam" ifadesi geçer. Lût, bir kalabalığın içinde doğruyu söyleyecek, kötülüğü durduracak tek bir olgun insan arar. Rüşd burada yalnız bir bilgi değil, kalabalığın karşısında doğruyu seçme cesaretidir.
Rüşd öğrenmek. Hz. Mûsâ, Hızır'la karşılaştığında ondan şöyle ister:
Meal "hayra götüren bir bilgi" der; Arapçasında "sana öğretilenden bana bir rüşd öğretmen için" ifadesi geçer. Bir peygamber bile rüşdü öğrenilmesi gereken bir şey olarak görür. el-Hakîm ve el-Mâni' derslerinde işlenen kıssanın devamı, bu rüşdün sabır gerektirdiğini de gösterir: Mûsâ, olayların hikmetini görmeden itiraz eder. Rüşd, bazen bir işin sonunu beklemeyi bilmektir. Mûsâ'nın sorusu bir edep de öğretir: Öğrenmek isteyen, öğretenden izin ister ve onun peşinden gitmeyi kabul eder. Rüşd, kendini yeterli görmeyen, öğrenmeye açık bir kalpte büyür.
Alaylı övgü. Aynı sûrede Şuayb'ın kavmi ona şöyle der: "Sen doğrusu aklı başında, yumuşak huylu birisin" (Hûd 87). Müfessirler bu sözün, Şuayb'ın uyarılarına karşı alaylı bir övgü olduğunu söylemiştir. Kavim, halîm ve reşîd kelimelerini onu küçümsemek için kullanır; ama farkında olmadan onun gerçek niteliklerini söyler.
Firavun'un "doğru yol"u. Kur'an, rüşdün sahte bir biçimini de anlatır:
"Firavun'un buyurduğu sağduyuya uygun değildi." Arapçasında "Firavun'un emri reşîd değildi" ifadesi geçer. Ğâfir 29'da ise Firavun, "Ben size ancak doğru yolu gösteriyorum" diyerek kendi emrini rüşd diye sunar. Aynı sûrede, Firavun'un ailesinden imanını gizleyen bir kişi aynı kelimeyi kullanarak kavmine seslenir: "Bana uyun, sizi doğru yola eriştireyim" (Ğâfir 38). Aynı kelime iki ağızda iki farklı anlam taşır: Biri güce dayanan sahte bir rüşd, öbürü hakikate dayanan gerçek bir irşattır. Bu yüzden bir sözün "doğru yol" diye sunulması yetmez; onu kimin, neye dayanarak söylediğine bakmak gerekir.
İlmî
İlmî
Rüşd ve gayy. el-Cebbâr dersinde işlenen Bakara 256, "rüşd"ün "gayy"dan, yani sapmadan apaçık ayrıldığını söyler. Kur'an bu iki kelimeyi zıt anlamda kullanır: Rüşd, bir hedefe isabetle yönelmek; gayy ise hedefi kaçırıp yoldan sapmaktır. Dinde zorlama olmamasının gerekçesi de budur: Doğru ile yanlış açıkça ayrıldıktan sonra, seçim insana bırakılmıştır.
Hukukta rüşd. İslâm hukukunda rüşd, kişinin malını akıllıca yönetebilme olgunluğudur. el-Hasîb dersinde işlenen Nisâ 6, yetimlerin mallarının onlarda rüşd görüldüğünde kendilerine verilmesini emreder. Fakihler rüşdü bulûğdan, yani ergenlikten ayırmıştır: Ergenliğe eren herkes rüşd sahibi sayılmaz. Ebû Hanîfe, ergenliğe erdiği hâlde malını israf eden kişiye malının yirmi beş yaşında verileceği görüşündedir. Diğer fakihler ise rüşd görülünceye kadar malın verilmeyeceğini savunmuştur.
İbrâhîm'e verilen rüşd. Enbiyâ 51, Hz. İbrâhîm'e daha önce akla uygun olanın, yani onun rüşdünün (rüşdehû) gösterildiğini söyler. Müfessirler bunu, İbrâhîm'in daha gençken putların ilah olamayacağını kavraması şeklinde açıklamıştır. Rüşd, yaşla değil, doğruyu görebilme olgunluğuyla ölçülür.
