es-Sabûr, çok sabırlı olan, hiçbir işi vaktinden önce yapmaya acele etmeyen, kendisine karşı gelenleri hemen cezalandırmayıp mühlet veren demektir. Tirmizî'nin listesi bu isimle kapanır. el-Halîm dersinde üç kavram birbirinden ayrılmıştı: Hilim, kötülüğe karşı öfkeye kapılmamak; af, karşılık vermeye hakkı olduğu hâlde vazgeçmek; sabır ise sıkıntıya dayanmak ve beklemek. el-Afüvv dersinde affın yüzü işlenmişti; bu ders, üçüncü kavrama, sabra bakar. İnsan için sabır bir erdem ve bir sınavdır; Allah için ise bir kemal sıfatıdır. Kullar O'na eziyet veren sözler söyler, O yine de onlara rızık ve afiyet vermeye devam eder. Bu ders, Hz. Yâkub'un "güzel sabır"ına, musibetin ilk anındaki sabra ve azim sahibi peygamberlerin sabrına bakar.
Temel
Kelime. es-Sabûr, s-b-r kökünden gelir. Sabr, kendini tutmak, nefsi sıkıntı karşısında dizginlemek ve beklemektir; es-Sabûr bu kökten gelen bir mübalağa kalıbıdır: çok sabırlı olan. Türkçede sabır, sabırlı, sabırsız, musâbır (sabreden) ve istisbar kelimeleri bu köktendir; acı bir bitki olan sabır otu (aloe) da adını bu kökten alır. Sabrın acı bir şey olduğunu anlatmak için Arapçada bu bitkinin adının kullanılması dikkat çekicidir. es-Sabûr ismi Kur'an'da geçmez; Tirmizî'nin listesinde yer alır ve anlamı bir hadiste açıkça görülür:
Hadis, ilahî sabrın ne olduğunu gösterir: Allah'a en ağır sözü söyleyenler bile rızıktan ve sağlıktan mahrum bırakılmaz. Müslim de hadisi (Sıfâtü'l-münâfıkîn) rivayet etmiştir.
Müminin hâli. Müslim'in rivayetinde (Zühd) Hz. Peygamber, müminin durumunu şaşılacak bir güzellik olarak anlatır: Ona bir sevinç ulaşırsa şükreder ve bu onun için hayır olur; bir sıkıntı ulaşırsa sabreder ve bu da onun için hayır olur. Hadis bunun yalnız mümine mahsus olduğunu söyler. Sabır ile şükür, müminin iki kanadıdır: Biri zor günlerde, öbürü kolay günlerde onu taşır. Her hâl, doğru karşılandığında bir kazanca dönüşür.
Sabırda yarışmak. Kur'an, sabrı bir kişisel erdem olmaktan çıkarıp bir topluluk görevi hâline getirir:
Ayette sabırla ilgili iki ayrı fiil geçer: isbirû (sabredin) ve sâbirû (sabırda üstün gelin, birbirinizle sabırda yarışın). Birincisi kişinin kendi sabrını, ikincisi karşısındakinden daha dayanıklı olmayı anlatır. Sûre, bu çağrıyla ve kurtuluş umuduyla biter.
Sabır ve namaz. Kur'an, sabrı bir yardım kaynağı olarak anar:
Sabır ve namaz, müminin iki dayanağıdır. Biri içeriden direnç, öbürü yukarıdan destektir; birlikte, insanın tek başına taşıyamayacağı yükleri taşınabilir kılar. Ayet, sabredenlerin yalnız bir erdem sahibi olmadığını, aynı zamanda Allah'ın beraberliğine mazhar olduğunu söyler.
Musibet anında. Kur'an, sınavın biçimlerini ve sabredenlerin sözünü birlikte anar:
Korku, açlık, mal, can ve ürün kaybı sayılır; sonra sabredenlere müjde verilir. Onların sözü, "Biz Allah'ınız ve elbette O'na döneceğiz"dir. el-Muîd dersinde bu sözün dönüş yönü işlenmişti; burada vurgu, onu söyleyen kalbin sabrıdır. Buhârî'nin rivayetinde (Cenâiz) Hz. Peygamber, çocuğunu kaybedip ağlayan bir kadına "Sabır, musibetin ilk anındadır" buyurmuştur. Sabır, acının hafiflediği zamanda değil, ilk düştüğü anda gösterilen tavırdır. Zaman geçince herkes bir ölçüde sakinleşir; asıl sabır, ilk sarsıntıda kendini tutabilmektir.
Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da es-Sabûr'u, acelenin hiçbir işi vaktinden önce yaptırmadığı, her şeyi takdir ettiği ölçüde ve vaktinde gerçekleştiren diye açıklar. Kulun bu isimden payı, acele etmemek, musibette sızlanmamak ve iyiliği sürdürmekte gevşememektir.
Kâinattaki izi. "Görmek" basamağında bu isim, acele etmeyen bir düzende okunur. Bir meşe ağacı yüzlerce yılda büyür; bir mağaradaki damlataş, damla damla binlerce yılda oluşur. Anne karnındaki bir bebek aylar içinde gelişir; hiçbir aşama öne alınamaz.
Derin
Derin
Güzel sabır. Hz. Yâkub, oğlu Yûsuf'un kaybolduğu haberini aldığında şöyle der:
"Artık bana güzelce sabır gerekir." Müfessirler "güzel sabrı" (sabrun cemîl), şikâyetin insanlara değil yalnız Allah'a yapıldığı sabır diye açıklamıştır. Yâkub yıllar sonra "Ben üzüntü ve tasamı yalnız Allah'a açarım" (Yûsuf 86) diyecektir. Güzel sabır, acıyı inkâr etmek değil, acıyı doğru adrese götürmektir. Yâkub ağlamış, gözleri üzüntüden ağarmıştır; ayet onun için "Artık acısını içinde saklıyordu" der (Yûsuf 84). Arapçasında kazîm kelimesi geçer: öfkeyi ya da acıyı yutan, dışa taşırmayan. Bu, onun sabrını bozmamıştır. Sabır, gözyaşını yasaklamaz; isyanı yasaklar.
Eyyûb ve Mûsâ. el-Vâcid dersinde işlenen Sâd 44, Hz. Eyyûb hakkında "Biz onu sabırlı bulmuştuk" der; uzun hastalığı ve kayıpları boyunca Rabbine yönelmeyi bırakmamıştır. Hz. Mûsâ ise Hızır'la yolculuğunda başka bir sabrı öğrenir: Hızır ona "Sen doğrusu benim yaptıklarıma dayanamazsın" der (Kehf 67–68); Arapçasında "benimle birlikte sabra güç yetiremezsin" ifadesi geçer, ve Mûsâ gerçekten de olayların hikmetini görmeden itiraz eder. Biri acıya, öbürü anlamadığı şeye sabır gösterme sınavıdır. Hızır'ın sözü, sabrın bilgiyle ilişkisini de gösterir: İnsan, kavrayamadığı şeye sabretmekte zorlanır.
Sabır Allah iledir. Kur'an, sabrın da bir lütuf olduğunu söyler:
"Senin sabrın ancak Allah'ın yardımıyladır." Kul sabreder, ama o sabrı veren de es-Sabûr'dur. el-Muğnî dersinde işlenen hadisin devamında Hz. Peygamber şöyle der: "Kimseye sabırdan daha hayırlı ve daha geniş bir ihsan verilmemiştir" (Buhârî, Zekât).
Azim sahiplerinin sabrı. Kur'an, Hz. Peygamber'e önceki peygamberlerin sabrını örnek gösterir:
Âlimler "azim sahibi" (ülü'l-azm) peygamberleri çoğunlukla Nûh, İbrâhîm, Mûsâ, Îsâ ve Hz. Muhammed olarak saymıştır. Ayet, "inkârcılar için acele etme" diyerek sabrı bir beklemeye de bağlar: Hesap vakti gelecektir, ama o vakti belirleyen Allah'tır. el-Halîm ve el-Muahhir derslerinde işlenen Nahl 61 ve Fâtır 45 de Allah'ın insanları zulümleri yüzünden hemen cezalandırmadığını, belli bir süreye kadar ertelediğini bildirir.
İlmî
İlmî
Sabrın üç türü. Âlimler sabrı üç kısma ayırmıştır: ibadete sabır (itaati sürdürmek), günahtan sabır (nefsi haramdan tutmak) ve musibete sabır (başa geleni kabullenmek). Gazâlî, İhyâ'nın sabır ve şükür bölümünde sabrı, dinî güdünün heves güdüsüne karşı direnmesi diye tanımlar ve bu üç alanı ayrıntılı olarak işler. Gazâlî, eserin bu bölümünü imanın iki yarıdan, sabır ve şükürden oluştuğunu bildiren bir sözle açar ve iki kavramı birlikte ele alır.
Hesapsız ecir. Kur'an, sabrın karşılığını dikkat çekici bir ifadeyle anar:
"Sabredenlere ecirleri sonsuz olarak ödenecektir." Arapçasında "hesapsız" (bi-gayri hisâb) ifadesi geçer. Âlimler bunu, sabrın karşılığının ölçüyle değil, Allah'ın cömertliğiyle verileceği şeklinde açıklamıştır. Asr sûresi de kurtuluşu, birbirine hakkı ve sabrı tavsiye etmeye bağlar (Asr 3).
Sabûr ile Halîm. Âlimler bu iki ismi birbirine yakın bulmuş, ama vurgularını ayırmıştır. el-Halîm, kötülüğe karşı öfkeye kapılmamayı; es-Sabûr ise acele etmemeyi ve her şeyi vaktinde gerçekleştirmeyi öne çıkarır. Halîm isminde vurgu öfkenin yokluğundadır; Sabûr isminde ise vaktin beklenmesindedir. Birincisi bir tepkinin nasıl olmadığını, ikincisi bir işin ne zaman olduğunu anlatır.
Listenin sonu. Tirmizî'nin listesi Allah ismiyle başlar ve es-Sabûr ile biter. Allah ismini anlatan ilk derste, doksan dokuz ismi "ihsâ" edenin cennete gireceğini bildiren hadis işlenmişti; ihsâ, isimleri saymakla kalmayıp onları anlamak ve hayatta yaşamaktır. Listenin sabırla bitmesi anlamlıdır: İsimleri öğrenmek bir derste olur, onları yaşamak ise bir ömür sürer. Her ismin kuldaki payı, sabırla ve zamanla olgunlaşır. Bu yüzden son isim, aynı zamanda bütün diğer isimleri yaşamanın anahtarıdır.
İlmî
Klasik şerhlerde es-Sabûr
es-Sabûr Kur'an'da isim kalıbıyla geçmeyen isimlerdendir; bu sayfanın Kur'an'da bölümü bu yüzden boş kalır. İsmin kaynağı Tirmizî'nin aktardığı listedir; anlamı ise dersin Temel seviyesinde okunan Buhârî rivayetinde, eziyete Allah'tan daha sabırlı kimsenin olmadığını bildiren hadiste görünür. Kök ve dil bölümünün gösterdiği gibi s-b-r kökü Kur'an'da 103 kez geçer: sabera fiili 58, sâbir 20, sabr 15, sabbâr 4 kez. Bu dersin İlmî seviyesi sabrın üç türünü, hesapsız ecri, Sabûr ile Halîm farkını ve listenin sonunu anlattı. Bu bölüm kökün dersin ve öbür derslerin işlemediği ayetlerine şârihlerin sorduğu soruları yan yana koyar.
| Şârih | Eser | İsme bakışı |
|---|---|---|
| Taberî (ö. 310/923) | Câmiu'l-beyân | Tefsir: nefsini onlarla birlikte tut |
| Kurtubî (ö. 671/1273) | el-Câmi' li-ahkâmi'l-Kur'ân | Ahkâm: misilleme hakkı ve sabır |
| Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210) | Mefâtîhu'l-gayb | Tefsir: birbirinizle sınanmak |
| Kuşeyrî (ö. 465/1072) | Letâifü'l-işârât | İşârî tefsir: sabrınıza karşılık selam |
Taberî: Nefsini onlarla birlikte tut. Kehf 28'de Peygamber'e şöyle emredilir: Sabah akşam Rablerinin rızasını dileyerek O'na yalvaranlarla beraber sen de sabret. Arapçası vasbir nefseke'dir, yani nefsini onlarla birlikte tut. Taberî'nin aktardığı rivayetlere göre ayet, Mekke'nin ileri gelenlerinin Peygamber'den, yanındaki yoksul sahâbîleri uzaklaştırırsa onu dinleyeceklerini söylemesi üzerine inmiştir. Bu kullanımda sabrın ilk anlamı açıkça görünür: Bir şeyi bir yerde tutmak, bırakıp gitmesine izin vermemek. Sabır burada bir acıya katlanmak değil, kalbin değerli olanın yanında kalmasıdır; dünyanın süsünü isteyen göz başka yere kaymak ister, sabır onu tutar.