Cinlerin tanıklığı. Cin sûresinin başında, Kur'an'ı dinleyen cinlerin onu "doğru yola götüren" (yehdî ile'r-rüşd) bir kitap olarak tanıttığı aktarılır (Cin 2). Kur'an'ın kendini tanıttığı niteliklerden biri de budur: Okuyanı olgunluğa ve isabetli yola iletmek.
Mürşid. Tasavvuf geleneğinde mürşid, müridine yol gösteren rehberdir. Kehf 17'de Allah'ın saptırdığı kimse için "doğru yola götürecek bir rehber" (veliyyen mürşidâ) bulunamayacağı söylenir. Tasavvuf âlimleri bu ayetten, gerçek irşadın Allah'tan geldiğini ve bir rehberin ancak bu irşada aracı olabileceğini çıkarmıştır; rehberin değeri de onu Allah'a götürmesiyle ölçülür.
İlmî
Klasik şerhlerde er-Reşîd
er-Reşîd kalıbı Kur'an'da üç ayette geçer ve üçü de Hûd sûresindedir: 78, 87 ve 97. Bu sayfanın Kur'an'da bölümü üçünü de gösterir. Hiçbirinde kelime Allah'ın ismi olarak gelmez; bir aklı başında adam aranır, bir peygamber alayla öyle anılır, bir hükümdarın buyruğunun öyle olmadığı söylenir. Kök ve dil bölümünün gösterdiği gibi r-ş-d kökü Kur'an'da 19 kez geçer: rüşd 6, reşed 5, reşîd 3 kez; mürşid ve râşid birer kez. Bu dersin İlmî seviyesi rüşd ile gayyı, hukukta rüşdü, İbrâhîm'e verilen rüşdü, cinlerin tanıklığını ve mürşidi anlattı. Bu bölüm kökün dersin işlemediği kullanımlarına şârihlerin sorduğu soruları yan yana koyar.
| Şârih | Eser | İsme bakışı |
|---|---|---|
| Taberî (ö. 310/923) | Câmiu'l-beyân | Tefsir: iki ağızda aynı söz |
| Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210) | Mefâtîhu'l-gayb | Tefsir: zararın karşıtı olarak rüşd |
| Hattâbî (ö. 388/998) | Şe'nü'd-duâ | Dua: rüşdümü bana ilham et |
| Kuşeyrî (ö. 465/1072) | Letâifü'l-işârât | İşârî tefsir: icabetin sonundaki rüşd |
Taberî: İki ağızda aynı söz. Ğâfir sûresi aynı ifadeyi iki zıt konuşmacının ağzından aktarır. Ğâfir 29'da Firavun der ki: Ben size kendi görüşümden başkasını söylemiyorum; ben size ancak doğru yolu (sebîle'r-reşâd) gösteriyorum. Ğâfir 38'de ise Firavun'un ailesinden iman eden adam der ki: Ey milletim, bana uyun, sizi doğru yola (sebîle'r-reşâd) eriştireyim. Zâhir dersinin şerh bölümünde bu adamın Ğâfir 29'daki öbür sözü okunmuştu. Taberî'nin aktardığı açıklamalarda iki iddianın ölçüsü bellidir: Firavun kendi görüşünü yol diye sunar; iman eden adam ise kavmini Allah'a çağırır. Dersin Derin seviyesindeki Hûd 97 bu ölçüyü koyar: Firavun'un buyurduğu doğru değildi. Rüşd iddiası kimin ağzından çıkarsa çıksın, kaynağına göre sınanır.
Râzî: Zararın karşıtı olarak rüşd. Cin 21'de Peygamber'e şöyle demesi emredilir: Ben size zarar vermeye de iyilik yapmaya da kadir değilim. İyilik diye çevrilen kelime reşed'dir ve burada zararın (darr) karşıtı olarak gelir. Râzî'nin tefsirinde bu karşıtlığın inceliği üzerinde durulur: Beklenen karşıtlık zarar ile fayda olurdu; ayet ise faydanın yerine rüşdü koyar. Bu açıklamaya göre insan için gerçek fayda doğru yolu bulmaktır, ve o da ancak Allah'tan gelir; Peygamber bile onu kimseye kendi gücüyle veremez. Dârr dersinin İlmî seviyesinde okunan nispet edebi Cin 10'da da aynı karşıtlığı kurmuştu: Kötülük murad edildi, ya da Rableri onlara rüşd diledi.
Hattâbî: Rüşdümü bana ilham et. Tirmizî'nin Sünen'inde aktarılan bir rivayete göre Hz. Peygamber, İmrân b. Husayn'ın babasına iki cümlelik bir dua öğretmiştir: Allah'tan rüşdünü kendisine ilham etmesini ve onu nefsinin şerrinden korumasını istemek. Hattâbî'nin dua şerhindeki bakışa göre bu duanın iki cümlesi birbirini tamamlar: Rüşd dışarıdan öğrenilen bir bilgi olmaktan önce kalbe verilen bir isabettir; ona en büyük engel ise insanın kendi nefsidir. Bu okumada er-Reşîd isminin kula yansıması bir istemedir: Kul kendi rüşdünü kendisi bulamaz, onu ilham edilmek üzere ister.
Kuşeyrî: İcabetin sonundaki rüşd. Bakara 186 duayı kabul edeceğini bildiren ayettir; Mücîb dersinde bu ayet okunmuştu. Ayetin son cümlesi ise şöyledir: Artık onlar da davetimi kabul edip Bana inansınlar ki doğru yolda yürüyenlerden olsunlar (le'allehüm yerşudûn). Kuşeyrî'nin işârî okumasında ayetin sırası bir yolculuğu anlatır: Allah yakındır, kulun duasına icabet eder; kul da O'nun çağrısına icabet eder; bu karşılıklı icabetin sonunda rüşd gelir. Rüşd burada bir başlangıç değil, iki taraflı bir yakınlığın meyvesidir.
Karşılaştırma. Dört şârih rüşdün dört yüzüne bakar. Taberî aynı rüşd iddiasının zıt ağızlarda nasıl sınandığını, Râzî rüşdün zararın gerçek karşıtı olduğunu, Hattâbî rüşdün kalbe ilham edilmek üzere istendiğini, Kuşeyrî ise rüşdün karşılıklı icabetin meyvesi olduğunu öne çıkarır. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: Rüşd insanın kendi görüşünden doğmaz; er-Reşîd'den istenir, O'nun çağrısına uyulduğunda verilir ve kaynağına göre sınanır.
Sıradaki isim. Esmâ listesinin son ismi es-Sabûr, çok sabırlı olan, acele etmeyen ve cezayı vaktinden önce vermeyen, bu sabrın hem Allah hem kul için anlamına bakacaktır.
Durup düşün
- Son zamanlarda verdiğin önemli bir kararı hatırla. Onu bilgiyle mi, olgunlukla mı, yoksa acele ile mi verdin?
- Hûd 78'deki gibi, bir kalabalığın içinde "aklı başında" olmak zorunda kaldığın bir an oldu mu?
- Kehf 10'daki gençler gibi, bugün hangi işinde Allah'tan rüşd istemen gerekiyor?
Uygulama
Bu hafta önemli bir karar vermeden önce Kehf 10'daki duayı oku ve güvendiğin birine danış. Yarın için bir plan yaparken "inşallah" de ve Kehf 24'ü hatırla. Akşam Tefekkür Defteri'ne, gün içinde verdiğin bir kararı ve onun ne kadar isabetli olduğunu yaz.
Kendini sına
- Hidayet ile rüşd arasındaki fark nedir?
- Kehf 10'da mağaraya sığınan gençler Allah'tan hangi iki şeyi istemiştir?
- Hûd 97'ye göre Firavun'un emri hakkında ne söylenir?
- Ebû Hanîfe'ye göre ergenliğe erdiği hâlde malını israf eden kişiye malı ne zaman verilir?