Kurtubî: Misilleme hakkı ve sabır. Nahl 126 bir hak tanır ve bir tercih sunar: Eğer ceza vermek isterseniz size yapılanın aynıyla mukabele edin; sabrederseniz, andolsun ki bu, sabredenler için daha iyidir. Dersin Derin seviyesinde bu ayetin hemen ardından gelen Nahl 127 okunmuştu: Sabrın da Allah'ın yardımıyla olduğu. Kurtubî bir ahkâm müfessiri olarak bu ayetten, misillemenin uğranılan zarardan fazla olamayacağı hükmünü çıkarır ve ayetin Uhud'dan sonra indiğini bildiren rivayetleri aktarır. Bu ayette sabır bir zorunluluk değil, hakkın yanında sunulan daha üstün bir seçenektir. Sabûr'un kula yansıması, karşılık verebilecekken beklemeyi seçmektir.
Râzî: Birbirinizle sınanmak. Furkân 20, önceki peygamberlerin de yemek yediğini ve çarşıda dolaştığını hatırlatır ve şöyle der: Ey insanlar! Sabreder misiniz diye sizi birbirinizle sınarız. Râzî'nin tefsirinde bu sınanmanın biçimleri sayılır: Zengin ile yoksul, sağlıklı ile hasta, peygamber ile ona inanmayan birbirinin sınavıdır. Yoksul zengine bakıp sabreder mi, zengin yoksula bakıp şükreder mi? Bu açıklamaya göre sabır, insanların arasındaki farkın içinde yaşanır. Dersin Temel seviyesindeki Müslim rivayeti aynı dengeyi müminin hâli olarak anlatır: Sevinçte şükür, darlıkta sabır.
Kuşeyrî: Sabrınıza karşılık selam. Ra'd 22–24, Rablerinin rızasını dileyerek sabredenleri anlatır ve Adn cennetlerinde onları karşılayan melekleri bildirir: Melekler her kapıdan yanlarına girip, sabretmenize karşılık size selam olsun, derler. Kuşeyrî'nin işârî okumasında ayetin sırası anlamlıdır: Bütün amellerin içinden selam, sabra bağlanır. Dünyada eziyete, beklemeye ve kendini tutmaya sabreden, sonunda esenlikle karşılanır. Bu okuma, listenin son ismini başlarından birine, es-Selâm'a bağlar: Sabrın sonu selamdır.
Karşılaştırma. Dört şârih sabrın dört yüzüne bakar. Taberî sabrı kalbin değerli olanın yanında tutulması olarak, Kurtubî karşılık verebilecekken beklemeyi seçmek olarak, Râzî insanların birbiriyle sınanmasının içindeki tutum olarak, Kuşeyrî ise sonunda selamla karşılanan bir yolculuk olarak okur. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: es-Sabûr hiçbir şeyi vaktinden önce yapmaz; kul da O'nun takdir ettiği vakti beklerken kendini tutar ve bu bekleyişin sonunda esenliğe ulaşır.
Durup düşün
- Son yaşadığın bir sıkıntının ilk anında nasıl tepki verdin? "Sabır ilk andadır" hadisi sana ne söylüyor?
- Güzel sabır, şikâyeti yalnız Allah'a yapmaktır. Derdini en çok kime anlatıyorsun?
- Sabrın üç türünden hangisi senin için en zor: ibadete, günahtan ya da musibete sabır?
Uygulama
Bu hafta, seni sabırsızlandıran bir durumda Bakara 156'daki sözü söyle ve bir an dur. Uzun süredir sürdürmekte zorlandığın bir iyiliği yeniden başlat ve ona sabırla devam et. Derdini birine anlatmadan önce, onu duada Allah'a aç. Akşam Tefekkür Defteri'ne, gün içinde sabrettiğin ve sabredemediğin anları yaz.
Kendini sına
- Buhârî'deki hadise göre Allah'ın sabrı nasıl tarif edilir?
- Hz. Yâkub'un "güzel sabır"ı müfessirlerce nasıl açıklanmıştır?
- Âlimlere göre sabrın üç türü nelerdir?
- Zümer 10'a göre sabredenlerin ecri nasıl verilir?